<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123</id><updated>2011-10-22T04:26:14.637-07:00</updated><category term='kurtulamanın'/><category term='ne gribi'/><category term='sağlık sorunları'/><category term='bel ağrısı'/><category term='zirool'/><category term='abse'/><category term='kan grubu'/><category term='ilaç.büyük tehlike'/><category term='adele'/><category term='kalp'/><category term='cilt lekeleri'/><category term='sivilce'/><category term='yağ düşmanı besinler'/><category term='Domuz gribi h1n1'/><category term='takip sistemi'/><category term='bebek'/><category term='süt'/><category term='h1n1'/><category term='egsersiz'/><category term='cips'/><category term='kök'/><category term='saatler'/><category term='spor'/><category term='sağlıklı kilo vermek'/><category term='4 günde'/><category term='göğüse'/><category term='steril'/><category term='kekik'/><category term='olanlar'/><category term='olsaieçer'/><category term='hastaları'/><category term='aylıkken'/><category term='nasıl'/><category term='su'/><category term='ucuz'/><category term='dokuz'/><category term='metabolizma hızlandırma'/><category term='krizi'/><category term='pankreas'/><category term='seks'/><category term='romeo -juliet'/><category term='dsö'/><category term='5 altın'/><category term='felç'/><category term='besinlerin yararları'/><category term='hücre'/><category term='H1N1/A'/><category term='kestane'/><category term='bilinçsiz'/><category term='organik gıda'/><category term='sigara'/><category term='ilaç krizi'/><category term='kız tavlama sanatı'/><category term='kilo'/><category term='diş'/><category term='yemek'/><category term='metabolizma hızı'/><category term='gelen'/><category term='tedavisi'/><category term='arı sütü'/><category term='virüsü'/><category term='sarkan'/><category term='spreyle'/><category term='ısı'/><category term='gribin'/><category term='tüketenler'/><category term='çene'/><category term='grupları'/><category term='check-up'/><category term='çekilen'/><category term='ani'/><category term='aşı'/><category term='cinsel sorunlar'/><category term='vanilya'/><category term='cilt lekelerinden korunma yolları'/><category term='fazla et'/><category term='sir hunter'/><category term='sağlık'/><category term='vatan'/><category term='almayı'/><category term='aşk acısı'/><category term='pankreas hastalığı'/><category term='otistik'/><category term='silikon'/><category term='zehirlenmesi'/><category term='zig zag'/><category term='aids'/><category term='aşk'/><category term='şeker'/><category term='iyot'/><category term='roka'/><category term='obezite'/><category term='apse'/><category term='kör'/><category term='grinex'/><category term='aşık'/><category term='aşıldı'/><category term='pankreas kanseri'/><category term='umut'/><category term='kilo vermek'/><category term='sporcu'/><category term='glokom'/><category term='doğru beslenme'/><category term='kemik'/><category term='grip'/><category term='yağlara karşı hangi besinler kullanılır'/><category term='kan'/><category term='beden kütle endeksi'/><category term='kız tavlamanın yolları'/><category term='soba'/><category term='beslenme tarzı'/><category term='metabolizma'/><category term='ürünleri'/><title type='text'>Domuz gribi-Domuz gribi önlemleri-sağlık blogu-Sağlık- şifalı bitkiler-hastalıklar-a gribi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>124</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-418463270692272172</id><published>2010-09-14T10:45:00.003-07:00</published><updated>2010-09-14T10:45:51.926-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cilt lekeleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cilt lekelerinden korunma yolları'/><title type='text'>Cildimizdeki Lekelerden Kurtulma Yolları</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-full wp-image-4007" height="225" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/798_9385814jpg1.jpg" title="798_9385814jpg" width="225" /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen yaş,&amp;nbsp;&lt;strong&gt;güneş&lt;/strong&gt; ışınları ve çeşitli sebeplerle oluşan deri lekelenmeleri çoğumuzun korkulu rüyasıdır. Ancak teknoloji bu soruna da çözüm sunuyor.&amp;nbsp;Leke tedavisinde&amp;nbsp;&lt;strong&gt;yeni&lt;/strong&gt; geliştirilmiş bir teknik olan lazerde, özel dalga boyunda ışınlar kullanılarak pigment içeren hücrelerin harap edilmesi, deriye renk veren melanin pigmentinin yıkılması veya derinin en üst tabakasının soyulması ile lekeler yok ediliyor. &lt;span id="more-4006"&gt;&lt;/span&gt;Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emel Erkek deri lekelenmelerine karşı uygulanan en son yöntem olan ‘lazer tedavisi’ hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Emel Erkek, “Lazer sistemleriyle yapılan uygulamalarda etraftaki normal deriye zarar vermeden lekelerin tedavisi mümkün oluyor. Lazer hem yüzeysel, hem de derin lekelerin tedavisinde başarı ile kullanılıyor. Lazerle leke tedavisi en sık yüze yapılmakla birlikte boyun, el üstleri ve diğer vücut bölgelerine de uygulanabiliyor” dedi.&lt;br /&gt;Lekelenme daha çok yüz, boyun ve el üstlerinde oluşuyor&lt;br /&gt;Deri lekelenmeleri ilerleyen yaş ve güneş ışınlarının yanı sıra hormonal, genetik faktörler, ilaç ve kozmetik kullanımının yanı sıra metabolik hastalıklar sebebiyle de oluşabiliyor. Lekelenme doğumsal olabileceği gibi, sonradan da edinilebiliyor. Derinin en üst tabakası veya deri altı tabaka ile ilişkili olabilen lekelenme, mekanizma olarak melanin pigmentinin artışına veya melanin-dışı pigment birikimine bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Daha çok koyu tenli kişilerde görülen deri lekelenmesi yüz, boyun V’si ve el üstleri gibi kronik olarak güneşe maruz kalan deri bölgelerinde belirgin oluyor.&lt;br /&gt;Leke yüzeysel ya da yeni ise tedaviye yanıt şansı yüksek!&lt;br /&gt;Çoğu zaman kozmetik problemden ibaret olan deri lekelerinin bazıları kansere dönüşüm olasılığını barındırıyor. Güneş ışınlarının yalnızca lekelenme oluşumunda değil, varolan leke bölgelerinin kararmasında ve leke üzerinde kanser oluşumunda da önemli rolü bulunuyor. Leke tedavisinde en temel prensip güneşten korunmadır. Bu sağlandıktan sonra lekelenmenin tipine göre&amp;nbsp;&lt;strong&gt;uygun&lt;/strong&gt; tedavi seçenekleri gözden geçirilebiliyor. Genel olarak lekelenme ne kadar yüzeyselse ve ne kadar yeni ise, tedaviye yanıtı o derece olumlu oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-418463270692272172?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/418463270692272172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/cildimizdeki-lekelerden-kurtulma-yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/418463270692272172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/418463270692272172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/cildimizdeki-lekelerden-kurtulma-yollar.html' title='Cildimizdeki Lekelerden Kurtulma Yolları'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8401432069406484272</id><published>2010-09-14T10:45:00.001-07:00</published><updated>2010-09-14T10:45:28.657-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yağ düşmanı besinler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yağlara karşı hangi besinler kullanılır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='besinlerin yararları'/><title type='text'>Yağ Düşmanı Besinler</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-full wp-image-4011" height="107" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/42_imagescagreyfurtjpg.jpg" title="42_imagescagreyfurtjpg" width="143" /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı biber: İçindeki acı madde “capcaicin”, vücudun kan dolaşımını hızlandırarak ısısını artırmasına neden oluyor. Vücudun forma girmesine yardımcı olan bu etkiye de “termojenes” adı veriliyor. Vücut ısısı ne kadar artarsa yağ yakımı da o derece hızlanıyor. &lt;span id="more-4010"&gt;&lt;/span&gt;Hindiba: Hafif sarımsı bu sebze içinde kan damarlarına pozitif etkisi bulunan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ve&lt;/strong&gt; hazmı kolaylaştıran ‘intybin’ ya da ‘taraxin’ gibi çok özel keskin maddeler barındırıyor. Bu iki madde, vücuttaki asitlerin atılımında ve metabolizmanın düzenli çalışmasında önemli bir görev üstleniyor. Bu sayede tatlıya olan iştah azalıyor.&lt;br /&gt;Greyfurt: Bu&amp;nbsp;&lt;strong&gt;meyve&lt;/strong&gt; içeriğindeki ikincil bitkisel maddeler ve C vitaminiyle gerçek bir form dostu olduğunu kanıtlıyor. Vücudun enerjisini artırırken açlık krizlerini önleyici etkisi bulunuyor.&lt;br /&gt;Yoğurt: Kalsiyum olmadan metabolizmamız sadece sınırlı&amp;nbsp;&lt;strong&gt;bir&lt;/strong&gt; şekilde çalışmasını sürdürüyor. Bu yüzden iyi bir beslenme düzenine dikkat etmek sağlıklı ve kusursuz bir vücuda sahip olmakla aynı anlama geliyor. Az yağlı yoğurt içerdiği yoğun mineraller sayesinde vücudun yağ yakımını da belirli bir oranda yükseltiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8401432069406484272?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8401432069406484272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/yag-dusman-besinler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8401432069406484272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8401432069406484272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/yag-dusman-besinler.html' title='Yağ Düşmanı Besinler'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8021941978048083212</id><published>2010-09-14T10:44:00.002-07:00</published><updated>2010-09-14T10:44:58.278-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kilo vermek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlıklı kilo vermek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beden kütle endeksi'/><title type='text'>Sağlıklı Kilo Vermenin Yolları</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-medium wp-image-4014" height="160" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/1228_tatli-kadinjpg1-300x200.jpg" title="1228_tatli-kadinjpg" width="240" /&gt;&lt;br /&gt;Kilo vermenin en doğru yolu, yeme&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ve&lt;/strong&gt; içme alışkanlıklarını değiştirip, fiziki aktiviteyi arttırmakla oluyor.&lt;br /&gt;Her kesin yapısı farklı olduğundan, ideal kilo diye&amp;nbsp;&lt;strong&gt;tek&lt;/strong&gt; bir değer yok, fakat boya göre ideal kilo aralığını tayin etmek mümkün. &lt;span id="more-4013"&gt;&lt;/span&gt;Kilonun bu sağlıklı değer aralığında olup olmadığını anlamak için, Vücut Kitle Endeksi´ni (BMI) hesaplamak gerekiyor. BMI değerini bulmak için kilonun, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesi gerekiyor. Örneğin, boyu 165 cm. ağırlığı 55 kg olan kişinin Beden Kütle İndeksi: 55 / (1.65)2 = 20.2 olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8021941978048083212?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8021941978048083212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/saglkl-kilo-vermenin-yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8021941978048083212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8021941978048083212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/saglkl-kilo-vermenin-yollar.html' title='Sağlıklı Kilo Vermenin Yolları'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8261289205915536620</id><published>2010-09-14T10:44:00.000-07:00</published><updated>2010-09-14T10:44:18.268-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğru beslenme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beslenme tarzı'/><title type='text'>Doğru beslenerek hastalıklardan korunun</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-full wp-image-4018" height="106" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/1026_dogru-beslenerek-hataliklardan-korununjpg.jpg" title="1026_dogru-beslenerek-hataliklardan-korununjpg" width="123" /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz mevsim itibarıyla girip ve soğuk algınlığı başta olmak üzere pek çok hastalık kapımızı çalabilir ve gerek bedensel olarak gerekse de sosyal olarak pek çok risklerle karşı karşıya kalabiliriz. Özellikle son dönemde gündemde olan ve dünya çapında salgına yol açan H1N1 virüsü nedeniyle yaşamsal bazı risklerle de karşılaşabiliriz. &lt;span id="more-4017"&gt;&lt;/span&gt;Oysa ki, tüm bu risklerle karşı karşıya kalmamak ve doğru beslenme tercihleriyle güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak oldukça mümkün… Peki, nasıl beslenmeliyiz ki hastalıklara karşı&amp;nbsp;&lt;strong&gt;doğal&lt;/strong&gt; bir kalkan oluşturabilelim? Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran, besinlerle güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturabilmenin pratik yollarını şöyle anlattı:&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8261289205915536620?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8261289205915536620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/dogru-beslenerek-hastalklardan-korunun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8261289205915536620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8261289205915536620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/dogru-beslenerek-hastalklardan-korunun.html' title='Doğru beslenerek hastalıklardan korunun'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1218961504545038135</id><published>2010-09-14T10:43:00.001-07:00</published><updated>2010-09-14T10:43:36.778-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='metabolizma hızı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='metabolizma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='metabolizma hızlandırma'/><title type='text'>Metabolizmayı hızlandıran besinler</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-full wp-image-4021" height="133" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/146_beslenme-metojpg1.jpg" title="146_beslenme-metojpg" width="178" /&gt;&lt;br /&gt;Diyet yaparken herkesin peşinde koştuğu daha hızlı kilo verdiren&amp;nbsp;&lt;strong&gt;süper&lt;/strong&gt; besinlerdir.&lt;br /&gt;Aslında daha hızlı kilo verdiren süper bir besin yoktur. Çünkü kilo verme durumu vücudumuzun&amp;nbsp;&lt;strong&gt;enerji&lt;/strong&gt; dengesi ile ilişkilidir. Fakat bazı besinlerin iştah ve metabolizma üzerinde etkisi olduğu doğrudur. Şimdi şehir efsanelerini bir kenara bırakıp, bilimsel gerçekliklerle iştahı ve metabolizmayı etkileyen besinleri inceleme vakti… &lt;span id="more-4020"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yumurta: Örnek protein kaynağı olan yumurtanın tokluk süresini uzattığına dair bilimsel veriler vardır. Sabah kahvaltılarında&amp;nbsp;&lt;strong&gt;bir&lt;/strong&gt; adet haşlanmış yumurta tüketerek tokluk sürenizi uzatabilirsiniz.&lt;br /&gt;Kırmızı acı biber: Acı biberin içerdiği kapsaisin adlı maddenin metabolik hızı arttırabileceği bilimsel çalışmalar ile saptanmıştır. Yemeklerinize ve salatalarınıza katacağınız bir miktar acı kırmızıbiber ile bedeninize canlılık, menülerinize&amp;nbsp;&lt;strong&gt;lezzet&lt;/strong&gt;ekleyebilirsiniz. Ayrıca kapsaisin adlı maddenin iştahı azalttığına dair bilimsel verilerde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Yeşil çay: Güçlü antioksidan etkisi&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ile&lt;/strong&gt; bedenimizi zehirli maddelerden temizlemesinin yanı sıra, yeşil çay içerdiği bileşikler ile metabolik hızı da arttırmaktadır. Günde 1–2 fincan yeşil çay tüketerek metabolizmanızı enerjik hale getirebilir aynı zamanda bedenimize dost antioksidanları da alabilirsiniz.&lt;br /&gt;Badem: Yağlı kuruyemişlerden olan badem birçok vitamin, mineral ve posadan zengindir. Bunun yanı sıra kalp sağlığını koruyan omega-3 yağ asitlerini de içerir. Yapılan son bilimsel araştırmalar, beslenme programında yeterli miktarda (aşırı değil!) badem bulunan kadınların, badem tüketmeyen kadınlara göre daha kolay kilo verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;Sirke: Salatalarınıza ekleyeceğiniz sirke tokluk sürenizi uzatabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, sirkenin içinde bulunan asetik asidin sindirim hızını yavaşlattığını ortaya koymuştur. Böylece kan şekeriniz daha dengeli yükselir ve daha uzun süre kendinizi tok hissedersiniz.&lt;br /&gt;Tarçın: İşte başka bir iştah azaltıcı… Tarçın üzerinde yapılan çalışmaların sonucunda, tarçının özellikle şeker hastalarında kan şekeri dengeleyici bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Şeker hastasıysanız ve diyet yapıyorsanız hem daha uzun süre tok hissetmek hem de kan şekerinizi dengelemeye yardımcı olmak adına günde ¼ – ½ çay kaşığı kadar tarçın ile menülerinizi süslemeyi deneyebilirsiniz.&lt;br /&gt;Zeytinyağı: Günlük yağ gereksinmesinin bir kısmı tekli doymamış yağ asitlerinden karşılandığında yani zeytinyağı tüketimi yeterli olduğunda metabolizmanın desteklendiği ve kilo vermenin kolaylaştığı bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir.&lt;br /&gt;Salata: Öğünlere koca bir kâse salata ile başlamak veya öğün içerisinde bolca salata tüketmek öğünde alınan kaloriyi azaltabilir. Sebzeler yüksek posa yoğunlukları ile midede yer tutarak daha çabuk doymamıza yardımcı olurlar. Ayrıca zayıflama diyetlerinde görülebilecek bir sorun olan kabızlığında çözümünde önem taşırlar.&lt;br /&gt;Etli, Sütlü veya Yumurtalı Çorba: Çorbalar öğünde daha az enerji tüketmek için farklı bir yoldur. Su içerikleri nedeni ile midede oluşturdukları basınç nedeni ile daha kısa sürede doymamızı sağlarlar. İlginç bir bilimsel veri de, protein içeriği yüksek çorbaların gün boyunca enerji alımını azaltmada diyet yapanlara yardımcı olmasıdır.&lt;br /&gt;Peynir: İçeriğinde yer alan proteinler iştahı baskılamakta yardımcı olur. Bunun dışında yüksek kalsiyum içeriği nedeni ile de zayıflamaya yardımcı etkisi olabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar yetersiz kalsiyum tüketiminin kilo vermeyi zorlaştırdığını ortaya koymuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1218961504545038135?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1218961504545038135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/metabolizmay-hzlandran-besinler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1218961504545038135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1218961504545038135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/metabolizmay-hzlandran-besinler.html' title='Metabolizmayı hızlandıran besinler'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-661752025967455411</id><published>2010-09-14T10:42:00.001-07:00</published><updated>2010-09-14T10:42:56.545-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pankreas kanseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pankreas hastalığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pankreas'/><title type='text'>Kilo pankreas kanseri yapıyor</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-full wp-image-4025" height="111" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/60_imagescagvkilolujpg.jpg" title="60_imagescagvkilolujpg" width="111" /&gt;&lt;br /&gt;ABD´deki Teksas Üniversitesine bağlı Kanser Merkezinden Dr. Donghui Li, vücut kitle endeksi ile pankreas kanseri arasındaki bağlantıyı göstermek amacıyla yapılan araştırmada&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ilk&lt;/strong&gt; kez, hangi yaşta aşırı kilonun pankreas kanseri riskini artırdığını da incelediklerini belirtti. &lt;span id="more-4024"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonunda, 14-19 yaşında aşırı kilolu olan gençlerin pankreas kanserine yakalanma riskinin normal kilodakilere göre yüzde 60 fazla olduğu görüldü. Aşırı kilonun 20&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ve&lt;/strong&gt; 30´lu yaşlardaki kişilerde ise pankreas kanseri riskini 2-3 kat artırdığı saptandı.&lt;br /&gt;Aşırı kilo ve kanserin ortaya çıktığı yaş arasındaki bağ da belirlendi. Kanserin, ortalama olarak, normal kilodakilerde 64, aşırı kilodakilerde 61, obezlerde 59 yaşında ortaya çıktığı sonucu elde edildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-661752025967455411?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/661752025967455411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/kilo-pankreas-kanseri-yapyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/661752025967455411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/661752025967455411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/kilo-pankreas-kanseri-yapyor.html' title='Kilo pankreas kanseri yapıyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6312817173966060400</id><published>2010-09-14T10:40:00.001-07:00</published><updated>2010-09-14T10:40:11.077-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sporcu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spor'/><title type='text'>Sporcu Nasıl Beslenmelidir</title><content type='html'>&lt;img alt="" class="alignnone size-medium wp-image-4028" height="144" src="http://www.saglikblogu.com/resimbloguu/1043_sporcu-cocuk-nasil-beslenmelijpg-300x206.jpg" title="1043_sporcu-cocuk-nasil-beslenmelijpg" width="210" /&gt;&lt;br /&gt;Sporcularımızın genel beslenme gereksinimleri ve özellikle önemli karşılaşmalar öncesindeki kamp dönemleri&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ile&lt;/strong&gt; karşılaşma sabahı nasıl beslenmeleri konusunda “Sporcuların en titizlik gösterdiği en çok merak ettiği, uygulamada da en sıkıntı çektikleri, en eksik kaldıkları konulardan bir tanesi. &lt;span id="more-4027"&gt;&lt;/span&gt;Küçük yaşlardaki sporcular için bu yüzme, jimnastik gibi çok yoğun, yaz döneminde de yaz&amp;nbsp;&lt;strong&gt;spor&lt;/strong&gt; okulları açılıyor. Veliler bu konuda ilgililer. Çocukların beslenmesi hep birinci planda. Tabi, normal çeşit olarak herşeyden yiyorsa bir sporcu, beslenme açısından bir sorunu yok demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6312817173966060400?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6312817173966060400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/sporcu-nasl-beslenmelidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6312817173966060400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6312817173966060400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/sporcu-nasl-beslenmelidir.html' title='Sporcu Nasıl Beslenmelidir'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2035086868949744051</id><published>2010-09-14T10:24:00.000-07:00</published><updated>2010-09-14T10:24:20.093-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız tavlamanın yolları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız tavlama sanatı'/><title type='text'>Kız Tavlama Sanatı - Kadınları Etkileme Yolları - Kızları Etkileme Yolları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDkDyf_FCI/AAAAAAAAAb8/Jq_53Lp47eo/s1600/zooey_deschanel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDkDyf_FCI/AAAAAAAAAb8/Jq_53Lp47eo/s320/zooey_deschanel.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Erkekler için hazine değerinde tavsiyeler, tüyolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı, kızları etkilemek isteyen erkeklere hitap ediyor. Sakın bu yazıyı kız arkadaşınıza okutmayın. Eğer etkilemek istediğiniz kız bu yazıyı okursa şansınız kalmaz. Silahlarınızı öğrenmiş olur. Bu yazı sadece erkeklere hitap ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1-    DOĞAL KOKUN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İnsan, tıpkı diğer pek çok memeli gibi terinde hormonlarını da taşır. Erkekler, dönem dönem terlerinde erkeklik hormonlarını bulundururlar. Bu hormonlar da kadınlara “cinsel ilişkiye hazırım” mesajı verirler. Kadınlar bu hormonal kokular sayesinde erkeğe karşı cinsel olarak duydukları ilgiyi artırırlar. Pek çok pahalı parfüm markası, parfümlerine bazı hayvanların terlerinden elde edilen hormonal kokuları işte bu nedenle koymaktadır. Sonuç olarak, doğal kokun. Koltukaltınızı sürekli tıraş etmeyin. Koltukaltı tüyleri bu hormonal kokular için ideal yerlerdir. Sürekli tıraşlı olursanız kokunuzu hiçbir şekilde belli edemezsiniz. Bu da cinsel ilişkiye hazır olduğunuz mesajını kadına ulaştıramayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-VÜCUT ÇALIŞIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;En basit ifadeyle, kadınlar kaslı erkeklere bayılırlar. Bunun psikolojik açılımı ise şöyledir. Hayatta kalma açısından, erkekler kadınlara göre daha avantajlı görünmektedirler. Kadınlar bu dengeyi nasıl sağlarlar? Beklentilerini buna göre değiştirerek. Erkeklerde kas üretimini artıran kimyasallar erkeklik hormonlarıyla ilişkilidir. Kadınlarda bu hormonların üretimi çok düşük seviyede olduğu için kadınlar daha az kaslıdırlar. Kaslı bir erkek bu noktada kadına “erkeklik hormonlarının sağlıklı” olduğu mesajını verir. Fazlasını da verir. Kadınlar sahip oldukları bu fiziksel zayıflığı erkeklerle telafi ederler. Yani, kendisini özellikle hamilelik gibi tamamen zayıf olduğu dönemlerde koruyacak güçlü erkekler ararlar. Fiziksel güç kadın için korunma demektir. Kadın için hayatta kalma demektir. Hayat ise her şeydir. Bu yüzden kas yapın, kol kaslarına önem verin. Görünür kaslara önem verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-SESİNİZE VE KONUŞMANIZA DİKKAT EDİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Olgun ve kalın bir ses kadınlar için çekicidir. Bunun psikolojik nedeni ise kadında erkeğin sağlıklı bir ergenlik geçirmiş olmasını ve hormonal olarak sağlıklı olmasını çağrıştırmasıdır. Kalın sesler ince seslere göre daha erkeksi ve çekicidir. Kalın sesli erkekler her zaman daha fazla tercih edilirler. Rutkay Aziz’in ses tonu neden bu kadar beğeniliyor hiç düşündünüz mü? Konuşma olarak da yavaş ve harflerin üzerine basa basa konuşan erkekler kadına “kendine güveniyor” mesajı verir. Bu yüzden, sesinizi kalınlaştırın. Yavaş ve olgun konuşun. Çok konuşmayın. Az ve öz konuşun. Böylece kadınlar daha fazlasını duymak için size sorular sormak zorunda kalacaktır. Bu da yeni sohbetlere yelken açmanız için bir fırsattır.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDkNJSEQPI/AAAAAAAAAcA/uhgJ2t-4xxo/s1600/kate_winslet.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDkNJSEQPI/AAAAAAAAAcA/uhgJ2t-4xxo/s320/kate_winslet.jpg" width="232" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-BİRBİRİNE YAKIN KAŞLAR.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar, zannedilenin aksine; birbirine yakın kaşların seyrek ve uzak kaşlardan daha çekici olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun açıklaması ise beden diliyle ilgilidir. Erkekler, bir konuya dikkatlerini verdiklerinde kaşlarını çatarlar. Kadınlarla konuşurken bir kadına kaşını çatan erkek, -eğer sinirli değilse- bu o kadına dikkatini verdiğini gösterir. Kadın bu noktada bilinçli olarak farkına varmaz. Ama karşısındaki erkeğin beden dilini anlar. Kendisini özel hisseder. Daha rahat konuşur. Birbirine yakın ya da birleşik kaşların da sürekli olarak çatılmış gibi görünmesi kadınlara bu mesajı sürekli olarak verecektir. Eğer bu kaşlara sahip değilseniz, kadınlarla konuşurken kaşlarınızı hafiften çatın ve ona dikkat ettiğinizi, ona önem verdiğinizi gösterin! Not: kadınlarda bu fonksiyonu kalkık kaşlar yerine getirir. Kadınlar bir şeye dikkatlerini verdiklerinde bir kaşlarını kaldırırlar. Erkekler için kalkık kaş kadının erkeğe dikkatini verdiğini ve en önemlisi erkekle ilgilendiğini gösterdiği için olumlu bir mesajdır. Bu nedenle erkeğe çekici görünür. Kadınlar bu çekiciliği bildikleri için kaşlarını kaldırmaya onca çaba sarfediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5- VÜCUTTA YARA İZLERİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yara izleri olan vücutlar kadınlara daha çekici görünür. Bunun açıklaması basittir. Erkeğin çetin çeviz olduğunu gösterir. Özellikle kavga kaynaklı yara izleri kadınlarda erkeğin cesur olduğunu gerekirse kavgadan da kaçınmayacağını gösterir. Vücudunuzda bir yara izi varsa ve bu hayati organlarınızda değilse çekicidir. Bunu sakın unutmayın. Yara izlerinizi belli edin. Yoksa da yeni izler oluşturun. Kadınlar buna bayılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6- SAKAL&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar, sakalı olan erkeklerin köse olan erkeklere göre daha çekici bulunduğunu ortaya koymuştur. Sakal, erkeği çok daha erkeksi gösterir. Uzun sakallardan ziyade kirli sakal olarak bilinen sakal çeşidi daha çekicidir. Kirli sakal, erkeğin hayata karşı vurdumduymaz olduğunu, aslında hayatı çok da umursamadığını, kendine ait bir dünyası olduğunu gösterir. Kadın bundan “özgüvenli bir erkek, başkalarına güzel görünmek için erkeksiliğinden ödün vermiyor” mesajını çıkaracaktır. Bu yüzden bırakın sakallarınızı kendi hallerine. Bırakınız uzasınlar!&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDk-Lulq8I/AAAAAAAAAcE/BCEzu3rw-nA/s1600/sophie_marceau.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDk-Lulq8I/AAAAAAAAAcE/BCEzu3rw-nA/s320/sophie_marceau.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7- KOYU TEN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Koyu tenler sıcak coğrafyada kadınlara çekici görünür. Soğuk coğrafyada yaşamıyorsanız koyu tenin daha avantajlı olduğunu bilmelisiniz. Koyu ten, koruyucu kimyasallardan ötürü bu renktedir. Bu kimyasallar güneşin zararlı ışınlarını önlemek için üretilir. Güneş ışınlarına maruz kaldıkça üretim artar. Buna halk arasında “bronzlaşma” denir. Bronz tenler kadınlara basit söylemek gerekirse “eve hapsolmuş asosyal biri değil” mesajı verecektir. Bütün gün bilgisayarın başında duran, bembeyaz tenli erkeklerin şansı düşüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8- CESUR OLUN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Tavus kuşu teoremi olarak da bilinen teorem, tavus kuşlarının nasıl oluyor da hayatlarını ve türlerini tehlikeye attığı halde bu denli süslü olduklarını anlamak için ortaya atılmıştı. Ancak daha sonra anlaşıldı ki bu teorem sayesinde tüm erkek canlıların anlaşılamaz pek çok davranışı açığa kavuşmuştu. Teoreme göre, erkekte hayatını tehlikeye atabilecek derece göze batan görünüşler kadınlarca çekici bulunmaktadır. Erkek tavus kuşları arasında en dikkat çekici tüylere sahip olan tavus kuşu, dişi tarafından seçilir. Bunun nedeni, dikkat çekici olmasının yarattığı tehlikedir. Tehlike ise mücadele ve cesaret gerektirir. Bir tavus kuşu eğer çok güzel tüylere sahip olduğu halde hala hayatta ise bu onun ne derece güçlü ve sağlıklı olduğunu gösterecektir. Bu nedenle dişi tarafından seçilir. Aynı şey yüksek sesle öten erkek kuşlar için de geçerlidir. Ötüşü sayesinde tüm düşmanları tarafından fark edilir. Ama bunu dişi kuş için çekici yapan şey, düşmanları tarafından fark edilmeyi göze ala ala ötecek kadar cesur olması ve sonunda hayatta kalmasıdır. Bu dişilerin erkeklere uyguladığı bir tür sınavdır.&lt;br /&gt;Cesareti ahmaklıktan ayıran şey, potansiyele sahip olduğunuz zaman taşıdığınız cesarettir. Eğer gücünüz yoksa, zekanız yoksa, cesaret sizi yok eder. Bu da kadınlar için kimin güçlü, kimin zeki olduğunu anlamanın bir yoludur.&lt;br /&gt;Özetle, toplum içinde dikkat çeken, tehlikeye atılan, ön plana çıkan, şaşalı giyinen erkekler çekicidir. Bunu sakın unutmayın! Kırmızı giyin. Kırmızı renk görüldüğünde metabolizma hızının %13.4 artığını biliyor muydunuz? Bu onun kalp atışlarının hızlanması, dudaklarına ve göğüslerine kan pompalanması demek. İnanmıyorsanız araştırın kendiniz görün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;9- DOĞAL DAVRANIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDmd-GlGxI/AAAAAAAAAcM/o3hW5R5WCYs/s1600/yvonne_strahovsky.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDmd-GlGxI/AAAAAAAAAcM/o3hW5R5WCYs/s320/yvonne_strahovsky.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Kadınlar kasıntı erkekleri sevmezler. Bir erkek kadınla konuşmadan önce kırk saat hazırlık yapıyorsa bu kadınları etkilemez. Bunun yerine elini kolunu sallayarak gelen, buluşma saatine beş dakika geç gelen erkek daha çekicidir. Kadında “beni yeterince çekici bulmuyor, öyle bulsaydı buluşmaya yarım saat önceden gelir bir sürü hazırlık yapardı” düşüncesini uyandırır. Bu noktada, lütuf yapan kadın değil erkek olur. Birden bire roller değişir ve kadın sizi etkilemeye çalışır. Çünkü siz kadının özgüvenine zarar verirsiniz. Egosuna zarar verirsiniz. Egosunu tamir etmek ister. Sizi etkilemesi onun için bir göreve dönüşür. Sizi etkileyememiş olmak güzelliğini sorgulatacaktır. Kadında eğer bu hissi yaratırsanız en muhteşem gecenizi yaşarsınız. Ancak lütuf yapan konumuna düşmesini sağlarsanız etkilemek için taklalar atmanız gerekecektir.&lt;/div&gt;Doğal davranın, etkilemeye çalışmayın. Bırakın egosu tatmin olmasın. Onun için hazırlanmış olduğunuzu belli etmeyin. İlk buluşmanıza hediyelerle gitmeyin. Durup da şiir okumayın. Dikkatinizi verdiğinizi belli edin evet ama ağzına da girmeyin. Telefon numarasını mı verdi. Hemen aramayın. Bir süre bekleyin. Hatta düşünsün “acaba etkileyemedim mi? Acaba güzel bulmadı mı beni? Acaba unuttu mu?” desin. Aradığınızda da ısrarcı olmayın. Israrcı erkekler kadının egosunu tatmin ederler. Sürekli arayarak onu ne kadar çok düşündüğünüzü belli etmeyin. Bırakın egosu tatmin olmasın ki tatmin olmak için sizin peşinize düşsün. Rahat olun. Kasmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;10- MADDİ ŞEYLERİ ÖNEMSEMEDİĞİNİZİ GÖSTERİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Parasal şeyleri önemsemeyen erkekler her zaman çekicidir. Jean Baudrillard bize israfın temel mantığını öğretti. İsrafı çekici yapan şey maddi gücünüzü ön plana koymasıdır. Eğer yere düşürdüğünüz elli lirayı aramıyorsanız sizin elli lira eksilse zarar görmeyecek kadar büyük maddi gücünüz olduğunu gösterecektir bu. Bir kadınla alışveriş yaparken fiyatlara odaklanmayın. “Hm.. Bu kaç liraymış? Bunun fiyatı neymiş?” demeyin. Fiyat diye bir şey hiçbir zaman olmamış gibi davranın. Şöyle düşünecektir “demek ki maddi şeyleri önemsemiyor. Demek ki alışveriş yaptığımda başımın etini yemeyecek.” En pahalı en lüks yerlere götürecek kadar hayvanlık yapmayın. Bir yere pahalı diye gidilmez! Hayvan! Eğer bir yere götürecekseniz, atıyorum bu yemek yiyeceğiniz bir yerse, en pahalısına götürmek yerine farklı olan, özel olan bir yere götürün. Mesela, “buranın balık yemekleri şahane oluyor” deyin. Böylece eşsiz zevkinizin ve parasal rahatlığınızın farkına varan kız sizden etkilenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;11- KLASİK ÇİZGİLERİ AŞIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İlk buluşmada sinemaya götürüp, sinemada öpüşüp akşama doğru da sevişme hayalleri kurmayın. Klişeleri aşın. İlk buluşmanızı uzatmayın. Amacınızın yatak olmadığı mesajını verir bu kadına. Ve kadınlar, aslında amacı yatak olan erkekleri daha çekici bulsalar da, kendilerini ağırdan satmak isterler. Sağlıklı bir kadın ilk buluşmada sevişmek istemez. İstese de istemez. Bunun nedeni, erkeğin yeterince mücadele ettiğine emin olmayacak olması. Ayrıca, tanımadığı bir kadınla sevişebilen bir erkek asla çekici değildir! Bunu sakın unutmayın. Kadınlar, erkeklerin aksine sevişmeyi duygusal bir eylem olarak görürler. Sevişmek bir ilişkide başlangıç değildir. Bir basamaktır. İlk buluşmada sevişen erkek şu mesajı verir “dişi olsun da yeter. Herkes olabilir” oysa kadın özel olmak ister. “Seni tanıdıkça daha fazla etkilendim” demenizi ister. “Göründüğünden çok daha fazlasısın” demenizi ister. Kadınlar sizin başınıza gelmiş en mükemmel şey olmak isterler. Bu şekilde kendilerinin özel olduğunu düşünerek egolarını tatmin ederler. İlk buluşmada sinemaya götürüp Terminatör izlerken öpüşmek hemen ardından evde ya da arabada sevişmeye çalışmak çok alalede bir davranış biçimi. Ayrıca, erkek için de hemen teslim olan kadın çekici değildir. Gözden düşürür kendini. Erkekler bir kadının zor elde edilir olduğunu bilmek isterler. Çünkü böylece zaferleri yücelir. “Zor elde edilir, herkesle birlikte olmayan bir kadının kalbini kazandım ben” diye zafer narası atar. Klasik olmayın. Rahat olun ama acele de etmeyin. Birkaç buluşma hayat, toplum ve evren üzerine olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik erkeklerin modasının geçtiğinin farkına varın. Ilık, menekşe kokan bir yaz gecesinde, dolunaya bakarak “Combien coute la demi-pension d’une chambre? Et, la chemise n’est pas bien lavée!” diyerek pek çok kızı büyüleyebileceğiniz günler eskide kaldı. Artık herkesin dört dil bildiği gerçeğiyle yüzleşin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sanat için de geçerli. Genel kültürünüzün kadını etkileyeceğini bilmelisiniz. Ama kadınlar göründükleri kadar sanat düşkünü değildirler. 45 dakika boyunca Michalengelo’ın Nu tabloları hakkında konuşabilecek kadar bilgili olduğunuzu elbette biliyoruz. Ancak Renoir tablolarındaki tutuculuk, Aivazovski’nin kır manzarası düşkünlüğü ya da Picasso bir kadın için zevkli bir sohbet konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;12- ANILARINIZI ANLATMAYIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar buluşmalarda oturup uzun uzun anılarını anlatan erkekleri sıkıcı bulurlar. Anılarınız elbette komiktir. Bunu inkar etmiyorum. Elbette arkadaşınıza ateş ve deodorant ile yaptığınız o şaka çok komik, ama sırası değil. Ama oturup askerlik anılarını, maç anılarını, kavga anılarını anlatmanız da çok itici. Anlatma işini kadınlara bırakın. Onların anlattıkları şeylerin hiç komik olmadığını, çok alelade olduğunu fark etseniz bile ilginizi kesmeyin. Sözlerini asla kesmeyin! Yorumsuz da bırakmayın. Yorumlarınız çok yalaka olmasın. “Canim çoq tatlisin” seviyesinde olmasın. Konudan kopmayın. Parmağını tost makinesinde yaktığını anlatan bir kadına “çok güzel bir anı, vallahi koptum gülmekten” diye yorum yaparsanız akşamı yalnız ve neşesiz geçirebilirsiniz. Evet bu kadar önemli, evet bu kadar hayati. Eğer niyetiniz sevişmekse bile, öncesinde ve sonrasında epey şey dinleyeceğinizi unutmayın. Ancak önemlisi şu, siz anlatmayın! Gizemli görünün. Kadın sorsun. “Anlatmadığı kimbilir ne kadar çok şey var” diye düşünsün. Ağzınızdan kelimeleri tek tek uğraşarak elde etsin. Sizi konuşturmak için çabalasın bırakın da. Saatlerce susmayı bilin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;13- EŞYALARINIZI TANITMAYIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Evinize mi geldi? Tek tek her şeyi tanıtmayın. Uğurlu vazonuzu tanımak zorunda değil ki? Kafanızı çarpıp kırdığınız Yin Yang motifli ayna da hiç çekici değil. Daha çekici olanı yarattığınız gizem olacaktır. Masanın üzerinde duran yarısı siyah yarısı mor bir deve heykeli onun için gizemdir mesela. Onu görür görmez “bunu Göreme’de beş liraya aldım” derseniz tüm gizemin içine sıçarsınız. Önemsiz bir şey bu evet. Ama şöyle söylemek var. “O mu? Önemsiz bir şey. Pozitif bir havası var” böylesi daha çekici değil mi? Ancak o sorarsa anlatın. Ancak o merak ederse söyleyin. Ona bilmek istediğinden fazlasını sunmayın. Öğrenci evinizde bulaşık makinenizin olduğunu söylemeniz hiçbir şey ifade etmez onun için. Ya da Kaddafi fotoğrafları biriktirdiğinizi. “Aa bu ne? Deden mi bu?” diyorsa hemen kahkahayı patlatmayın. Cahilliğini yüzüne vurma geri zekalı! Sen doğuştan tarih mı biliyordun! Sakin ve olgun bir şekilde, sıcaklığınızı hissettirecek kadar yaklaşıp “Hayır, bu İsrail’in özgürlük savaşçısı Yaser Kaddafi’nin fotoğrafı” deyin. Ezilen halklara karşı duyduğunuz ilgiyle büyüleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;14- ÇOCUKSU YÖNÜNÜZÜ DE BELLİ EDİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDnOH11wnI/AAAAAAAAAcQ/u5JVsdSfRz4/s1600/zooey_deschanel2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDnOH11wnI/AAAAAAAAAcQ/u5JVsdSfRz4/s320/zooey_deschanel2.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;Diyelim ki evinize geldi. Evin içinde yürürken gözüne çarpan bir oyuncak ona çekici gelecektir. “Çocuksu bir yönü var” diye düşünecektir. Bu kadına “güvenilir” mesajı verir. Çünkü her kadın çocuktur. Çünkü her kadının içinde yaşamadığı çocukluk anıları, sahip olamadığı oyuncakların hüznü vardır. Erkekler kadar rahat çocukluk yaşayamadıkları bir toplumdayız çünkü. Çocukluk fotoğraflarınızı gösterin. Tutup da sünnet fotoğraflarınızı göstermeyin. Sünnet törenleri, Carl Gustav Jung’a göre kadınlarda olumsuzlanır. Şaşalı sünnet törenlerini gören kız çocukları buna hayranlıkla karışık bir kıskançlık duyarlar. Zamanla bu eşitsizlik algısı pekişir ve adet gördüğünde kendisini kirli hissetmesi gibi, eksik ve kusurlu hisseder. Erkekte olan bir organ onda olmamıştır. O eksik doğmuştur. Sanki hiç sünnet töreniniz olmamış gibi davranın. Pek çok kadının taşıdığı bu yaraya dokunmayın. Askerlik anılarının da benzer etkiler taşıdığı modern psikolojide tartışılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;15- SİZİ YENMESİNE İZİN VERİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Size sulu şakalar yapmasına, sizi bozmasına, hatta küçük duruma düşürmesine izin verin. Laf mı soktu. Gözüne bakıp gülümseyin. Tokat mı attı. Sırıtın. Çenenize mi vurdu, tam o esnada dil çıkarın. Ancak aşırıya kaçmayın. Ona yaşattığınız bir zaferi gece bir öpücükle geri alacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;16- HEDİYENİZ NADİR VE ÖZEL OLMALI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;En pahalı hediyeyi almış olmanız aslında bir şey ifade ediyor. Bu da onun için nelerden vaz geçebileceğinizi. Ancak hediyeye de duygusal açıdan bakar kadınlar. Bir kadına verdiğiniz hediye beş liraya alınmış olabilir. Ama sizin için çok manası olan bir şeyse bu kadına “kendisi için çok özel bir şeyi benimle paylaşıyor. Demek ki bana çok değer veriyor” mesajını verir. Bu da onun egosunu tatmin edecektir. Ona çocukluğunuzdan kalma, bir bacağı kırık oyuncak askerinizi hediye edin. Mutluluktan uçacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;17- İŞİNİZDEKİ BAŞARILARINIZI BELLİ EDİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDnWb8zhZI/AAAAAAAAAcU/MrS2J_QuD3Y/s1600/zooey_deschanel3.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDnWb8zhZI/AAAAAAAAAcU/MrS2J_QuD3Y/s320/zooey_deschanel3.jpg" width="247" /&gt;&lt;/a&gt;Her ne kadar, sürekli işini anlatan erkekler itici olsa da, bir kadın her zaman başarılı bir erkekle birlikte olmuş olmak ister. İşinizde patronunuzdan duyduğunuz iltifatı anlatmayın. Sakın ha! Bir başka erkeğin sizden daha başarılı olmuş olması, bir başka erkeğin sizden daha üst konumda bulunmuş olması ikilemi kadında olumsuzlanır. Daha basit söylemek gerekirse, patronlar dururken çalışanları seçmiş olmak hiç de ego tatmin eden bir şey değildir. Siz orada patron konumunda değilseniz, patron iltifatı hiç de çekici değildir. Hiçbir kadın “ikincil konumdaki erkeği seçtim” diyerek tatmin olmaz. Elbette tüm erkekler birincil olamaz. Ama bu ikilemi göz önüne sermeyin. “Başarılı, ama önü kesilen erkek” olun. “patron olmak hakkı, ama istemedi” erkeği olun. “Yükselebilirdi rahatça, ama konumundan memnundu” erkeği olun. “Patron olmak bana göre değil, ben para için çalışmıyorum” erkeği olun gerekirse. Yalan mı? Elbette yalan. Ama kapasitesi olup da fırsatları iten erkek çekicidir. Kapasitesi ve fırsatları olmayan erkek itici.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;18- TRAVMATİK ANILARINIZI ANLATMAYIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDnc-EnhaI/AAAAAAAAAcY/Us1V06DaGeg/s1600/Zooey-Deschanel-4.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDnc-EnhaI/AAAAAAAAAcY/Us1V06DaGeg/s320/Zooey-Deschanel-4.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Psikolojinizdeki bozuklukları, yaşadığınız depresyonları, terk edilme anılarınızı kesinlikle anlatmayın. Şunu sakın unutmayın, kadınlar erkeklere etiket yapıştırmaya bayılırlar. “Psikolojisi bozuk” etiketi onun için bir kozdur. Siz onu güzel bulmazsanız o da bu kozu oynayarak egosunu tamir edecektir. Size etiket vurmak için hiçbir fırsatı kaçırmayacağına emin olabilirsiniz. Terk edilme anılarına gelince. Hiçbir kadın, bir başka kadının terk ettiği erkeği kabul etmek istemez. “ikinci el” gibi düşünün. “Terk ettiyse eğer bir bildiği vardır” diye düşünür. Evet bu kadınlar arası görünmez bir ittifaktır. Ama siz de oturup ona gerçekleri anlatırsanız bedeli bu olur. Bırakın bilmesin gerçekleri. Sorarsa eğer diplomatik cevaplar verin. Size etiket vurmasına neden olabilecek kozlar vermeyin eline. Eğer bir defa sizin geveze olduğunuzu kafasına yerleştirirse, üç yıl sonra ayrılık bahanesi olarak bunu karşınıza çıkaracaktır. Kadınlar sizi kusurlu kendilerini ise kusursuz göstermek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Kadınlar için siz her zaman sorunlu, her zaman eksik ve kusurlusunuzdur. Kusursuz görünmeye çalışsanız bu defa da kusurunuz bu olur. En iyisi doğal olun, rahat olun, kusursuz görünmeye çalışmayın. Kusursuz olduğunuzu inkar etse de, içten içe biliyorsa o sizindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;19- İYİ ÖPÜŞTÜĞÜNÜZÜ İYİ SEVİŞTİĞİNİZİ BELLİ ETMEYİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Elbette bir sürü sevgiliniz oldu bir sürü kadınla birlikte oldunuz. Ama bunu bilmesi sizi önemli yapmaz. Ona “çok kadın geçti elimden” diyerek onu elde edemezsiniz. Böyle bir ego tatmininin yeri değil. Bunu liseli erkeklere karşı yaparak onların hayranlığını kazanabilir hayallerini süsleyebilirsiniz. Ama olgun insanlar böyle yapmaz. Her sevişmeniz ilk sevişme gibi olmalı. Nasıl seviştiğiniz kadının başka erkeklerden, sizden daha fazla zevk almış olmasını düşünmek bile sizi delirtebiliyorsa bu kadın için de geçerlidir. Başka bir kadınla sevişmiş, başka bir kadın tarafından orgazm edilmiş olmanız onun için olumsuzdur. Tek olmak isterler. En güzel olmak isterler. Ayrıca, kötü öpüşen değil, amatörce öpüşen erkek çekicidir. Böylece her önünüze gelenle öpüşmediğinizi gösterirsiniz. Böylece kadına bu “özel bir şey” olarak görünür. Öpüşerek ona bir lütuf bahşedersiniz. Evet bunu amatörce öpüşerek yapabilirsiniz. Sevişirken de aynısı geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;20- FOTOĞRAFLAR ÇEKİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar sizinle birlikte ve mutlu olduğunu bilinçaltına kanıtlayacak delillerdir. Ayrıldığınızda çevresinde size dair eşyalar görüyorsa sizi hatırlayacaktır. Ve size yapıştırdığı etiketler onu rahatsız edecek, kendi kendini sorgulayacaktır. Kadınlar ayrılmak istediklerinde bunu haklı çıkaracak her şeyi yaparlar. Eğer haklı çıkacak neden bulamazlarsa uydururlar. Sahte anılar üretirler. Birden bire yedi yirmidört kavga eden çifte dönüşürsünüz kafasında. Kadın için yaşadığınız mutlu anılar öfke anında yoktur. Siz sürekli mutsuz bir çift oluverirsiniz. Sahte anılar üretirler, sahte kavgalar hatta. Bunların tek amacı, “haksız bir şey yapmadım” diyebilmeleridir. Bu noktada, kendi vicdanlarını temize çıkarmak için sizi rahatlıkla gözden çıkarabilirler. Bunu sakın unutmayın. Bunu önlemek için, ayrılık zamanlarında ona gerçeği gösterecek eşyalardır. Öfkeli olduğunda öfkesini yatıştıracak gülümseyen bir fotoğraftır mesela.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;21- FARKLI HOBİLERİNİZ OLSUN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çok farklı ilgi alanlarınız olduğunu gösterin. Mesela, parkta çocuklara Kalavela destanından parçalar anlatmaktan zevk aldığınızı söyleyin. Fakat çılgınca hobiler daha çekicidir. Elektrikli testerelere ilgi duyduğunuzu söylemeniz, Baltık destanlarına ilgi duyduğunuzu söylemenizden daha çekici gelecektir. Darbeli matkaplar üzerine yaptığınız görsel bir sunumla kadını mest edin. Anal seks oyuncaklarının bir buçuk milyon yıl yaşında olduğunu bilmenizle şaşırtın. Napalm yapmanın üç yolunu anlatarak büyüleyin. Yahudi soykırımıyla ilgili espriler yapın. Hayatı tiye aldığınızı gösterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güncel konular hakkında bilgili olduğunuzu gösterin. Ona Yugoslavya’nın yıkıldığını ve 13 devlet kurulduğunu bilip bilmediğini sorun. Elbette hiçbir kız bilmez. Ancak onların bilmediği şeylerle onları büyüleyebilirsiniz. Mesela IMI Desert Eagle’ın 50 kalibrelik “Action Express” mermi ateşleyebilen tek silah olduğunu ve 1568 f-pound enerjiyle bu 300-grain’lik mermiyi ateşlediğinde merminin saniyede 473 metre hızla yol aldığını anlatın. Ağzı açık kalacak. Gıdalar konusunda bilginizi gösterin. Patates kızartmasının en besleyici gıdalardan olduğunu ve sürekli yenmesi gerektiğini çünkü 100 gram patates kızartmasında 4 mg C vitamini olduğunu bunun da günlük önerilen miktarın %10’u demek olduğunu, her gün 1000 gram patates kızartması yiyerek kesinlikle bağışıklık sistemini tavan yaptırabileceğini anlatın. Etkisini kısa sürede göreceksiniz.Tıbbi konularda bilgili olduğunuzu da gizlemeyin. Onda Stendhal Sendromu olup olmadığını inceleyin. 20-40 yaş arası yalnız, çirkin ve mutsuz kadınların pek çoğunda bu hastalığın olduğunu söyleyerek hüzünlü bir hava uyandırın. Yine genel kültürünüzle etkileyin. Mayıs ayının isminin Latince Maius Mencius’dan geldiğini ve “tanrıça Maia’nın ayı” demek olduğunu söyleyin. Haziran ayının isminin Süryanice sıcak anlamına gelen Hazuran’dan geldiğini söyleyin. Hiç sıkılmadan dinleyecektir. Facialar her zaman anlatılabilecek konulardandır. Dinleyen kişinin kalp atışlarının hızlanmasına, nefes alış verişlerinin hızlanmasına neden olurlar. 1989’da bir Boeing 737’nin motorları kapalı bir şekilde uzun bir mesafe katettiğini, East Midlands Havaalanına kadar motorları çalışmadan geldiğini, bu harika pilotun havaalanına 400 metre kala uçağı m1 karayoluna çaktığını ve içindeki 47 yolcudan ve mürettebattan kimsenin kurtulamadığını anlatın. Hayatı ne kadar değersiz gördüğünüzü görüp felsefenize hayran kalacak. Yeri gelmişken. Hint felsefesi her zaman kadınların dikkatini çekmiştir. Ona kötülüğü temsil eden Pandava ve iyiliği temsil eden Kaurava’nın geçtiği Mahabbarata destanını anlatın. Bilginizle büyüleyebilecek çok şey bulabilirsiniz. Müzik konusunda sakın bilgisiz olmayın. Araştırın öğrenin. Mesela, MC Hammer’a ait Yesterday şarkısının sadece ABD radyolarında 7 milyon defa çaldığını, Kylie Minogue’un Thriller adlı albümünün 100 milyondan fazla sattığını anlatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;22- BAŞINA BUYRUK OLUN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Durduk yere ortadan kaybolan, özgür, dağınık, başına buyruk bir erkek her zaman çekicidir. Birden bire telefonlarınızın kapalı olduğunu anlayıp endişelensin. Üç gün sonra Manisa otogarında olduğunuzu belirten bir mesaj onu büyüleyecek ve “ne kadar özgür, ne kadar rahat, onu kaçırmamalıyım” diyecektir. Sizi kendisine bağlamak için daha fazla çaba sarfedecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;23- BAZEN DUYARSIZ OLUN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar asla ama asla hastabakıcı istemez. Bunu sakın unutmayın. Kolu mu incindi. Size ne? Karnı mı ağrıyor? Doktoru siz misiniz? Her şeyden önce, sizin onu aciz ve zor durumdayken görmenizi istemez. Kim kendisine acınmasını ister ki? Ona acıdığınızda öfkesini kazanırsınız. Kalbini mi kırdınız. Sormayın bile. Bir süre sonra kırılgan olmak yerine, sizinle daha uyumlu olmaya çabalayacaktır. Kadınlar kırılganlığı çoğu kez ilgi çekmek için kullanırlar. Sürekli kırılırlar. Neden? Kalplerini tamir etmek için ne kadar çaba sarfedeceğinizi görmek isterler. Onu mutlu etmek için ne kadar çaba harcayacağınızı görmek isterler. Ona bu tatmini vermeyin. Bilakis, çaba harcayan taraf o olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;24- İLİŞKİYİ HADDİNDEN FAZLA ÖNEMSEMEYİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ayrılmak mı istiyor. Bırakın gitsin. Zerre umurunuzda olmasın. Size kız mı yok? Bir kız, ayrıldığında geride ağlayan bir erkek bırakmak ister. “Ne kaybettiğini bilsin” demek ister. Kendisini büyük bir kayıp olarak görür çünkü. “Beni kaybederek çok şey kaybetti” demek ister. Oysa ona bir hiç olduğunu hissettirin. “Onca şey yaşadık, gidiyorum, üzülmüyor bile” dediği an gittiğine bin pişman olacaktır. Geri döneceği kesindir. Geri döndüğünde kabul etmeyin, ayak direyin. Böylece zırt pırt ayrılık çıkarmayacaktır. Ancak, siz ayrılırsanız asla geri dönmeyin. Çünkü bunu yaptığınızda yaşadığı acının intikamını almak ister. Mutlaka acı çektirmek ister, ayrıldığınıza bin pişman etmek ister. E sizin de yapmak istediğiniz bu olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;25- FANTEZİLERİNİZİ CANLI TUTUN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Her sevişme bir fanteziye dönüşsün. Her gecenizi özel yapın. Unutmayın. Şiddetten ne kadar nefret etseler de her kadın şiddete karşı gizli bir heyecan duyar. Ona şiddetin her zaman orada durduğunu belli edin. Yatakta egemen konumda olun. Canını yakın. Canını yaktığınız ölçüde varsınız. Canını yaktığınız ölçüde erkeksiniz. Bir kadın, yatakta “canın yanmadı ya?” diyen erkekten nefret eder. Umursamaz olun, canını yakın. Morartın, kızartın. Gizli gizli bu morluklara bakıp mutlu olacaktır. Buna emin olun. Kim ne derse desin, kadın şiddeti arzular. Şiddet, ona erkeksiliğinizin bir kanıtıdır. Şiddeti esirgemeyin. Elinizi korkak alıştırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;26- KİBAR KONUŞMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!&lt;/b&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIUfbMWfzPI/AAAAAAAAAc8/-8D6CcNJJc8/s1600/amy_adams.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513847870817553650" src="http://3.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIUfbMWfzPI/AAAAAAAAAc8/-8D6CcNJJc8/s320/amy_adams.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 240px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Basın küfrü. Evet. Ciddiyim. Ses tonu ve konuşma hakkında söylediklerimi elbette hatırlıyorum. Ancak düzgün konuşmak küfürsüz konuşmak demek değildir. O tamamen sesiniz ve konuşma şeklinizle ilgili. Küfür etmekten çekinmeyin. Garsona mı sinir oldunuz. İşte size yeni küfürlerinizi denemek için şahane bir fırsat! Sevgilinizin duyacağı şekilde küfredin. Böylece sizin ne kadar etken, ne kadar sert bir kişiliğiniz olduğunu görüp size hayran kalacaktır. Tiksindiğini söylese bile, her kadın küfrü çekici bulur. Erkeğin etkenliğini kadının ise edilgenliğini gösterir. Bu kadın için erkeksidir. Küfür etmeyen bir erkeğin erkekliği değer yitirir. Ana avrat sövün. Üzerinize bir şey mi döktü. Ona küfredin. Gece cezalandırılmak isteyen bir melek olacaktır. Buna emin olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;27- İNSANLARIN İÇİNDE ÖZEL OLDUĞUNU HİSSETTİRİN.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Her kadın için yanındaki erkek bir el çantası gibidir. Diğer kadınlara gösterip benimki ne kadar güzel demek ister. Benimki ne kadar “benim” demek. Bunu bozmayın. Toplum içinde kadına tapın! Evet ciddiyim. Diğer kadınlara karşı hava atmasına aracı olun. Gece nasılsa sizin olacak. Gündüz başka kadınlara hava atmasına izin verin. Böylece elinize alacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;28- KOMİK OLDUĞUNUZU DA BELLİ EDİN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Esprili olduğunuzu belli edin. II. Dönem Wittgenstein konulu bir konuşmada Temel reisin dilinin tutulması ile ilgili fıkrayı patlatın. Hayran bakışlara siz bile şaşıracaksınız.&lt;br /&gt;Evde yalnız mısınız? Buzdolabına saklanın. Ona türlü türlü sürprizler vererek ilişkinizi canlı tutun. Karanlık odada birden bire, yatağın altından ayağını tutup korkutun ve eğlenin. Emin olun o da çok eğlenecektir. Söylemese bile, pek çok kadın heyecan arar, macera arar. Korku arar. Bir gecede tüm Saw serisini izleyin birlikte. Bu jestinizi yatağa bağlı olarak geçireceğiniz heyecan dolu dakikalar ile ödeyecektir size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;29- DURAĞANLIĞI ÖNLEMEK İÇİN BİRAZ KAVGA!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İlişkinizde sürekli mutluluk, mutluluğu sıradanlaştırır. Ona verdiğiniz mutluluğun değerini bilmesini istiyorsanız, ona acı da vermelisiniz. Böylece gülümsemenizi bir ödül olarak kutsayacaktır. Durmayın, kavga etmekten çekinmeyin. Kavga durağanlığa hapsolmuş, sıradanlaşmış ilişkileri canlandırmanın en etkili yoludur. Kavgayı başlatan da bitiren de siz olun. Ancak her zaman haklı konumda olmayın. Kadınlar özür dilemek istemezler. Özür dileyerek sizin egonuzu tatmin ettiklerini düşünürler. Özrü asla “kalbini tamir etmek” olarak görmezler. Siz de öyle görmeyin. Siz de özür dilemeyin. Ancak haksız olduğunuzu da itiraf etmesini bilin. Yoksa etiketi yersiniz: “sürekli kavga çıkarıyor”.&lt;br /&gt;Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. O da özrün kabahati örtmediği durumlar. Diyelim ki onu toplum önünde küçük düşürdünüz. Sokakta yürürken birden bire “bıyıkların da çok hoş” dediniz. Bu travmayı örtmek için özür diledikçe, bu travmayı tekrar yaşatırsınız. Hata mı yaptınız? Hiç bahsetmeyin. Olmamış gibi davranın. Böylece ona tekrar tekrar hatırlatmamış olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;30- SAÇLARDA AKLAR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Saçında birkaç tel ak olan erkekler daha çekicidir. Saçları tamamen beyaz olanlar değil. Saçların içinde birkaç tel beyazlık, erkeğin olgunluğunu ifade eder. Kadınlar buna bayılır. Pek çok sevilen ünlüde aynı şeyi göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;31- KENDİNİZE AİT DANS FİGÜRLERİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kendinize özgü dans figürleri yaratın. Genç kızların klasik dansları sevdiği büsbütün yalandır. Genç kızlar, tıpkı genç erkekler gibi moda olan popüler ve hareketli dansları sever. Klasik dansları bilmediğiniz için üzülmeyin. Tamamen size özgü, tamamen kuralsız kendi figürlerinizle onu etkileyin. Bırakın klasik dansları 30 yaş üstü kadınlar sevsin. Hint dansları yapmaya çalışın. Kıpti figürleri sergileyin. Maya kabartmalarındaki figürleri deneyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;32- KISKANMAYIN!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kıskanmadığınızı belli edin. Kadınlar, erkeklerin aksine kıskançlığı çok farklı yorumlarlar. Erkeğin kıskanması onlar için hem sevgisinin bir ölçüsüdür, hem de istemedikleri olumsuz bir engeldir. Bu dengeyi sağlamak zordur. En iyi çözüm ise hiç kıskanmamaktır. Bunun izlerini kısa süre sonra göreceksiniz. Sizi kıskandırmak için başka erkeklerle konuşacaktır. Aldırmayın. Başka erkeklerle el ele tutuştuğunu mu gördünüz? Tek niyeti sizi kıskandırmaktır. Zira, kıskanılmaması egosunu incitir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;33- KADIN SEÇİCİLİĞİNİ HESABA KATIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Schopenhauer’un Aşk Üzerine adlı eserinde bahsettiği kadın seçiciliği, özetle kadının kendisine birebir benzeyeni değil bilakis kendisiyle simetrik olanı seçtiğini ifade eder. Kadınlar kendileri gibi olan erkekler istemezler. Schopenhauer’a göre, uzun boylu kadınlar kısa boylu erkekleri, kısa boylu kadınlar ise uzun boylu erkekleri çekici bulurlar. Bunun nedeni genetik melezleşmedir. Böylece çocuğu normal bir boya sahip olacaktır. Yine çok beyaz tenli kadınlara koyu tenin çekici gelmesi de bundandır.&lt;br /&gt;Yine Schopenhauer’in aynı kitapta bahsettiği ve herkesin bildiği diğer husus ise simetrinin çekiciliğidir. Arı kovanından meyvelere kadar doğada her biyolojik yapı simetrik olma çabasındadır. Simetri, sağlıklılığın bir ifadesidir. Kadınlar simetrik yüzler, simetrik ve sağlam bir vücut ararlar. Top sakal, yüzü daha simetrik gösterdiği için çekicidir mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;34- PSİKOLOJİK KÖKENLERİ HESABA KATIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pek çok kadın, çocukluğunda yaşadığı anılar, eski ilişkileri, ailesi gibi etkenlerin güdümündedir. Elektra kompleksi olarak da bilinen, babaya karşı hayranlıkla karışık cinsel arzu tahmin ettiğinizden çok fazla görülür. Kızların ilk tanıdığı erkek çoğunlukla babalarıdır. Kafalarında oluşan erkek imajı babalarının imajıdır. Nasıl erkek çocukları annelerine yakınlık duyuyorlarsa, kız çocukları da genellikle babalarına yakınlık duyarlar. Temel manada, ilk tanıdıkları karşı cins olmasının yanında, aile içindeki koruyucu rolü, sertliği, iriliği kız çocuğunu büyüler. Freudcu yorum, kız çocuklarının büyüdüklerinde babalarına benzer erkekleri aradıklarını ifade eder. Babası sigara içmiyorsa, siz sigara içiyorsanız şansınız düşecektir. Ancak yine de kızların sevgililerini babalarıyla kıyaslama özellikleri de vardır. Bu annelerine karşı duydukları empatinin sonucudur. Babasına benzemeniz yetmez. Babasından daha iyi olmanız gerekir. Bu aslında türün ilerlemesiyle ilgili bir olgudur. Yine de, en basit ifadeyle, babası gibi görünün, babasının kullandığına benzer parfümler kullanın. Babasının cümlelerini taklit edin. Size duyduğu güven, sevgi, sempati artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;35- BİYOLOJİK ETKENLERİ HESABA KATIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Adet dönemleri gibi pek çok biyolojik etkiyi hesaba katın. Ancak şunu sakın unutmayın. Adet döneminde hoşgörülü erkek asla göründüğü kadar sempatik değildir. Kadınlar adet dönemlerini özgürlüklerini genişletmek, kafalarına göre davranabilmek, ağızlarına gelenleri söylemek için bahane olarak kullanırlar. Adet döneminde duyarsız olun. Özel bir muamele yapmayın. Çünkü hiçbir şekilde yaranamazsınız. Size öfkesini kusmak için bir ay beklemiştir. Buna izin vermeyin. Tanrı aşkına, 2 liraya ağrı kesici bulabilecekleri bir dünyada yaşıyoruz! Yutmayın bu numarayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;36- ANLAMADIĞINIZI DÜŞÜNÜP YILMAYIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar her zaman “erkekler bizi anlamıyor” derler. Bu aslında tamamen savunma mekanizmasıdır. Kadınlar, boşluklarını, cahilliklerini, zayıflıklarını ve kusurlarını “anlaşılmazlık” maskesiyle gizlerler. “Ben bir şey bilmiyorum” demezler “Beni anlamıyorsun” derler. “Hiçbir şey düşünemiyorum” demezler doğal olarak “Kimse beni anlayamıyor” derler. Ne kadar anlaşılmaz bir hazine olduklarını düşünerek egoları tatmin olur. Daha önce de bahsettiğim gibi, insan davranışlarının en temel hedefi tatmindir. Beni anlamıyorsun dediyse "cahilsin" deyin. Açıksözlü olun. Etkilenecektir bundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;37- TABULARINIZI AŞIN!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDlMn7tIrI/AAAAAAAAAcI/h8C4E1kOc2g/s1600/stoya.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDlMn7tIrI/AAAAAAAAAcI/h8C4E1kOc2g/s320/stoya.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Porno izlediğinizi saklamayın. Emin olun kadınların tamamı, tüm erkeklerin porno izlediğini bilir. Kimi kandırıyorsunuz? Seksen dvd’yi dolduracak kadar büyük arşiv yaptığınızı saklamayın şimdi. Gözüne bakarak yalan mı söyleyeceksiniz? Porno izlediğinizi söyleyin. Bu zannettiğiniz kadar korkunç bir şey değil. Bunu bilmesi sizi daha iyi tanıdığını ona hissettirecektir. Hatta birlikte izleyin. Bukkake, peeing, prego, zoofili, mature izleyin birlikte. İşte size yeni heyecanlar! Kendi sevişmelerinizde denemek için yeni fırsatlar, yaratıcı fikirler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;38- BAŞKASININ TAVSİYESİYLE İŞ YAPMAYIN!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ne oluyor? İnternetten tavsiye arayacak kadar umutsuzluğa mı düştün? Neyin var senin? Bu tavsiyeleri okuyabilirsin evet ancak, ne var ki; internetten, eşten dosttan öğrendiğiniz tavsiyelerle asla bir kadının kalbini kazanmaya çalışmayın. Bunu yaptıysanız dahi itiraf edin… Şu, gerçek olan tek şeydir… Size aşık olmalı. Sadece size. Olmak istediğiniz kişiye değil. Iron Man gibi görünmek istiyorsanız yapmayın. Eğer Iron Man arasaydı ona aşık olurdu. Onun aradığı sizsiniz. Sizin içinizde taşıdığınız gerçek kişiliğiniz. Gerçek varlığınız. Eğer bir süper kahraman vaat edip sıradan bir insan çıkarsanız her şeyi mahvedersiniz. Aksine, sadece kendinizi vaat edin. Sadece kendiniz olun. Onca psikolojik, fizyolojik, evrimsel, sosyolojik tavsiye birer zırvadan ibarettir. Gerçek olan tek bir şey vardır… Aşıksa, aşıksan, gerisi lafü güzaf.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2035086868949744051?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2035086868949744051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/kz-tavlama-sanat-kadnlar-etkileme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2035086868949744051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2035086868949744051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/09/kz-tavlama-sanat-kadnlar-etkileme.html' title='Kız Tavlama Sanatı - Kadınları Etkileme Yolları - Kızları Etkileme Yolları'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_PNXv1ulz9mg/TIDkDyf_FCI/AAAAAAAAAb8/Jq_53Lp47eo/s72-c/zooey_deschanel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8601152331191567100</id><published>2010-03-02T08:41:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T08:41:02.023-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zehirlenmesi'/><title type='text'>Soba zehirlenmesinde belirtiler ve önlemler</title><content type='html'>Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy, soba, şofben ve doğalgaz kullanırken dikkat etmenin ve herhangi bir şikayet hissedilmesi durumunda 112 Acil Servisi aramanın hayat kurtarıcı olacağını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksoy, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de bilgisizlik, yanlış kullanım ve ihmal sonucunda kış mevsiminde ve özellikle alçak basınçlı havalarda, soba, şofben ve doğalgaz zehirlenmelerinin (karbonmonoksit zehirlenmeleri) arttığının görüldüğüne işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de her yıl karbonmonoksit zehirlenmelerinden yüzlerce kişinin hastaneye kaldırıldığını ve bir kısmının hayatını kaybettiğini belirten Aksoy, alınacak önlemlerle bu zehirlenme ve ölümlerin önlenebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksoy, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bu zehirlenmelere neden olan karbonmonoksit gazı renksiz, kokusuz, tatsız bir gaz olması nedeniyle zehirlenme olayları çabuk fark edilememektedir. Özellikle soba yanan odalarda bulunan kişilerde baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, terleme, bulantı, kusma, görme bozukluğu, kalpte sıkışma hissi gibi şikayetlerin başlaması durumunda kişilerin dikkatli olup karbonmonoksit zehirlenmesini de akıllarına getirmeleri hayat kurtarıcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karbonmonoksit zehirlenmeleri aslında oldukça basit, küçük tedbirler ve dikkat ile önlenebilecek olaylardır. Vatandaşlarımızın soba, şofben ve doğalgaz kullanırken dikkatli olması, soba ve baca temizliklerini yapmaları ve zehirlenme durumundan şüphelenildiğinde kendi hayatlarını tehlikeye atmayacak şekilde ortamı havalandırıp, kişiyi ortamdan uzaklaştırarak derhal 112 Acil Sağlık Hizmetleri telefonundan yardım istemeleri hayati önem arz etmektedir. Soba, şofben ve doğalgaz kullanırken dikkatli olmak, herhangi bir şikayet hissedilmesi durumunda 112'yi aramak hayat kurtarıcı olacaktır.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8601152331191567100?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8601152331191567100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/soba-zehirlenmesinde-belirtiler-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8601152331191567100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8601152331191567100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/soba-zehirlenmesinde-belirtiler-ve.html' title='Soba zehirlenmesinde belirtiler ve önlemler'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6209326065672964023</id><published>2010-03-02T08:40:00.003-08:00</published><updated>2010-03-02T08:40:44.384-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kör'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='glokom'/><title type='text'>Glokom gözleri tehdit ediyor</title><content type='html'>Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kıvanç Güngör, göz tansiyonu yüksekliği ile seyreden glokomun (karasu) sinsi bir göz hastalığı olduğunu, hastalık ilerlediği zaman çok geç kalınmış olunacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Göngör, AA muhabirine yaptığı açıklamada, glokomun, göz içi basıncının yükselmesi nedeniyle, görme sinirinin giderek zayıflamasına ve böylece görme kaybına neden olan ciddi bir hastalık olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın, 40 yaşın üzerindeki kişilerde görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Güngör, şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Göz tansiyonu yüksekliği ile seyreden, göz sinirlerinde harabiyetle devam eden bu hastalık, son derece tehlikeli ve körlüğe neden olabilir. Glokom, göz tansiyonu yüksekliği, gözün arkasındaki göz sinirlerini olumsuz yönde etkiler, görmemizi engeller, körlüğe neden olabilir. Çok sinsi bir hastalık. Şu ana kadar ülkemizde, hastalığın coğrafi anlamda yayılımı, hangi bölgelerde daha yaygın olduğu, buna ek olarak risk faktörlerinin neler olduğu, insanların bu hastalık tehlikesi ile ne kadar risk altında olduklarını aydınlatıcı bir çalışma yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın görülme oranı konusunda bir rakam vermemiz mümkün değil. Özellikle, kronik, açık açılı glokom adı verilen en sık görülen glokom çeşidinde, eğer göz içi basıncı çok yüksek seviyelerde değilse, hastalık bir belirti vermeden sinsi olarak seyreder. Bu nedenle hastalığın teşhis edilmesi, ilerlemiş dönemlerde yapılır. Glokom, çoğunlukla başka bir nedenle, sıklıkla da sıradan bir göz muayenesi veya basit nedenlerle doktora başvuran hastalarda yapılan muayene sırasında tesadüfen teşhis edilir. Bu nedenle göz muayenesi sırasında göz tansiyonunun ölçülmesi ihmal edilmemelidir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güngör, hastalık konusunda vatandaşların bilinçlendirilmesi gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Hastalık, çoğunlukla ileri dönemlere kadar hiç bir belirti vermez ve doktor muayenesi olmadıkça ortaya çıkarılması güç bir hastalıktır. Glokom yavaş seyreden, fakat sürekli ilerleyen ve giderek göz siniri tahribatına, yani görme kaybına yol açan, karakteristik bir belirtisi olmayan kronik bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde kesinlikle görmenin tümüyle kaybına neden olan bir hastalık. Teşhis edildiğinde hastalığın niteliği ve ciddiyeti, doktor tarafından hastaya ve hasta yakınlarına tüm açıklığıyla anlatılmalıdır. Çünkü hasta, hastalığın ciddiyetinin tam bilincinde olmadığında çoğunlukla tedaviyi sürdürmemekte, bu da görme kaybıyla sonuçlanmaktadır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GLOKOM İÇİN SAĞLIK TARAMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Kıvanç Güngör, Türkiye'de hakkında fazla bir şey bilinmeyen glokom hastalığı için ayrıntılı bilgilere ulaşabilmek için göz sağlığı taraması başlattıklarını da bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Oftalmoloji Derneği tarafından Türkiye genelinde göz taraması başlatıldığına işaret eden Prof. Dr. Güngör, sözlerini şöyle tamamladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Glokom hastalığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilmek için Türkiye genelinde 5 Kasım 2009 yılında bir sağlık taraması çalışması yapıldı. İstanbul'da başlayan bu çalışma 6 ilde tamamlandı. Bu çalışmayı, 15 ilde yaparak, 5 Ocak 2010 yılında tamamlamayı ve toplam 6 bin kişiyi taramadan geçirmeyi hedefliyoruz. 100 kişilik bir ekip çalışmalara katılıyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Güngör, glokomun, teşhis edildikten sonra tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu sözlerine ekledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6209326065672964023?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6209326065672964023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/glokom-gozleri-tehdit-ediyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6209326065672964023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6209326065672964023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/glokom-gozleri-tehdit-ediyor.html' title='Glokom gözleri tehdit ediyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-693358704903274303</id><published>2010-03-02T08:40:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T08:40:26.444-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vanilya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kekik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arı sütü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel sorunlar'/><title type='text'>Cinsel sorunlara şifa 18 bitki</title><content type='html'>İşte cinsel gücü artıran en etkili bitki ve 18 doğal afrodizyak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ginseng: Binlerce yıllardır Çin'de ilaç yapımında kullanılan ginseng; hormonal sistemi uyarır, erken yaşlanma sürecini yavaşlatır ve göz ardı edilemeyecek güçler verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rezene: Bilinen en eski afrodizyaklardan olan rezeneden her gün bir parça alınması cinsel gücü artırır. Rezenenin tohumundan çay da yapılarak içilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lavanta: Salata ve yemek soslarına konan birkaç damla lavanta, seks hayatını güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanfil tanesi: Doğal afrodizyakların en güçlülerinden biri olan karanfil tanesi, yorgunluğa da iyi gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haşhaş Tohumu: Cinsel performansı artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polen: Son yıllarda afrodizyak olarak kullanılan polenin yapısında, belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunuyor. Ayrıca içerisinde birçok vitamin mineral ve amino asit bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefil: Yüzyıllardır duyguları harekete geçirmek için hazırlanan içkilerin karışımında kullanılan zencefil, insanı daha ateşli yapar. (Kanı sulandıran ilaç kullananların dikkatli olmaları gerekiyor. Ayrıca, fazla tüketildiğinde de bağırsakları rahatsız eder.) Yemeklerde bahart olarak kullanılabilir. Balla karıştırılıp yenebilir. Bir hafta veya 10 gün kadar kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarçın: İştah açıcıdır. Sinirsel rahatlık veren bir kokusu vardır. Gaz söktürücü ve antiseptik özellikleri vardır. Afrodizyak olarak da kullanılabilir. Kışın içilen bitki çaylarına konulabilir. Tarçın yağı hoş kokusundan dolayı masaj yağı olarak da kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hardal: Cinsel bezlerin işleyişini hızlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasemin: Likörleri kokulandıran, harika kokulu yasemin çiçeği, etkili bir uyarıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süsen: Süsen kökü tozu, her iki cins için de güçlü bir afrodizyaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meyan Kökü: Meyan kökünden elde edilen toz, maden suyu ile karıştırılınca kadınlar için çok etkili bir afrodizyak haline gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vanilya: Merkezi sinir sistemine etki ederek kokusuyla uyarıcı etki yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roka: Bolca demir ve C vitamini içeren roka, alyuvarlar için iyidir. Ayrıca, cinsel gücü de artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydanoz: Yemeklere lezzet katan maydanoz, cinsel yaşama da lezzet katar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kekik: Güçlü etkileri olan kekik, özellikle erkeklerde uyarıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arı Sütü: Cinsel bezleri geliştiren arı sütünün etkileri, kısa zamanda hissedilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-693358704903274303?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/693358704903274303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/cinsel-sorunlara-sifa-18-bitki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/693358704903274303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/693358704903274303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/cinsel-sorunlara-sifa-18-bitki.html' title='Cinsel sorunlara şifa 18 bitki'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5010583051081946529</id><published>2010-03-02T08:39:00.003-08:00</published><updated>2010-03-02T08:39:31.698-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iyot'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık sorunları'/><title type='text'>Sağlık sorunlarının nedeni iyot eksikliği</title><content type='html'>Adana İl Sağlık Müdürü Aytekin Kemik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iyot eksikliğinin, çocuklarda zeka geriliği ve psikomotor gelişim sorunlarının en önde gelen nedenlerinden biri olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyot eksikliğinin aynı zamanda gebelik sırasında ölü doğum ve düşük olasılığını da artırdığını belirten Kemik, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Zeka gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı düşük okul başarısı ve çalışma performansındaki yetersizlikler gibi sonuçlara da yol açmaktadır. İyot eksikliğinin giderilmesi için uluslararası benimsenen yöntem, tuzun iyotlanmasıdır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılan tuzların iyotlu olup olmadığını belirlemek amacıyla geçen yıl Türkiye genelinde bazı hane halklarına yönelik tuz testi uygulandığını anımsatan Kemik, ''Testin gerçekleştirildiği hanelerin yüzde 15'inde, evde kullanılan tuzun iyodür veya iyodat içermediği saptanmıştır. Bir başka deyişle bu hanelerde kullanılan tuz iyotlanmamıştır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemik, hane halklarının yüzde 8'inde kullanılan tuzun potasyum iyodürlü olup yüzde 69'unda ise kullanılan tuzun yeterli miktarda potasyum iyodat içerdiğini ifade ederek, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''İyotlu tuz kullanımı yerleşim yerlerine ve bölgelerine göre farklılıklar bulunmaktadır. Kentsel alanda her 10 hane halkından 9'u iyotlu tuz kullanırken kırsal alanda her 10 hane halkından 7'si iyotlu tuz kullanmaktadır. İyotlu tuz kullanımı Batı Anadolu bölgesinde diğer bölgelere göre daha yaygın. Orta Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadoludaki hane halklarının yarısından fazlası iyotlu tuz kullanmamakta veya kullandıkları tuz yeterli seviyede iyodat içermemekte.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75'ER TON TUZ DAĞITILDI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemik, 2008 Türkiye Nüfus Sağlık Araştırmasına göre de güney bölgelerinde hane haklarının yüzde 21,4'ünün iyotlu tuz kullanmadığının tespit edildiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle kırsal kesimdeki vatandaşlarda iyotlu tuz kullanımını sağlamak amacıyla başlatılan çalışmaların sürdüğünü ifade eden Kemik, bu kapsamda Aladağ, Karaisalı, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli ilçelerinde geçen yıl ve bu yıl 75'er ton iyotlu tuz dağıttıklarını sözlerine ekledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5010583051081946529?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5010583051081946529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/saglk-sorunlarnn-nedeni-iyot-eksikligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5010583051081946529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5010583051081946529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/saglk-sorunlarnn-nedeni-iyot-eksikligi.html' title='Sağlık sorunlarının nedeni iyot eksikliği'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8271705606166567313</id><published>2010-03-02T08:39:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T08:39:15.593-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurtulamanın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='5 altın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sivilce'/><title type='text'>Sivilcelerden kurtulmanın 5 altın yolu</title><content type='html'>Utandırıcı parlak kırmızı sivilceler ile kendinizi patlamaya hazır bir bomba gibi hissedebilirsiniz. Genellikle bu sivilceler önemli bir iş görüşmesi, randevu ya da topluluk önünde konuşma yapmadan hemen önce çıkıyor. Artık sivilce savaşını bizim kazanmamızın vakti geldi. Howstuffworks imli sitede yer alan habere göre, akneye yatkın cildi temizlemek için 5 öneri yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Yüzünüzü her gün yıkayın: Sivilcelerin kötü hijyen şartlarından kaynaklandığını düşünebilirsiniz. Gerçekte bu en büyük efsanelerden biridir. Akne, erkeklik hormonu testesteronun daha fazla yağ ya da sebum üretmek için bu foliküllere neden olmasıyla oluşuyor. Gözenek bir kez tıkanınca, bir sivilce şekillenmeye başlıyor, bakteri içine giriyor, böylece sivilce kızarmaya ve iltihaplanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü hijyen problemin kaynağı değil. Yüzümüzü bakterilerden ve foliküllerden temiz tutmak en iyi fikirdir. Yüzünüzü günde 2 kez yıkayın, ancak sabundan uzak durun. Sabun cildinizin koruyucu tabakasını soyabilir. Onlardan birçoğunun ph derecesi cildinizinkinden yüksek olabiliyor. Bu da cilt kimyanızı değiştirebiliyor. Bazı sabunlarda kimyasallar sürfaktan olarak kullanılıyor. Bu yüzünüzü tahriş edebiliyor. En iyisi cildinizi iki kez yıkamak için yağsız ve alkolsüz jel kullanmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ovalamayın: Cildimizin kirli olduğunu düşünüp, kirlerden kurtulmak için ovalarız. Bu akneye yatkın ciltler için kötü bir stratejidir. Yüzünüzü aşırı ovalamak cildinizi tahriş edebilir ve sivilcelerin daha fazla yanmasına neden olabilir. Ilık su kullanarak yüz temizleyicisi ile cildinize yavaş yavaş masaj yapın. Bitirdiğinizde durulayın ve ovalamadan, hafif hafif dokunarak yüzünüzü kurulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Salisilik asit içeren temizleyici deneyin: Bitkilerden çıkarılan salisilik asit, piyasada satılan anti-akne kimyasallarından en etkililerinden biridir. Asit foliküllerin içine girerek, siyah noktaların ve sivilcelerin küçülmesine yardım ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorun yazdığı ilaçlarda salisilik asit oranı fazla miktardayken, Neutrogena ve Oxy Balance gibi eczanelerde satılan çeşitli temizleyicilerde yüzde 0,5 ten 2 kadar oranda salisilik asit var. Uygulamaya başladığınızda ilk birkaç günde cildiniz daha fazla tahriş olabilir, fc akat bu etki birkaç gün sonra azalacak. Tedavinin sonuçlarını görmek, birkaç hafta alabilir, sabırlı olmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Benzol Peroksit içeren temizleyiciyi deneyin: Salisilik asit gibi, benzol peroksit gözeneklerin tıkanmasına yol açan ölü cilt hücrelerini parçalayarak çalışıyor. Etki etmesi salisilik asit gibi biraz zaman alıyor. Benzol peroksiti yüksek dozlarda kullanırsanız cildinizi tahriş edebilir. Benzol peroksit ya da salisilik asit cildinizi çok tahriş ederse, daha ılımlı olan ve cildinizi mikroplardan arındıran, tahrişe yol açmayan, antibakteriyal losyon kullanabilirsiniz. Başka bir olasılık olarak da doğal antibakteriyal özelliğe sahip olan yüzde 5'lik çay ağacı yağı solüsyonu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Cildinizi kurutmayın: Birçok akne preparasyonunun cilt üzerinde önemli derecede kurutucu etkisi var. Bu iyi bir şey gibi görünebilir, ancak aşırı kuruma ise her şeyi daha kötü yapar. Bundan korunmak için, cildinizi nemli tutun. Bu nedenle yağsız ya da "sivilce yapmayan" ya da "gözenekleri tıkamayan" etiketli nemlendiricileri kullanabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8271705606166567313?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8271705606166567313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/sivilcelerden-kurtulmann-5-altn-yolu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8271705606166567313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8271705606166567313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/sivilcelerden-kurtulmann-5-altn-yolu.html' title='Sivilcelerden kurtulmanın 5 altın yolu'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2568534437491926434</id><published>2010-03-02T08:38:00.003-08:00</published><updated>2010-03-02T08:38:44.848-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sigara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='4 günde'/><title type='text'>4 günde sigaradan kurtulabilirsiniz</title><content type='html'>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, kapalı mekanlara sigara içilmesinin tümüyle yasaklanması, son olarak da sigara paketlerinin üzerine, sigaranın yol açtığı zararları gösteren fotoğrafların konulması, sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sayısını artırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmaya göre de sigara içinlerin büyük bölümü, akciğer kanserinin en büyük nedeni olan sigaradan, öksürme, gıdaların gerçek lezzetini almama, diş sararması gibi şikayetler nedeniyle kurtulmak istiyor, ancak bağımlılık yapan nikotin nedeniyle sigaranın profesyonel yardım alınmadan bırakılması kişiyi oldukça zorluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, sigarayı bırakmanın tek başına ve klinik destek almadan gerçekleştirilmesinin son derece zor olduğunu, sigaradan tümüyle kurtulma konusunda kesin kararını vermiş kişilerin resmi ve özel hastanelerdeki sigarayı bıraktırma merkezlerine gitmelerini istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİÇBİR ŞEKİLDE AĞRI VE SANCI YOK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazı sayesinde, 4 gün 15'er dakikalık seanslara girenler, endorfin salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor. Bu işlem sırasında, kişi hiçbir şekilde ağrı ya da sızı hissetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya Özel Nakipoğlu Hastanesi Başhekimi Dr. Kutsi Öncü, ''Sigarayı bu yöntemle bırakmak çok kolay, ancak pek çok kişi bunu bilmiyor. Oysa 4 günde, 25 dakikalık seanslarımıza giren sigarayı yüzde 90 bırakıyor'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİNCİ SEANSTAN SONRA TİRYAKİYE SİGARA CAZİP GELMİYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlem için, sigaraya bir ayda ödenen kadar, yani çok cüzi bir ücret aldıklarını anlatan Dr. Öncü, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Pek çok kişi bu sigarayı bıraktırma yöntemini, bu yöntemle sigarayı bırakmış bir tanıdığından öğreniyor, bize öyle geliyor. Bu teknikle enfraruj ışınları vücudun akupunktura duyarlı 35 noktasına birden uyguluyoruz. Bu noktalardan ışınsal uyarıyla ara mesajcılar harekete geçerek, beyine, endorfin salgılaması talimatını veriyor. Böylece, tiryakinin aldığı nikotin nedeniyle artık vücuduna salgılanmayan endorfin hormonu, yeniden yoğun şekilde harekete geçiyor. Artık kişi, nikotinle değil vücudunun doğal olarak salgıladığı endorfin hormonuyla mutlu olmaya başlıyor. İşin güzel tarafı şu, nikotin ve endorfin birbirine adeta düşman. Vücut bu tedavinin 2. seansından itibaren mutluluk hormonu salgılamaya başladığı için, kişi sigaradan zevk almadığı gibi sigara artık bu kişiye cazip bir madde olarak gelmiyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemin özellikle büyük şehirlerde bazı hastanelerde bulunduğuna işaret eden Dr. Öncü, sigarayı bırakmaya azmetmiş herkesin bu yöntemle hiç zorlanmadan nikotin bağımlılığından kurtulabileceğini, hem kendisi hem de ailesi için sağlıklı bir yaşama başlayacağını vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Öncü, bu tedavinin tek şartının uygulamaya başlamadan önce kişinin 24 saat hiç sigara içmemiş olması gerektiğini, tedavi süresince ve sonrasındaki bir haftalık dönemde, vücuttaki sigara zehirinin hızla atılabilmesi için bol su içilmesi ve günde 3 kez 250 gram yoğurt tüketilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2568534437491926434?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2568534437491926434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/4-gunde-sigaradan-kurtulabilirsiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2568534437491926434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2568534437491926434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/4-gunde-sigaradan-kurtulabilirsiniz.html' title='4 günde sigaradan kurtulabilirsiniz'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-3908435743551195859</id><published>2010-03-02T08:38:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T08:38:21.769-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='h1n1'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='H1N1/A'/><title type='text'>Virüsün mutasyona uğramış hali can aldı</title><content type='html'>Fransız sağlık yetkilileri, kimliği açıklanmayan 2 kişinin, farklı kentlerde tedavi altına alındıklarını, hastalarda H1N1/A'nın mutasyona uğramış durumunun teşhis edilmesinden sonra öldüklerini söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalardan birindeki virüsün, domuz gribinin tedavisinde kullanılan Tamiflu ilacına direnç gösterdiği belirtildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-3908435743551195859?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/3908435743551195859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/virusun-mutasyona-ugrams-hali-can-ald.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3908435743551195859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3908435743551195859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/virusun-mutasyona-ugrams-hali-can-ald.html' title='Virüsün mutasyona uğramış hali can aldı'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4656425613129065870</id><published>2010-03-02T08:37:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T08:37:53.218-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='grip'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ne gribi'/><title type='text'>Ne gribisiniz öğrenin?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #5072f7;"&gt;&lt;b&gt;Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın 'Kritik eşik 15 Aralık' vurgusunun ardından, hava sıcaklığının düşmesiyle yayılma hızı ve ölümlerin artabileceğini belirten uzmanlar aralık ayında aşılanmayı öneriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapşuruyorsanız, öksürüyorsanız ya da burnunuz akıyorsa önce grip tablosuna bakın ve belirtiler domuz gribi diyorsa mutlaka bir doktora başvurun.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i.milliyet.com.tr/Diger/DomuzTabloBuyuk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://i.milliyet.com.tr/Diger/DomuzTabloBuyuk.jpg" width="504" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4656425613129065870?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4656425613129065870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/ne-gribisiniz-ogrenin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4656425613129065870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4656425613129065870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/ne-gribisiniz-ogrenin.html' title='Ne gribisiniz öğrenin?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2846449720926394775</id><published>2010-03-02T08:36:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T08:36:57.143-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilaç krizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='takip sistemi'/><title type='text'>İlaç Takip Sistemi Aksıyor</title><content type='html'>Bugün kullanılmaya başlanan İlaç Takip Sistemi'nde meydana gelen aksaklıklar hastaları mağdur etti. Provizyon sisteminde yaşanan sıkıntılar hastaların ilaç almasına engel oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Eczacılar Derneği Genel Sekreteri Özgür Özel, bu sisteme beklenilenden erken geçildiğini ve sistemdeki karışıklıkların hastaları mağdur edeceği için 24 bin eczanede bu sistemin ertelenmesi gerektiğini söyledi.Bu aksaklıkların en önemli sebebinin ise birçok doktor bilgisinin girilmemesi ya da uzmanlık alanlarının belirtilmemesi olduğu söylendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;Acil hastalar zor durumda kaldı&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eczacılar acil olarak ilaca ihtiyacı olan hastaların ilaç takip sistemindeki bu karışıklık nedeniyle zor durumda kaldığını belirtiyor. Eczacı Alper Türkdoğan,yaptığı açıklamada saat 14:00'e kadar 60 olması gereken reçete sayısının 6'yı ancak bulduğunu yaşanan en üzücü olayın ise bu sabah ilaç almaya gelen bir kanser hastasını doktorun ünvanını sistemde bulamadıkları için geri göndermek zorunda kalmaları olduğunu söyledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2846449720926394775?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2846449720926394775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/ilac-takip-sistemi-aksyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2846449720926394775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2846449720926394775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/03/ilac-takip-sistemi-aksyor.html' title='İlaç Takip Sistemi Aksıyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-932160112296282556</id><published>2010-02-28T12:17:00.002-08:00</published><updated>2010-02-28T12:17:19.104-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hücre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kök'/><title type='text'>Kök hücre hayat kurtarıyor</title><content type='html'>Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi 4 - 6 Mart tarihlerinde Antalya'da yapılacak. Kongrede önemli birçok konu uzmanlar tarafından tartışılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada 1960’lı yıllarda başlamış ve 1980’li yıllarda yaygınlaşmış olan Kemik İliği Transplantasyonu, ülkemizde başlangıçta 1-2 merkezde yılda 10’un altında yapılmaktayken, bugün 30’dan fazla merkezde, yılda 1000’in üzerinde yapılmakta. Günümüzde, Kemik İliği Transplantasyonu ile başarı oranı yüzde 90’lara kadar varmakta ve bu alanda her geçen gün yeni bilgiler ve çalışma sonuçları açıklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THD ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Muhit ÖZCAN, "Kemik iliği ve kök hücre nakilleri, ölümcül olabilen kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde başarıyla uygulanan bir yöntem olma özelliğini korumaktadır. Bugün sıklıkla Lösemi, Aplastik anemi, Hodgkin hastalığı gibi çeşitli lenfomalar, bağışıklık sistemi hastalıkları ile over kanseri gibi bazı somut tümörlerin tedavisinde kök hücre nakli sıklıkla kullanılmakta, bu tedaviler sayesinde lösemiyi yenmekte önemli adımlar atılmaktadır" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Hematoloji Derneği, Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri konusunda, Amerika ve Avrupa’dan sonra en önemli ve en büyük üçüncü kongreyi yapmaya hazırlanıyor. Alanda yaşanan gelişmelerin bir yol göstericisi olan kongreye yurt içi ve yurt dışından birçok uzman katılım sağlayacak. Bilimsel program olarak oldukça yoğun olan kongrede; “Kök Hücre Kaynağı ve Hazırlık Rejimi Belirlenmesi, İmmün Yeniden Yapılanma ve Aşılamalar, Ulusal pediatrik HKHT aktivitesinin değerlendirilmesi, Çocukluk çağı lösemilerinde HKHT endikasyonları, Komplikasyonlarda Korunma/Takip gibi konu başlıklarının yanısıra; “Akraba Dışı Tarama Süreci /Sorunlar, Tam Gün Yasası ne Getirdi?, Ulusal Aktivite Seyiri / Hedefler” gibi güncel konu başlıkları tartışmaya açılacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-932160112296282556?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/932160112296282556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kok-hucre-hayat-kurtaryor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/932160112296282556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/932160112296282556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kok-hucre-hayat-kurtaryor.html' title='Kök hücre hayat kurtarıyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-9027513378447780622</id><published>2010-02-28T12:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T12:17:02.344-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aylıkken'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dokuz'/><title type='text'>Dokuz aylıkken ne olacağı belli oluyor</title><content type='html'>Dokuz aylık olana kadar gelişimsel dönüm noktalarını aşamayan çocukların, okulda zorluk çekme olasılıklarının çok daha yüksek olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guardian gazetesindeki habere göre, Birleşik Krallık'ta yaklaşık 15 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmada, dokuz aylıkken motor becerilerini geliştirmekte yavaş olan bebeklerin, bilişsel gelişim açısından önemli ölçüde geri kalma ve 5 yaşına geldiklerinde söz dinlememe olasılıklarının daha fazla olduğu gözlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra Üniversitesi Eğitim Enstitüsünün 2000 ve 2001 yıllarında doğan çocuklar üzerinde yaptığı araştırma çerçevesinde, 5 yaşına geldiklerinde bu çocuklara kelime haznesi, uzamsal akıl yürütme ve resimlerle ilgili birtakım testler yapıldı ve bu testlerin sonuçları, daha önceki yıllarda yapılan değerlendirmelerle karşılaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada, 5 yaşındaki çocuklara yapılan testlerin sonuçlarıyla, bebeklerin sürünme gibi kaba motor gelişimi ve nesneleri parmaklarıyla tutma gibi ince motor gelişimini irdeleyen testlerdeki becerileriyle çok güçlü bir bağ bulunduğu görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumak çok faydalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda 3 yaşındayken her gün kitap okunan çocukların, 5 yaşına geldiklerinde geniş bir konu haznesine sahip olabilecekleri ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar, dokuz aylıkken yardımsız oturma, sürünme, ayakta durma ve ilk adımlarını atmayla bağlantılı kaba motor gelişimlerindeki dört dönüm noktasını aşmayı başaramayan çocukların, 5 yaşına geldiklerinde bilişsel beceri testlerinde ortalamanın 5 puan gerisinde olduklarını gözlemlediler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-9027513378447780622?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/9027513378447780622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/dokuz-aylkken-ne-olacag-belli-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/9027513378447780622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/9027513378447780622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/dokuz-aylkken-ne-olacag-belli-oluyor.html' title='Dokuz aylıkken ne olacağı belli oluyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7807828621959634362</id><published>2010-02-28T12:16:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:16:28.062-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='otistik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='umut'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spreyle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gelen'/><title type='text'>Otistiklere spreyle gelen umut</title><content type='html'>Kadınlarda süt üretimini, doğum yaklaştığı zaman rahim kaslarının kasılmasını sağlayan oksitosin hormonunun otistiklerin iletişim ve sosyal ilişkiler kurmasına yardımcı olabileceği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa'da bilim adamlarının yaptığı araştırmada, burun spreyi ile bu hormonun verildiği bazı otistikler iletişim kurabildi ve sosyal ilişkiler kurabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, duyguların idaresinde de önemli rol oynayan ve "sevgi hormonu" olarak da adlandırılan bu hormonun etkisini top oyunu ve yüzlerin tanınmasıyla ilgili testlerle anlamaya çalıştı. Bilim adamları, bazı otistiklere bu hormonu verirken, etkiyi, plasebo (sahte ilaç) verilen gruptaki hastalar ve hasta olmayanlarla karşılaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Top oyununda biri sürekli ona top atan, biri hiç top atmayan ve diğeri topu hem ona hem de başkalarına atan 3 kişi karşısında bu hormonun verildiği bazı otistikler, topu yakaladığında parayla ödüllendirildi ve sürekli kendisine top atan kişiyle oynamak istedi. Dolayısıyla oksitosinin en iyi "oyun arkadaşının" seçilmesini sağladığı görüldü. Plasebo verilenler ise topu 3 kişiye rastgele gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci testte araştırmacılar, birkaç tane yüz fotoğrafını otistiklere gösterdi ve hastaların göz hareketlerini kaydetti. Plasebo verilenlerin fotoğraflara bakmadığı görülürken, oksitosin verilenlerden bazılarının fotoğraflarla ilgilendiği belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmada Angela Sirigu ve ekibi, tüm hastaların oksitosine aynı şekilde "karşılık vermemesi" hatta bazı hastaların hormondan hiç etkilenmemesi ya da aynı hastanın hormondan top oyununda ve yüz testinde farklı şekilde etkilenmesi nedeniyle bu konuda çok daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız "Le Nouvel Observateur" dergisinin internet sitesinde de yer alan araştırmada, bilim adamları yine de bu bulguların otizmin tedavisinde yeni yöntemlerin yolunu açabileceğini, hormonun uzun vadedeki etkisinin araştırılması gerektiğini belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7807828621959634362?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7807828621959634362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/otistiklere-spreyle-gelen-umut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7807828621959634362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7807828621959634362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/otistiklere-spreyle-gelen-umut.html' title='Otistiklere spreyle gelen umut'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8234182745282528477</id><published>2010-02-28T12:15:00.003-08:00</published><updated>2010-02-28T12:15:48.926-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilaç krizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşıldı'/><title type='text'>İlaç Krizi Aşıldı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Sosyal Güvenlik Kurumu ile eczacılar arasında anlaşma sağlandı. Buna göre, daha önce SGK ile Türk Eczacıları Birliği (TEB) arasındaki sözleşme geçerli olacak ve imzalar kısa sürede atılacak. SGK, geçtiğimiz ay eczanelerin yaptığı grevin ardından TEB ile sözleşmesini feshetmiş ve tek tek sözleşme yapılacağını açıklamıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serbest eczaneler, Türk Eczacıları Birliği (TEB) ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) arasında serbest eczanelerden ilaç alımında geçerli olan ve daha önce imzalanan protokol çerçevesinde bu ay itibarıyla sözleşme yenileyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede, eczaneler, her yıl olduğu gibi TEB tarafından bastırılan sözleşmeyi imzalayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;YİNE TEB ÜZERİNDEN YAPILACAK&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEB yetkililerinden alınan bilgiye göre, SGK ile yürütülen görüşmeler çerçevesinde TEB ile kurum arasında daha önce imzalanan protokol geçerliliğini koruyacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SGK'nın dün TEB'e gönderdiği yazıda, 19 Ocak 2009 tarihinde imzalanan protokole göre, kurumun serbest eczanelerle sözleşme yapması gerektiği hatırlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre, eczanelerin TEB tarafından bastırılmış bu protokole uygun “tip sözleşmeleri” kullanacağı belirtilen yazıda, bu sözleşmenin basım ve dağıtımının da yine Birlik tarafından yapılacağı bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleşmelerin her yıl şubat ayında yenilenmesi gerektiği kaydedilen yazıda, sözleşme yenilenmesine ilişkin işlemlerin SGK il müdürlüklerince yürütüleceği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SGK daha önce eczanelerin yaptığı grevin ardından TEB ile sözleşmesini feshetmiş ve tek tek sözleşme yapılacağını açıklamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;TEB'İN DUYURUSU&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEB'in internet sitesinde de eczanelerle sözleşmelerin yenilenmesine ilişkin bir duyuru yayımlandı. TEB Genel Sekreteri Özgür Özel imzalı duyuruda, bu yıl Kurum ile sözleşme yenileyecek eczaneler tarafından uygulanacak iskonto oranının protokolde yer aldığı belirtilerek, buna göre, indirim oranlarının protokol tarihinden itibaren bir önceki yılın satış hasılatı üzeriden uygulanacağı bildirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklamaya göre, indirim oranları şöyle olacak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;350 bin TL'ye kadar satış hasılatı olan eczaneler tarafından yüzde &lt;u&gt;0,&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;350 bin - 600 bin TL arasında satış hasılatı olan eczaneler tarafından yüzde &lt;u&gt;1,&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;600 bin - 900 bin TL arasında satış hasılatı olanlar tarafından yüzde &lt;u&gt;1.5&lt;/u&gt;,&lt;br /&gt;900 bin TL üzerindeki satış hasılatı olanlar tarafından yüzde &lt;u&gt;2,5.&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eczane indirimleri, imalatçı ve ithalatçı indirimi yapılarak depocuya satış fiyatı üzerinden depocu ve eczacı kar oranları uygulandıktan sonra ulaşılan fiyattan yapılacak. Duyuruda, sözleşmelerin 1 marta kadar yenilenmesi gerektiği de belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8234182745282528477?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8234182745282528477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ilac-krizi-asld.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8234182745282528477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8234182745282528477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ilac-krizi-asld.html' title='İlaç Krizi Aşıldı'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7944883789380318454</id><published>2010-02-28T12:15:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:15:21.004-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüketenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fazla et'/><title type='text'>Fazla et tüketenler hasta oluyor !</title><content type='html'>Melbourne Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar gereğinden fazla kırmızı et tüketiminin 'Sarı Nokta' hastalığını artırdığını gösterdi. Buna karşılık sebze ağırlıklı beslenmenin de bu riski azalttığı ortaya çıktı. Avusturalya'da yedi bin kişi üzerinde yapılan araştırma sonucunda, haftada 10 defadan fazla kırmızı et tüketen kişilerin, beş kereden daha az yiyenlere oranla hastalığa yakalanma riskinin yüzde 47 daha fazla olduğu belirlendi. Koyu yeşil lifli sebzeler, antioksidan özelliği ve güçlü lutein içeriği ile 'Sarı Nokta' hastalığına karşı koruyabiliyor. Lutein; en çok ıspanak ve brokoli gibi yeşil sebze ve sarı renkli meyvelerde bulunuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7944883789380318454?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7944883789380318454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/fazla-et-tuketenler-hasta-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7944883789380318454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7944883789380318454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/fazla-et-tuketenler-hasta-oluyor.html' title='Fazla et tüketenler hasta oluyor !'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4152688146904217844</id><published>2010-02-28T12:14:00.003-08:00</published><updated>2010-02-28T12:14:32.428-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tedavisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gribin'/><title type='text'>Gribin tedavisi yatak istirahatı!</title><content type='html'>* Ağır bir grip geçirdim. Üzerinden iki hafta geçti ama hâlâ toparlanamadım. Ne yapmalıyım? M.D./İzmir&lt;br /&gt;Gribin istirahat dönemi mutlaka tam olmalıdır. Çünkü tedavisi yatak istirahatıdır. Gribe yakalanan kişilerin mutlaka vitamin yönünden zengin sebze ve meyvelerle beslenmeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elma, portakal yiyin&lt;br /&gt;Bazen gripten sonra toparlanma dönemi üç veya dört hafta sürebilir. Vücudun kendini tam olarak toparlayabilmesi için bu dönemde istirahat ön planda olmalıdır. Yine bu kişilerin bol bol C vitamini almaları veya elma, portakal, mandalina gibi C vitamininden zengin meyveleri bolca tüketmeleri gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirdiği sanılan balık yağı veya O**** 3 yönünden zengin yağlarla beslenmeye ağırlık verilmesi de şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluğun nedeni kişiden kişiye değişiklik gösterir&lt;br /&gt;* Sabahları çok yorgun uyanıyor, yataktan kalkamıyorum. Vitamin almam gerekir mi? A.Ö./İstanbu&lt;br /&gt;Girmekte olduğumuz mevsim nedeniyle bahar yorgunluğu çok yaygın bir şikâyet konusu. Genelde kadınlarda menopoz, erkeklerde de andropoz döneminde, bağışıklık sisteminin dengesizleştiği, kemik metabolizmasının anormalleştiği bir zaman diliminde karşımıza çıkar. Ayrıca stres, günde 8-14 saat arasında değişen aşırı bedensel ve fikirsel çalışmalar, 20 yaş üstündeki genç insanlarda da kronik yorgunluk sendromuna yol açan faktörlerdir. Vitamin takviyesiyle birlikte kansızlığın düzeltilmesi de yararlı olabilir. Kronik yorgunluk sendromunun altında yatan olası sebep mutlaka araştırılmalıdır. Kansızlık, demir eksikliği, gizli şeker, hipoglisemi (düşük şeker), tiroit bezinin az çalışması gibi rahatsızlıklar varsa ortaya çıkartılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakın!&lt;br /&gt;Tedaviyle bu rahatsızlıkların düzelmesi mümkündür. Vitamin olarak daha çok C, düşük doz A, B ve E vitamini tedaviye yardımcı olur. Yorgunluk şikâyeti olan hastalarda, kişinin aldığı ve yaktığı kalori dengeli olmalı, mutlaka spor yapılmalıdır. Özellikle yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi sporlar tavsiye edilmektedir. Uyku düzeni mutlaka ayarlanmalı, kişi sekiz saat uyumalıdır. Alkol ve sigara tüketimi kısıtlanmalı, şişmanlıkla da mücadele edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B12'nin etkisi var mı yok mu?&lt;br /&gt;* Her şeyi unutuyorum. Herkes B12 almamı tavsiye ediyor. Doktora sormadan almam doğru mu? S.B./SivasB12 vitamininin unutkanlığa olan etkisi hâlâ tartışma konusudur. Kabul edenlerin yanı sıra hiçbir etkisi olmadığını ileri sürenler de çok sayıdadır. Yaşla birlikte gelişen unutkanlıkta daha çok damar tıkanıklıkları veya buna benzer damar hastalıkları söz konusu olduğundan B12 vitamininin hiçbir etkisi yoktur. Tedaviyle ancak B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlıklarla gelişen nöropati ya da sinir ucu iltihaplarından yararlı sonuç alınabilir. Çoğu bilim adamı B12 vitamininin unutkanlığa iyi geldiği yolundaki iddiayı fantezi olarak kabul etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B12 düzeyine baktırın&lt;br /&gt;Zaman zaman kandaki B12 düzeyine baktırmak ve düşük sonuç alınırsa takviye etmek faydalıdır. Çoğu defa kan düzeyi yüksek olan kişilerin de boş yere B12 vitamini aldıkları görülmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4152688146904217844?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4152688146904217844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/gribin-tedavisi-yatak-istirahat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4152688146904217844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4152688146904217844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/gribin-tedavisi-yatak-istirahat.html' title='Gribin tedavisi yatak istirahatı!'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-833885613799666401</id><published>2010-02-28T12:14:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:14:13.283-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zig zag'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk acısı'/><title type='text'>Aşk acısı çekenlerde 'Zig Zag' dönemi başlıyor</title><content type='html'>'Sevilen kişinin kaybı ihanet ve travma yaratır' diyen Prof. Dr. Sedat Özkan aldatılan kişilerin yaşadıklarını şöyle özetliyor: Ayrılanlar 'Zig Zag' adını verdiğimiz pazarlık sürecini yaşar. Egosu olmayanlar ayrılığı hafif atlatır&lt;br /&gt;İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, aşk acısının belirtilerinden tedavisine kadar merak edilen tüm soruları yanıtladı. Özkan mutluluk formülü de verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkın süresini uzatmanın yolları nelerdir?&lt;br /&gt;Kişi sanat, spor, felsefe ve şiirle hayatını ne kadar zenginleştirirse, o ölçüde duygusal olgunluk ve yoğunluk yaşar. Bu da ilişkiye dinamizm ve zenginlik katarak, besler. Burada önemli olan ilişkiyi sürdürme tarzıdır. İnsanlar doğru tercih yapsalar bile, ilişki sürdürme tarzları yanlış ise ilişki de zamanla tükenir. İlişki durağan değildir, sürekli değişen koşullara uyum gerektirir. Kişiler sevdikleri insanın duygusal, zihinsel ve sosyal gereksinimlerini fark edip, ortak paylaşımlarını sürekli kılmalılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilikte aşkın bitmesinde ailedeki diğer üyelerin de etkisi olabiliyor. Bu riski en aza indirmenin yolları neler?&lt;br /&gt;Çekirdek ailenin pekiştirilmesi gerekiyor. Çocukların hangi okula gideceğine kadar olan bütün kararları karı-kocanın birlikte alması çok önemli. Üçüncü kişiler de eşler arasındaki karar sürecine karışmamalıdır. Roller ve işlevlerin çatışmaması gerekiyor. Kadın; annedir, çalışan kadındır, bireydir... Erkek de yerine göre baba, koca, işadamı, çalışan kişi, taraftardır... Çiftler birbirlerinin diğer kimliklerini de kucaklamalı ve saygı duymalıdır. İlişkinin mahremiyeti de unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RUTİNLEŞMEYE DİKKAT!&lt;br /&gt;Evlilik aşkı öldürürü mü?&lt;br /&gt;Bu, bir beceriksizliktir. Aşkın bedensel ve ruhsal boyutlarıyla yaygınlaşması ilişkiyi pekiştirir. Evlilik psikolojik bir kavramdır, iki kişinin kendi koydukları ortak iradedir. Olgunlaşan egonun diğer bir egoyla bütünleşmesidir. İki kişinin çevredekiler tarafından bir bütün olarak algılanmasıdır. Psikolojik bütünleşmeyi yaşayan kişi, evliliğe hazırdır. Hukuk ve evlilik kurumu, bozuk ilişkileri sürdürmeye yetmez. Ancak sağlam bir ilişkide güven ve sadakat ile birlikte sosyal ve hukuki kurumsallaşmadan çekinmez. Kişi rutinleşirse, ilişki de rutinleşir. Ancak birlikteliklere yenilikler ve tazelikler katılırsa, ilişki rutinleşmez. Kişilerin rutinleşmesi ilişkiyi de rutinleştirir. Bundan kaçınmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÜYÜK KUTLAMALARI KÜÇÜLTÜN&lt;br /&gt;Sevgililer Günü gibi özel günler, beklentiler nedeniyle sorun mu yaratır, yoksa sürprizler ilişkiye renk mi katar?&lt;br /&gt;Birbirini seven insanlar, duygularını ifade etmeye fırsat verecek her durumu değerlendirmeliler. Geleneksel toplumlarda sevginin ifadesi biraz sınırlandırılmıştır. Özel günlerde şatafatlı, abartılı beklentilerden de kaçınmak gerekir. Kişi zaten özel olduğunu hissediyorsa, küçük mesajlar yeterlidir. Kişi ilişkide özel olduğunu hissetmiyorsa, güven yoksa hiç fayda etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık olan kişi aldatır mı?&lt;br /&gt;Aşık olan kişi aldatmaz. Aşkta doğası gereği aldatma olmaz. Çünkü aşkta o kişiyi incitmemek onun biyolojik ve sosyolojik varlık alanlarına değer vermek esastır. Aldatıyorsa, kişiliği ile ilgili zafiyeti vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AŞKI NELER BİTİRİR?&lt;br /&gt;Sadakatsizlik&lt;br /&gt;Sözel ve duygusal şiddet&lt;br /&gt;Kişiliğine saygısızlık&lt;br /&gt;Açık iletişimin olmaması&lt;br /&gt;Paylaşımların gittikçe azalması&lt;br /&gt;Farklı beklentilere yönelme&lt;br /&gt;Dünyayı birlikte kucaklayamama&lt;br /&gt;Fedakârlıktan sakınma&lt;br /&gt;Krizlere karşı dirençli olamama&lt;br /&gt;Suçlayıcı tutumlar geliştirme&lt;br /&gt;Karar süreçlerinde birlikte davranmama&lt;br /&gt;Duygusal yoksunluk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUTLULUK İÇİN AKIL GEREK&lt;br /&gt;Aşk acısı nedir?&lt;br /&gt;Aşık olduğu kişiye kavuşamamasıdır, terk edilme, ihanet ve sevdiği kişiyi kaybetmesidir. 'Love is what does love' (Aşk kendi önünü açar)... Yeter ki ilişki akla aykırı olmasın, aşk kendi önünü açar, kendi koşullarını yaratır. Sevilen kişinin kaybı en trajik aşk acısıdır. Sevilen kişinin kaybı yas reaksiyonu; ihanet ise travma yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk dolu, sağlıklı ve mutlu bir birlikteliğin anahtarı nedir?&lt;br /&gt;Aşk da mutluluk hem yürek hem akıl gerektirir. Sadece duygu ve dürtü ile de değil duygu, tutku, akıl, emek, sorumluluk, çalışma, sadakat, olgunlaşmış ego ve akılla sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMELİYAT İZİ GİBİDİR&lt;br /&gt;Aşk acısı çekenlere ilaç tedavisi mi, psikoterapi mi uygulanıyor?&lt;br /&gt;İlaç tedavisi öncelikli değildir. Ölüme bağlı ayrılıklarda ilaç tedavisi gündeme gelebilir. Eğer her iki kişi de başkalarına aşık olmamışsa, yaşananlardan sonra üzüntü yaşanıyorsa, ilişkide restorasyon mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldatmanın yaşandığı ilişki sağlıklı devam edebilir mi?&lt;br /&gt;Aldatmanın izi ameliyat izi gibi kalıcıdır. Kimi zaman erkekler hem eşiyle hem de diğer sevgilisiyle ilişkisini sürdürmek ister. Bu durum kadını travmatize eder. Kadının kocasının bu isteğini kabul eder gibi gözükmesi psikolojik illüzyondur. Seven hiçbir kadın ya da erkek, sevdiğini başka bir insanla paylaşmayı düşünemez. Aldatıldığı gerçeği ile yaşayan kadınlar er ya da geç psikolojik sıkıntı yaşayacaklardır. İlişki mutlaka zedelenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ACININ SÜRESİ İKİ İLE ALTI AY ARASINDA DEĞİŞİYOR&lt;br /&gt;Aşk acısı nasıl tedavi ediliyor? Her ayrılıkta tedaviye ihtiyaç duyulur mu?&lt;br /&gt;Aşk acısı iki ile altı ay arasında sürüyor. Burada ilişkinin süresi değil, niteliği ön plana çıkıyor. Öfke, kin, hırs, üzüntü, acı ve elem yaşanıyor. Duygusal muhasebenin ardından akıl öne çıkıyor. İlk günler riskli, ilk iki gün ve iki hafta kritik geçiyor. Kendini kontrol etme güçlüğü varsa, işini sürdüremiyor. Böyle bir travma yaşayanlara biz, profesyonel yardım öneriyoruz. Sakin olmalarını ve ani kararlar vermemelerini tavsiye ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKEKLER AZ ACI ÇEKER&lt;br /&gt;Aşk acısı kadın ve erkeklerde farklı tablolara neden oluyor mu?&lt;br /&gt;Kadınlarda iki kutupçu tutum ortaya çıkıyor; 'çaresiz' ya da 'saldırgan'... Aşk acısı çeken erkeklerde profesyonel yardım için başvuru kadınlara oranla çok daha azdır. Erkekler, aşk acısını daha rahat atlatıyor. Aldatılan erkek eğer evliyse, hemen boşanıyor. Klinisyen olarak izlenimim; aldatılan kadınlarda erkeğin tutumunu kaza gibi algılama eğilimi fazla. Eğer ilişkinin zemini köklüyse, çiftler ilişkilerini 'kazadan' arındırıp sürdürebiliyorlar. İlişki kurumuşsa, ya boşanıyorlar ya da aldatmaya devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORUNU BEYİNDE ÇÖZÜN, VÜCUDUNUZ HASTA OLMASIN!&lt;br /&gt;Aşk acısının fiziksel yansımaları var mı?&lt;br /&gt;Psikolojik acıyı hafifletmek için fiziksel belirtilerle acıyı ortaya koyma yönünde bilinçdışı yönelim vardır. En fazla ağrı yakınması görülür. Bu ağrı, bastırılmış öfkenin bedenselleştirilmesidir. Çoğul, değişken ağrı yakınmaları ile doktora başvuranlarda psikolojik faktörler de araştırılmalıdır. Bunun dışında hangi organ sistemi zayıf ise, bu sistemde belirti düzeyinde yakınmalar olur. Sorun beyinde çözülmediyse, beden hasta olacaktır ve mutsuzluk devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHANET VARSA ÇATIŞMALI BİR DÖNEM BAŞLAR!&lt;br /&gt;Aşk acısıyla birlikte hangi tepkiler ortaya çıkar?&lt;br /&gt;Eğer bir kayıp varsa, aşık olduğu kişi yaşamını yitirmiş ise o zaman kısa, orta ve uzun dönemli yas yaşanır. Mutlu ve doygun ilişkisi olanlar sevdiğini kaybettiğinde olgun kabulleniş gösterir. İhanet ve terk edilme olduğunda ise çatışmalı bir dönem başlar. Burada öfke ve travma en öndeki duygudur. Yaşanan süreç şöyledir; inkar etme dönemi, kabullenme ve sorgulama... Kişi, her şeyi sorgulayarak öfke ve travmanın nedenlerini anlamaya çalışır. İlişkinin yeniden devam etmesi, ilişki ile ilgili olasılıkları gündeme getirir. Bu duruma biz 'Zig Zag' dönemi diyoruz. Bu dönemde "Lanet etme, karşı tarafı suçlama ve kendini eleştirme..." gibi diye birçok duygu art arda yaşanır. Travmanın etkisiyle yeni maceralara yönelinebilir. Egoyu tamir etmeden yeni ilişkilere başlamak, yeni travmalara yol açar. Travmatik süreç tamamlanmadan yeni bir ilişkiye başlamak doğru değildir. Egosu olmayanlar ayrılık acısını daha kolay atlatır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-833885613799666401?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/833885613799666401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ask-acs-cekenlerde-zig-zag-donemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/833885613799666401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/833885613799666401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ask-acs-cekenlerde-zig-zag-donemi.html' title='Aşk acısı çekenlerde &apos;Zig Zag&apos; dönemi başlıyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5591406920337667392</id><published>2010-02-28T12:13:00.003-08:00</published><updated>2010-02-28T12:13:32.875-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bel ağrısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='egsersiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilinçsiz'/><title type='text'>Bilinçsiz egzersiz bel ağrısına neden oluyor</title><content type='html'>Uzmanlar bel ağrılarının, genç nüfusta çok sık görüldüğünü söylüyor. Fizyorem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nden uzman doktor Necati Küçükgül, bel ağrıları için yapılan egzersizlere dikkat edilmesi gerektiğini, yanlış yapılan egzersizin zarar verebileceğini söyledi. İşte dikkat edilmesi gerekenler:&lt;br /&gt;Yaşları ve kas kuvvetlerinin esnekliği farklı olan kişilerin egzersiz programları da farklıdır.&lt;br /&gt;Sırt ve karın kaslarını kişiye özel olarak dengeli bir şekilde kuvvetlendirmek gerekir.&lt;br /&gt;Bel ağrısı için gereken yaşam biçimi sağlanamazsa, tekrar eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5591406920337667392?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5591406920337667392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/bilincsiz-egzersiz-bel-agrsna-neden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5591406920337667392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5591406920337667392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/bilincsiz-egzersiz-bel-agrsna-neden.html' title='Bilinçsiz egzersiz bel ağrısına neden oluyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6180873129054150779</id><published>2010-02-28T12:13:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:13:09.579-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşık'/><title type='text'>Aşık olanlar seks hayatını rengarenk yaşıyorlar</title><content type='html'>"Aşkta sadece cinsel birliktelik değil, hayatı birlikte yaşama ve kucaklama isteği de önemlidir" diyen Prof. Dr. Sedat Özkan, şöyle konuşuyor: Temelinde aşk olan ilişkilerde cinsel yaşam oldukça renklidir. Cinsellik, derinleşen bir sevginin ifadesidir&lt;br /&gt;İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon- Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, ilişkileri etkileyen çevresel faktörler ve aşkla cinsel yaşam arasındaki farklara dair merak edilen soruları yanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkın yaşı var mı?&lt;br /&gt;Aşkın yaşla başla ilgisi yoktur ama yaşla birlikte insanların aşklarını ifade ediş tarzı da değişir. Yaşlı olanlar içgüdülerin doyurulması konusunda daha seçici olurlar. Ahlaki kriterler, daha fazla ön plana çıkar. Diğer canlılardan farklı olarak insan; cinsel dürtülerini yalnızca güdülerine göre yaşamaz. Ahlaki değerler de önem kazanır. Yani nasıl karnımızı doyururken, sağlıklı tercihlerimiz varsa, cinselliğin doyurulması için de sağlıklı tercihlerimizin olması şarttır. Baskı ile içgüdülerin bastırılması yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek mutluluk arar&lt;br /&gt;Yaşlı erkek-genç kadın, genç kadın-yaşlı erkek aşklarının altında yatan nedenler nelerdir?&lt;br /&gt;Bu ilişkileri genellemek doğru değildir. Bu tarz ilişkileri yaşarken başkalarına zarar vermemek esastır. Erkekler için 50-65 yaş arası bir özel dönemdir. Genelde erkekler bu yaş diliminde antropoza girerler. Bu yaş grubundaki erkekler, iş ve sosyal yaşamda başarılı olamadılarsa, yeni bir mutluluk arayışına yönelebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygu önemli&lt;br /&gt;Günümüzde para ve sosyal statü, aşk hayatını nasıl etkiliyor?&lt;br /&gt;Eşinin sosyal statüsü ne olursa olsun önce eş olarak algılamalı. Doyumsuz insanlar, para ya da sosyal statünün etkisiyle bir çekim yaşayabilir. Ama önemli olan psikolojik güçtür. Zengin olmak psikolojik açıdan kişiyi güçlü kılmaz. Kendine güvenmeyenler, sorumluluk anlayışı olmayanlar; para gücünü ortaya koymak için araba modellerini sosyal baskı aracı olarak kullanırlar. Bunlar severken, önemli görünmeyebilir. Ancak para ya da sosyal statü çekimi ile başlayan birliktelikler, ilişki devam ederken ciddi sorunlara neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk engelliler var mı?&lt;br /&gt;Her insanın sevebilme kapasitesi olduğu kanaatindeyim. Sevgi üretme kapasitesi olduğu halde sosyal-kültürel kısıtlama kişiyi hasta edebilir. Aşkını ifade etmekte sorunlar yaşayabilir. İç kısıtlamalar da aşkı ifade etmeye engel olabilir. Ruhsal rahatsızlıklar, geçmiş olumsuz deneyimler, yanlış modeller de kişinin aşkını ifade etmesinde sorun yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romantik filmler olumlu etkiliyor!&lt;br /&gt;'Love Story', 'Grace' ve 'Titanic' gibi efsane aşkları konu edinen filmlerin, müzikallerin aşk hayatı üzerinde etkisi var mı?&lt;br /&gt;İnsanın sevdiği nesneyi yüceltme ihtiyacı vardır. Sevdiğini yüceltme narsizmin uzantısıdır. Efsaneleşen aşk hikâyelerinde de aşık olduğu kişiyi yücelttiklerini görüyoruz. Kısıtlayıcı, zarar verici, baskılayıcı bir tutum barındırmayan efsane aşk hikâyeleri, kişinin aşk hayatını olumlu yönde etkiler. 'Love Story' masum aşka, paylaşıma güzel bir örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde ise 'Aşk-ı Memnu', 'Aşk ve Ceza', 'Ezel' gibi aşk hikâyelerine yer veren, ilgiyle takip edilen dizilerdeki aşklar, çiftleri nasıl etkiliyor?&lt;br /&gt;Bu dizilere ilginin artması sosyal ve psikolojik olarak araştırılması gereken bir konudur. Kişi, insanoğlunun bastırdığı dürtüleri anlatan, heyecanlandıran ve merak duygusu uyandıran hikâyeleri ilgi çekici buluyor olabilir. Dizilerdeki aşkların bu kadar yakından takip edilmesi, toplumumuzdaki ilişkilerde umutsuzluğa ve doyumsuzluğa işaret eder. Bu tarz dizileri tutkuyla izlemek ve kendini kaptırmak, biyolojik ve düşünsel anlamda bir açlık olduğunu düşündürür. İlişkilerde ve evliliklerde baskılar olduğuna işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı ilişkilerde cinsel sorunlar rahatlıkla aşılır!&lt;br /&gt;Aşk cinsel yaşamı nasıl etkiliyor? Aşık çiftlerin aşk hayatı daha mı renkli?&lt;br /&gt;Aşkın cinsel yaşam üzerinde olağanüstü etkileri vardır. İnsanın bütün hücrelerini harekete geçirir, sürekli birlikte olma arzusu aşkta temeldir. Aşkta sadece cinsel birliktelik değil, hayatı birlikte yaşama ve kucaklama isteği vardır. Cinsellik, yoğunlaşan ve derinleşen sevginin ifade tarzıdır. Doğru ve sağlıklı ilişkilerde, bireylerin cinsel sorunları rahatlıkla aşılır. Kişinin bireysel cinsel sorunları artıyor ise bu ilişkinin merkezinde sadece cinsellik vardır, diğer paylaşımlardan yoksundur. Bu da ortada sağlıklı bir ilişkinin olmadığının sağlam bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk varsa kıskançlık yoktur onunla gurur duymak vardır&lt;br /&gt;Kıskançlık aşkın belirtisi midir?&lt;br /&gt;Bir insan, kanaatimce sevdiği karşı cinsin cinsel kimliğini kıskanır, kişiliğinin varoluşunu değil! Cinsel varlık alanı da sadakat gerektirir. Aşk, bireyselliği kısıtlayıcı değildir. Kısıtlayan tutum patolojiktir. Aşık olduğu kişinin mutluluğu ve başarısıyla gurur duyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkkolikler ve sekskolikler birbirinden farklı mı?&lt;br /&gt;Sekskolik olmak psikolojik bir rahatsızlıktır, dürtü kontrol bozukluğudur. Kişinin karşı cinsle yaşadığı duygusal ve fiziksel yoğunluk sekskolik olduğu anlamına gelmez. Sekskolikler mutlu bir ilişkide doyum sağlamalarına rağmen yeni bir partner arayışına girebilirler. Aşkkolik olmak ise biraz farklı bir durumdur. Kontrol bozukluğu değil, duygusal tatmin olamama halidir. Genellikle çocukluk dönemlerinde doyumsuzluk yaşamışlardır ya da kişilikleri itibariyle doyum gereksinimleri fazladır. Biraz çocuksu yapıdaki kişiliklerdir. Geçmişte sevgi nesnesi ile açık ya da örtülü olarak çatışma yaşamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk,sevgisini göstermeyi anne babadan öğreniyor!&lt;br /&gt;Çocukluk döneminde yaşananlar, aşk hayatını nasıl etkiliyor?&lt;br /&gt;İnsanoğlunun davranışlarını şekillendiren unsurlar; genetik, öğrenimler ve yaşantılardır. Günümüzde ailenin yanı sıra sosyal iletişim araçlarının etkisi de yoğunlaşmıştır. Kız çocukları anneyi, erkek çocukları da babayı model alır. Çocuklar sevgiyi nasıl ifade edeceğini ebeveynlerden öğrenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkın güzellik ya da çirkinlikle ilişkisi var mı?&lt;br /&gt;İlişkiyi başlatırken güzelliğin etkisi olabilir. Ancak sürdürürken merkezi konumda değildir. Eğer merkezdeyse sorun vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinleyin ama küçümsemeyin&lt;br /&gt;Olumlu iletişim:&lt;br /&gt;Açık-dürüst ifadeler&lt;br /&gt;Olumlu yaklaşım ve takdir&lt;br /&gt;Dinleme becerisine sahip olup, sorularla karşınızdaki kişiyi anlama çabası&lt;br /&gt;Şeffaf, katılımcı ilişki&lt;br /&gt;Geçmiş sorunlar yerine çözüme ilişkin tutumlar&lt;br /&gt;Hatalı tutumlar karşısında utanç, suçluluk duyguları yerine çözüme yönelik güven veren olumlu duygular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz iletişim:&lt;br /&gt;Eleştirme, şikayet etme&lt;br /&gt;Küçümseme&lt;br /&gt;Savunmada olma&lt;br /&gt;İlgisiz tutum&lt;br /&gt;İçe kapanma&lt;br /&gt;Suçlayıcı, yargılayıcı dil&lt;br /&gt;Sözel ya da fiziksel şiddet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6180873129054150779?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6180873129054150779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ask-olanlar-seks-hayatn-rengarenk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6180873129054150779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6180873129054150779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ask-olanlar-seks-hayatn-rengarenk.html' title='Aşık olanlar seks hayatını rengarenk yaşıyorlar'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7128261805085613124</id><published>2010-02-28T12:12:00.002-08:00</published><updated>2010-02-28T12:12:41.495-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cips'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kestane'/><title type='text'>Cips yerine kestane yiyin!</title><content type='html'>Havaların soğuması, hareketin azalması ve evde geçirilen zamanın fazlalaşmasıyla birlikte artan abur cubur tüketimi, kış aylarında kilo almamıza yol açıyor. Uzun kış gecelerinin abur cubur tüketimini artırdığını söyleyen Medikal Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can, "Doğru abur cuburları seçerseniz, hem sağlığınızı hem kilonuzu koruyabilirsiniz" dedi. Can, "Cips ve pastane ürünleri yerine yağsız patlamış mısır veya kestane, gazlı içecekler yerine sahlep veya boza, çikolata yerine de dondurma yiyin" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7128261805085613124?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7128261805085613124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/cips-yerine-kestane-yiyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7128261805085613124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7128261805085613124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/cips-yerine-kestane-yiyin.html' title='Cips yerine kestane yiyin!'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2371662477975820341</id><published>2010-02-28T12:12:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T12:12:03.998-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hastaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şeker'/><title type='text'>Şeker hastalarına umut</title><content type='html'>Şeker hastalarına umut &lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sabah.com.tr/c/i/sp.gif" /&gt;&lt;br /&gt;AA &lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sabah.com.tr/c/i/sp.gif" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunusların, şeker hastalığının tedavisine ışık tutabileceği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin San Diego kentinde düzenlenen Amerikan Bilimsel Gelişme Derneği'nin yıllık konferansında sunulan araştırmalarda, yunusların insanlarla benzer beslenme alışkanlıkları olduğu, bu hayvanların çoğunlukla balık ve deniz &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;meyveleriyle&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; beslendikleri belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Okyanus ve Atmosfer Dairesi'nden Carolyn Sotka ve başka bilim adamlarının yaptığı &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;araştırmalar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;, yunusların kan kimyalarını değiştirdiğini, bunun da insanlardaki şeker hastalığına bağlı hastalıklarla benzer sorunlara (ensülin direnci, demir fazlalığı, böbrek taşları) yol açabildiğini gösterdi.&lt;br /&gt;En çok bilinen uzun burunlu yunusların her an, şeker hastalığına benzer "psikolojik bir durum yaratabildiğini" vurgulayan bilim adamları, insanların şeker hastalığını kontrol etmek için protein bakımından zengin yiyecekler tükettiğini, yunusların da protein bakımından zengin beslenme biçimini &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;korumak&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; için şeker hastalığına benzer bir durum "yarattığına" dikkati çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, bu mekanizmanın yunusların protein bakımından zengin ve düşük karbonhidratlı besinlerle beslenmesinden kaynaklandığını, bu durumun da beden kimyasında, insanlardaki şeker hastalığıyla aynı, bir dizi değişikliğe yol açıyor olabileceğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;52 uzun burunlu yunusun kan örneklerini 7 yıl boyunca alan bilim adamları, açken bu hayvanların kan kimyasının şeker hastası bir insanınki, karınları doyduktan sonra ise sağlıklı bir kişininkiyle benzer olduğunu gördü. Bilim adamlarından Stephanie Venn-Watson, bunun yunuslara yüksek oranda proteinle beslenirken uygun şeker oranının korunmasını sağladığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların ve yunusların büyük beyninin kanda yüksek şeker oranına ihtiyaç duyduğu, hem insanlar hem de yunusların şekeri kullanmak için benzer psikolojik mekanizmalar geliştirmiş olabileceği kaydedildi.&lt;br /&gt;İnsanların, kandaki şeker oranını en az düzeyde tutmak için ensüline son buzul çağında direnç geliştirdiğini düşünen bilim adamları, benzer şekilde yunusların da 55 milyon yıl önce okyanusta yaşamaya başladıklarında ensüline direnç göstermiş olabileceğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunusun gen haritasıyla ilgili başka araştırmaların, ayrıca bu hayvanların &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;özel&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; durumunun ayrıntılarını belirleyerek ve sorunlarla nasıl başa çıktığını anlayarak insanlarda şeker hastalığının tedavisi için yeni yöntemlerin geliştirebileceğine dikkat çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalar "Science" dergisinde yayımlandı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2371662477975820341?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2371662477975820341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/seker-hastalarna-umut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2371662477975820341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2371662477975820341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/seker-hastalarna-umut.html' title='Şeker hastalarına umut'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1900532517924476290</id><published>2010-02-28T12:11:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T12:11:33.208-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilaç.büyük tehlike'/><title type='text'>İlaçta büyük tehlike 21 Şubat 2010</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="0" id="table1" style="border-collapse: collapse;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;ins style="border: medium none; display: inline-table; height: 280px; margin: 0pt; padding: 0pt; position: relative; visibility: visible; width: 336px;"&gt;&lt;ins style="border: medium none; display: block; height: 280px; margin: 0pt; padding: 0pt; position: relative; visibility: visible; width: 336px;"&gt;&lt;iframe allowtransparency="true" frameborder="0" height="280" hspace="0" id="google_ads_frame1" marginheight="0" marginwidth="0" name="google_ads_frame" scrolling="no" src="http://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-2691732258243994&amp;amp;format=336x280_as&amp;amp;output=html&amp;amp;h=280&amp;amp;w=336&amp;amp;lmt=1267387759&amp;amp;ad_type=text_image&amp;amp;color_bg=F8F3E3&amp;amp;color_border=f8ebc5&amp;amp;color_link=302e31&amp;amp;color_text=302e31&amp;amp;color_url=CC0000&amp;amp;flash=10.0.42&amp;amp;url=http%3A%2F%2Fforum.kanka.net%2Fshowthread.php%3Ft%3D824223&amp;amp;dt=1267387772596&amp;amp;correlator=1267387772599&amp;amp;frm=0&amp;amp;ga_vid=1625019881.1267387773&amp;amp;ga_sid=1267387773&amp;amp;ga_hid=2136315479&amp;amp;ga_fc=0&amp;amp;u_tz=120&amp;amp;u_his=1&amp;amp;u_java=1&amp;amp;u_h=768&amp;amp;u_w=1024&amp;amp;u_ah=708&amp;amp;u_aw=1024&amp;amp;u_cd=32&amp;amp;u_nplug=11&amp;amp;u_nmime=57&amp;amp;biw=1007&amp;amp;bih=549&amp;amp;ref=http%3A%2F%2Fforum.kanka.net%2Fforumdisplay.php%3Ff%3D163&amp;amp;fu=0&amp;amp;ifi=1&amp;amp;dtd=220&amp;amp;xpc=OGkZp3NdZ2&amp;amp;p=http%3A//forum.kanka.net" style="left: 0pt; position: absolute; top: 0pt;" vspace="0" width="336"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt; &lt;/td&gt;   &lt;td&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt;&lt;!--google_ad_client = "pub-2691732258243994";google_ad_width = 336;google_ad_height = 280;google_ad_format = "336x280_as";google_ad_type = "text_image";google_ad_channel = "";google_color_border = "f8ebc5";google_color_bg = "F8F3E3";google_color_link = "302e31";google_color_text = "302e31";google_color_url = "CC0000";//--&gt;&lt;/script&gt; &lt;script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;script&gt;google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);&lt;/script&gt;&lt;ins style="border: medium none; display: inline-table; height: 280px; margin: 0pt; padding: 0pt; position: relative; visibility: visible; width: 336px;"&gt;&lt;ins style="border: medium none; display: block; height: 280px; margin: 0pt; padding: 0pt; position: relative; visibility: visible; width: 336px;"&gt;&lt;iframe allowtransparency="true" frameborder="0" height="280" hspace="0" id="google_ads_frame2" marginheight="0" marginwidth="0" name="google_ads_frame" scrolling="no" src="http://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-2691732258243994&amp;amp;format=336x280_as&amp;amp;output=html&amp;amp;h=280&amp;amp;w=336&amp;amp;lmt=1267387759&amp;amp;ad_type=text_image&amp;amp;color_bg=F8F3E3&amp;amp;color_border=f8ebc5&amp;amp;color_link=302e31&amp;amp;color_text=302e31&amp;amp;color_url=CC0000&amp;amp;flash=10.0.42&amp;amp;url=http%3A%2F%2Fforum.kanka.net%2Fshowthread.php%3Ft%3D824223&amp;amp;dt=1267387772863&amp;amp;prev_fmts=336x280_as&amp;amp;correlator=1267387772599&amp;amp;frm=0&amp;amp;ga_vid=1625019881.1267387773&amp;amp;ga_sid=1267387773&amp;amp;ga_hid=2136315479&amp;amp;ga_fc=0&amp;amp;u_tz=120&amp;amp;u_his=1&amp;amp;u_java=1&amp;amp;u_h=768&amp;amp;u_w=1024&amp;amp;u_ah=708&amp;amp;u_aw=1024&amp;amp;u_cd=32&amp;amp;u_nplug=11&amp;amp;u_nmime=57&amp;amp;biw=1007&amp;amp;bih=549&amp;amp;ref=http%3A%2F%2Fforum.kanka.net%2Fforumdisplay.php%3Ff%3D163&amp;amp;fu=0&amp;amp;ifi=2&amp;amp;dtd=7&amp;amp;xpc=HQg8FoCBnX&amp;amp;p=http%3A//forum.kanka.net" style="left: 0pt; position: absolute; top: 0pt;" vspace="0" width="336"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt; &lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/7691/9937691.jpg" /&gt;    &lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İlaçta büyük tehlike&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;Türkiye'de de satılan Avandia adlı ilacın on binlerce kalp krizi vakasıyla ilintili olduğu belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ABD Senatosunun hazırladığı bir raporda, İngiliz GlaxoSmithKline şirketi tarafından üretilen ve Türkiye'de de satılan şeker hastalığı ilacı Avandia'nın on binlerce kalp krizi vakasıyla ilintili olduğu öne sürüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senato &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://piyasanet.hurriyet.com.tr/" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Finans&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; Komitesi tarafından hazırlanan 334 sayfalık raporda, GlaxoSmithKline şirketinin ilacın risklerini yıllardır bilmesine rağmen bunları halktan gizlemeye çalıştığı iddia edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Raporda, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ABD&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;Gıda&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; ve İlaç Dairesi (FDA) de ilaç konusunda kendi personeli tarafından tespit edilen endişeleri görmezden gelmekle eleştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senato &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://piyasanet.hurriyet.com.tr/" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Finans&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; Komitesi Başkanı Demokrat Max Baucus, "Amerikalıların, Avandia ile bağlantılı ciddi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;sağlık&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;riskleri olduğunu bilmeye hakkı var ve GlaxoSmithKline'ın da bunu onlara söyleme sorumluluğu bulunuyordu. Hastalar sağlıkları ve yaşamları konusunda ilaç şirketlerine güveniyor ve GlaxoSmithKline bu güveni istismar etti" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komitenin kıdemli üyesi Cumhuriyetçi Senatör Chuck Grassley tarafından da imzalanan raporda, "Araştırmanın, FDA'nın ilaç şirketleriyle 'çok samimi' olduğu ve mali çıkarları gereği güvenlik risklerini önemsiz gibi gösteren ya da yeterli araştırma yapmayan şirketler tarafından 'mat edildiği', bu nedenle de Avandia ve diğer tanınmış ilaçların kamu güvenliğini riske attığı" yönündeki endişelerden kaynaklandığına değinildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GlaxoSmithKline, FDA ve diğer bazı araştırma şirketlerinden edinilen 250 binin üzerinde sayfadan oluşan belgelerin incelendiği ve çok sayıda görüşmenin yapıldığı 2 yılı aşkın bir çalışmanın ürünü olan raporda, FDA bilim adamlarının Temmuz 2007'de, Avandia'nın, pazara sürülmesinden bu yana yaklaşık 83 bin kalp krizi vakasıyla ilintili olduğu tahmininde bulunduğuna dikkati çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, "Eğer GlaxoSmithKline, Avandia'nın potansiyel artış gösteren kardiyovasküler riskini, konu 1999'da ilk gündeme getirildiğinde daha çok ciddiye alsaydı bu kalp krizi vakalarının bir kısmının önüne geçilebilirdi" denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GlaxoSmithKline'nın Avandia ile ilgili kritik bilgileri baltalamak için girişimlerde bulunduğu iddiasına yer verilen raporda, "GlaxoSmithKline yöneticilerinin, bağımsız doktorları korkutmaya çalıştığı, Avandia'nın kardiyovasküler riski artırabileceğine dair tespitleri önemsiz gösteren ya da saptıran stratejiler üzerine odaklandığı" ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, Avandia'nın pazardan kaldırılması gerekip gerekmediği konusuna ise değinilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;GLAXOSMITNKLINE'IN AÇIKLAMASI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GlaxoSmithKline şirketiyse ilacın güvenli olmadığı yönündeki iddiaları reddetti. Şirket sözcüsü Nancy Pekarek, CNN'e yaptığı açıklamada, raporda yer alan değerlendirmelere katılmadıklarını ifade ederek, "FDA verileri gözden geçirmiş ve ilacın pazarda yer alması gerektiği sonucuna varmıştı" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu ilaçla ilgili olarak 7 klinik deneyinin, ilacın kalp krizleriyle ilintili olmadığını kanıtladığını söyleyen Pekarek, "Verilerin hiçbiri, Avandia ile iskemi (belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık) veya kalp krizi arasında istatistiki olarak önemli çapta bir ilişki olduğunu göstermiyor" ifadesini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekarek, Senato raporunun, tarihi geçmiş, yıllar öncesinden kalan bilgilere yer verdiğini ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;yeni&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; bir veri içermediğini savundu.&lt;br /&gt;Avandia yıllardır üzerinde incelemeler yapılan bir ilaç. The New England Journal of Medicine ve The Journal of the American Medical Association, 2007 yılında ilacın güvenilirliğini sorgulayan araştırmalar yayımlamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.hurriyet.com.tr/p/2010/hurriyet_logo.gif" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1900532517924476290?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1900532517924476290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ilacta-buyuk-tehlike-21-subat-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1900532517924476290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1900532517924476290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ilacta-buyuk-tehlike-21-subat-2010.html' title='İlaçta büyük tehlike 21 Şubat 2010'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5072742608834632853</id><published>2010-02-28T12:09:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:09:28.410-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='check-up'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vatan'/><title type='text'>Check- Up'ta büyük tuzağa dikkat</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_5468867"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Check- Up'ta büyük tuzağa dikkat &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/220220101258186525128.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Aman dikkat! Check-up'la ilgili bu tuzağa sakın düşmeyin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, cep telefonlarına gelen 'ücretsiz ya da indirimli check-up kazandınız' şeklindeki mesajlara karşı dikkatli olunmasını istedi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;Nazım Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son dönemlerde check-up dolandırıcılığının artış gösterdiğini belirtti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;Cep telefonlarına gelen mesajlarda 'Müjde ücretsiz veya indirimli check-up hizmeti kazandınız, bizi arayın' yazdığını belirten Kaya, firma arandığında piyasa fiyatının oldukça üstünde rakamların ortaya çıktığını bildirdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bu tür mesajlara karşı dikkatli olunmasını isteyen Kaya, şunları kaydetti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;'Sağlık konusu, tüketicinin önem verdiği bir nokta olduğundan bir çok art niyetli kişinin geçim kapısına dönüşmüş durumdadır. Tüketicinin numarasını nasıl elde ettikleri sorusu üzerine ise 'GSM firmaları ile ortak çalıştıklarını, özellikli müşterilerin telefon bilgilerinin GSM şirketleri tarafından verildiğini' söylüyorlar. GSM şirketleri, SMS gönderilen numara sahipleri hakkında yargı girişimi başlatarak, sorumluluklarını yerine getirmelidir.' &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;ÜCRETSİZ AMBULANS HİZMETİ VAADİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;Kaya, tüketicilere, kendilerine gelen mesajlara dayanarak kredi kartı bilgisi vermemesi ve ödeme yapmaması uyarısında bulunarak, şöyle devam etti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Verdana,Helvetica,sans-serif;"&gt;'Kendilerine SMS gelen numaraları ve art niyetli firmaları, abonesi oldukları GSM şirketine, Sağlık Bakanlığına ve tarafımıza bildirmeleri halinde gerekli takip yapılabilir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) check-up dolandırıcısı bir firma hakkında 10 bin lira ceza uyguladı. Tüketiciler bu gelişmeyi dikkate alarak ilgililerin cezalandırılmasını sağlayabilir. Yine art niyetli bazı kişiler, tüketicileri arayıp telefonla danışmanlık, hastanelerden indirimli yararlanma ve ücretsiz ambulans hizmeti verdiklerini söyleyerek, 30-50 lira karşılığında bu hizmetlerden 1 yıl süre ile yararlanabileceklerini belirtmektedir. Tüketicinin kredi kartından yıllık 350-600 lira çekim yapılabilmektedir. Tüketiciler bu tür aldatmalara fırsat vermemelidir.'&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;VATAN&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5072742608834632853?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5072742608834632853/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/check-upta-buyuk-tuzaga-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5072742608834632853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5072742608834632853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/check-upta-buyuk-tuzaga-dikkat.html' title='Check- Up&apos;ta büyük tuzağa dikkat'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-9064094664376145448</id><published>2010-02-28T12:08:00.003-08:00</published><updated>2010-02-28T12:08:56.049-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='almayı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ürünleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kilo'/><title type='text'>Süt ürünleri kilo almayı kolaylaştırır mı?</title><content type='html'>Yaşayan her şey gibi biz de yaşlandıkça yoruluyoruz. İşin kötüsü yorulan yanımızın yalnızca bedenimiz olduğunu zannediyoruz. Oysa asıl yorulan bedenlerimiz değil, ruhlarımız. Biz hayatı ıskaladıkça ruhumuz bizden kopuyor. Koptukça yalnız ve yorgun düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektronik postama gönderilen aşağıdaki mesaj bu hafta size anlatmak istediklerimin mükemmel bir özeti. Kelimesine değil, virgülüne bile dokunmadan size aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis toplarıyla doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler. Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını çalkalayarak kavanoza döker. Böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da “evet doldu” derler. Profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde yine “evet” cevabını verirler. Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır. Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler güler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAVANOZ BİZİM HAYATIMIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesör, öğrencilerin gülüşünü destekleyerek “evet” der; “Ben bu kavanozun bizlerin hayatımızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım. Şöyle ki: Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeyler. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir. İşiniz, eviniz, arabanız vs... Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. Şayet kavanoza önce kum doldurursanız, çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yer kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAHVEYE HEP YER VAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle, dostunuzla yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ara bir öğrenci sorar ‘Peki, O iki fincan kahve nedir?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesör tebessümle: ‘Hayatımız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarımız ve sevdiklerimizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır.(*)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman hayatınızda bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat size kısa gelmeye başlarsa mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatırlayınız!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*)Ozan Baygın ve Mustafa Atagün’e sevgilerimle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kışın neden kilo alırız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudumuzun kış aylarında genlerden aldığı mesajlar “yağ dokunu koru” emirleriyle doludur. Kış aylarında fazla enerji harcamak istemeyen bedenimiz bu sorunu yağ dokusunu korumakla çözmeye çalışır. Bu nedenle kış aylarında özellikle tatlı, unlu, şekerli gıdalara yöneliriz. Farkına varmasak da eskiye oranla daha az hareket etmeye başlarız. Kış kilolarının başka nedenleri de var. Mesela uzun kış gecelerini atıştırmalıklarla geçiştirmek bunlardan biri. Kış kilolarından kurtulmak için yavaş yavaş harekete geçmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarımsak yiyince neden koku yayarız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarımsak yiyince ortaya çıkan nefesteki kötü koku sorununun sebebi sarımsaktaki sülfürlü bileşiklerdir. Sarımsağın sağlığa yararları konusunda her gün yeni birşeyler öğreniyorsunuz. Ona bu güçlü tıbbi özelliklerini kazandıran yani onu sağlığa yararlı sebzelerin başköşesine yerleştiren de aynı bileşiklerdir. Bunların çoğunun doğruluğuna emin olabilirsiniz. Sarımsak kötü kolesterolü azaltıyor içindeki allisin maddesiyle bağışıklığı güçlendiriyor hatta antibiyotikler gibi bir etki de gösterebiliyor. Ayrıca kanserden koruyucu faydalarının olduğu da kesin. Cinsel güç için de tavsiye ediliyor. Bütün sorun oluşturduğu koku. Eğer kokuyu göze alıyorsanız her gün 2-3 diş sarımsak yiyin. Çiğ sarımsak pişmişinden, ezilmiş ufalanmış olanı bütün yutulanından daha faydalı. Sarımsak piştikçe, pişme süresi de uzadıkça etkinliği azalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt ürünleri kilo almayı kolaylaştırır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zannedildiğinin aksine süt ürünleri kilo kontrolünü bozmaz. Kilo vereceğim diye yoğurttan, peynirden vazgeçmeniz gerekmiyor. Yapacağınız tek şey yağlardan fedakârlık edip yarım yağlı veya yağı azaltılmış yoğurt ve peynirleri tercih etmek. Amerika’da yapılan bir çalışma (Dr. Michael Zernel/Tennessee Üniversitesi) az yağlı yoğurt tüketiminin kilo kaybını özellikle bel çevresindeki yağların kaybını arttırdığını gösterdi. Dr. Zernel araştırma yaptığı gönüllülerden yarısının her gün üç küçük kutu az yağlı yoğurt tüketmelerini istedi. Gönüllülerin tamamı eşit miktarda kalori tüketmelerine rağmen yoğurt yiyen grupta diğer gruba göre daha fazla yağ kaybı oldu. Üstelik bu yağ kaybı daha çok bel çevresindendi. Yoğurt ve peynirin kilo kaybını destekleyici etkisinin içerdikleri yüksek kalsiyumdan kaynaklandığı düşünülüyor. Fazla miktarda kalsiyum kazanımının bağırsaklarda yağ emilimini azalttığı kanıtlandı. Ayrıca kalsiyumun metabolizmayı etkileyerek yağ hücrelerindeki yağın kaybını da hızlandırdığını gösteren bulgular var. Bu bulgulardan hareket ederek bazı zayıflama merkezleri kilo kaybı kürleri esnasında hastalarına günde 800-1000 miligram civarında kalsiyum desteği veriyorlar. Yani ister yüksek kalsiyumlu bir diyet yapın (az yağlı süt, yoğurt, peynir tüketin), isterseniz ağız yoluyla kalsiyum desteği alın kilo kaybınız hızlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az miktarda kahve sağlığa faydalı olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun kahveden değil, içindeki kafeinden kaynaklanıyor. Kahve bilinen en önemli kafein kaynağı. Kafein kana karışınca beyinde görev yapan adenosin isimli sakinleştirici bir başka kimyasalın görevini yapmasına engel oluyor. Adenosin uykuya da yardımcı olan doğal bir kimyasal. İşini yapamayınca uyanıklık hali artıyor. Eğer uykuya yakın saatlerde kafeinli bir içecek alırsanız mesela bir fincan neskafe ya da espressoyu Türk kahvesini afiyetle içerseniz, adenosin işini yapamıyor, uykunuz kaçıyor. Kafeinin olumsuz etkisi yalnızca uykuyu kaçırmakla da sınırlı değil. Değişik mekanizmalarla nabzı hızlandırabiliyor kan basıncını yükseltebiliyor. Belki sizi daha dikkatli tutuyor ama bu dikkat bazen aşırı sinirlilik dozuna yaklaşabiliyor. Kısacası kafeinin fiziksel performansı arttırdığı doğru ama bu katkı bir süre sonra zararlı hale gelebiliyor. Sağlıklı bir insanın günlük kafein kazanımının 400 mg.ı geçmemesinde fayda var. Ben bu rakamı kilo başına 5 miligramla sınırlamanızı öneririm. Rakam yükseldikçe toksik etki olasılığı artıyor. Bir fincan filtre kahvede 100, çayda 50, neskafede 75 miligram civarında kafein var. Espressodaki kafein miktarı daha da yüksek. Son zamanlarda pek moda olan bitter çikolatalarda da yüklü miktarda kafein bulunabileceği aklınızda olsun. Enerji içeceklerindeki oran bazen 100 hatta 200 miligrama çıkabiliyor. Kolalı içeceklerde ise 40 miligram civarında kafein var. Kısacası makul miktarda kafein tüketmekte pek bir sorun yok. Tabiî ki taşikardiye tansiyon yükselmesine uyku problemine yol açmıyorsa... Herhangi bir soruna yol açmasa bile 300 miligram üzerindeki dozları kimseye tavsiye etmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besinlerdeki kolesterol kandaki kolesterolü ne kadar yükseltiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı bir vücudun günde bir gram civarında kolesterole ihtiyacı var. Bunun 700-800 miligramını kendi üretiyor. Geri kalanı besinlerle kazanılıyor. Bazı besinler kolesterolden çok zengin. Örneğin yumurtada, kabuklu deniz ürünlerinde, iç organlarda (dalak, karaciğer, böbrek, beyin) fazla miktarda kolesterol var. Eğer kolesterol sorunu olan biri değilseniz kolesterolü yüksek olan yiyeceklerle ilgili ciddi bir sınırlama yapmanız gerekmez. Çünkü sağlıklı ve genetik yönden riski olmayanlarda kolesterolden zengin beslenmenin kalp-damar hastalığını sıklaştırdığı, felç-inme gibi sorunlara yol açtığını gösteren ciddi bir veri yok. Hatta son zamanlarda besinlerle kazanılan kolesterolün kan kolesterol seviyesini zannedildiği kadar arttırmadığını gösteren bulgular var. Sağlıklı biriyseniz, kalp damar hastalığına ilişkin kötü bir sağlık geçmişiniz veya genetik mirasınız söz konusu değilse, karaciğerinde aşırı miktarda kolesterol üreten veya iyi kolesterolü (HDL) düşük biri değilseniz kolesterolden zengin beslenmenin, örneğin abartılmayacak kadar yumurta, karides, böcek, ahtapot tüketimini aşırı derecede frenlemenin pek bir anlamı yok. Bu durumda olanların aşırıya kaçmamak koşuluyla tereyağı ve benzeri doymuş yağlarda aşırı kısıtlamalar yapmaları da şart değil. Ama eğer daha önceden kalp damar hastalığı geçirdiyseniz, felç-inme atlattıysanız ve kanınızda kolesterol dengesizliğine ilişkin işaretler var ve bu nedenle ilaç kullanıyorsanız, kolesterolden zengin besinleri sık sık tüketmemenizi tavsiye ederim. Kararında kalmak koşuluyla yiyip yemeyeceğinizi ise doktorunuzla konuşmanızda fayda var.&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-9064094664376145448?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/9064094664376145448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/sut-urunleri-kilo-almay-kolaylastrr-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/9064094664376145448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/9064094664376145448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/sut-urunleri-kilo-almay-kolaylastrr-m.html' title='Süt ürünleri kilo almayı kolaylaştırır mı?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2144938253077641657</id><published>2010-02-28T12:08:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:08:10.237-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tedavisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felç'/><title type='text'>Felç tedavisinde umut veren yöntem</title><content type='html'>Amerikalı bilim adamları, felçli hastalara şarkı söylemeyi öğretmenin beyinlerini canlandırdığını, konuşmalarının düzelmesine yardımcı olduğunu tespit etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkı söyleyerek, hastaların beynin konuşmayla ilgili bölümünden farklı bir kısmını kullandıklarını belirten araştırmacılar, eğer bir kişinin "konuşma merkezi" felç sonucu hasar gördüyse bunun yerine "şarkı söyleme merkezini" kullanmayı öğrenebileceklerinin altını çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgularını Amerikan Bilimsel İlerleme Topluluğu'nun (AAAS) San Diego'daki yıllık toplantılarında sunan araştırmacılar, sürmekte olan klinik deneylerin, beynin bu "melodik tonlama terapisine" nasıl yanıt verdiğini gösterdiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boston kentindeki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi ve Harvard Tıp Fakültesi'nde görevli nöroloji profesörü Gottfried Schlaug başkanlığında yapılan terapide önceden uygulanan bir tıbbi teknikten faydalanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar, önce beyin hasarı gören ve konuşma yetilerini kaybeden felçli hastaların hala şarkı söyleyip söyleyemeyeceklerini belirledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin görüntülemeyle bu terapiyi ilk kez bir araya getiren araştırmada, konuşmada daha çok kullanılan beynin sol tarafı hasar gören hastaların, kelimeleri melodiyle öğrendikçe, beyinlerinin sağ tarafında önemli bağlantılar oluşmaya ve bu bölgede hareketlenme görülmeye başlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2144938253077641657?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2144938253077641657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/felc-tedavisinde-umut-veren-yontem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2144938253077641657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2144938253077641657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/felc-tedavisinde-umut-veren-yontem.html' title='Felç tedavisinde umut veren yöntem'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5053527950887205188</id><published>2010-02-28T12:07:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:07:48.633-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çekilen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diş'/><title type='text'>Çekilen diş tekrar ekiliyor</title><content type='html'>Çekilen dişin yerine konulması için 3 ay beklemeye gerek kalmadı. Diş ekimi yöntemi bu sorundan kurtarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde diş hekimleri ileri tedavi yöntemleri ve yeni teknolojiler kullanarak dişleri çekmeden ağızda tutmak için büyük çaba gösteriyorlar. Ancak tüm çabalara rağmen diş kurtarılamayarak çekilmek zorunda kalınmışsa artık bunun da kolayı var. Gelişen tıp teknolojileri ışığında artık aynı anda çürüyen dişi çekerek yerine yeni bir diş monte edilebiliyor. Halk arasında “diş ekimi”, tıptaki adıyla da “İmmediat İmplant” olarak bilinen yöntemle, çekilen diş kökünün boşluğuna hemen implant yerleştiriliyor ve kişi böylece implant yerleştirilmesi için geçmesi gereken ortalama 3 aylık süreyi beklemek zorunda kalmıyor. Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Altuğ Serçe ‘diş ekimi’ ile ilgili olarak şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem çekim hem ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz diş hekimleri bir dişin çekilmemesi için maksimum çabayı göstermekteyiz. Ancak tüm bunlara rağmen çeşitli sebeplerle diş kayıpları yaşanabilmektedir. Bu can sıkıcı durumu telafi etmek amacıyla yıllardır sürdürülen çalışmaların sonucunda İmplant teknolojisinin geldiği son nokta hem hekimin hem hastaların yüzünü güldürmektedir. Bugün 3 haftalık bir süre içinde, kaybettiğimiz dişin yerine aynı fonksiyonları gören İmplant üzeri protezler yapılabilmektedir. Tabii ki öncelikle dişi korumak ve kaybetmemek için gerekli bakım ve tedavi yöntemlerinden faydalanmak gerekir. Ancak diş, çekilme pozisyonuna gelmişse bu kararı vermeden önce halk arasında “diş ektirmek” olarak da bilinen İmplant seçeneğini düşünerek dikkatli olmak gerekir. Çünkü dişin çekileceği seansta doku uyuşukken ikinci bir anesteziye gerek kalmadan dişi alıp çekilen dişin kökünün boşluğuna implantı yerleştirmek mümkündür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 ay beklemeye gerek yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bilindiği gibi İmplant, titanyumdan ileri bir teknoloji ile üretilmiş diş kökü formundaki materyallerdir. Kısa bir süre öncesine kadar diş çekimi yapıldıktan sonra çekilen dişin boşluğunun kemikle dolması için en az 3 ay beklenir, daha sonra implant yerleştirilir, 2-3 ay gibi bir süre adaptasyon süresi olarak geçirilir, sonra dişin formunda üst yapı şekillendirilirdi. Bu, hastanın 6-7 ay gibi bir süre dişsiz kalmasına sebep olurdu. Bugün diş çekildiği seansta, çekilen dişin boşluğuna implant yerleştirilmektedir. Hatta bugün özel bir tip implant, kendi özel likidi içinde oksijensiz ortamda muhafaza edilmekte ve uygulanmaktadır. Doku proteinleri implantın özelliği sebebiyle implant yüzeyine hücum ederek çok daha çabuk iyileşme ve adaptasyon sağlanmaktadır. Sonuçta da birkaç hafta gibi kısa bir sürede kemiğin implantı kavrama oranı cihazlarla ölçülerek, yeterli adaptasyon olup olmadığı tespit edilerek, implant üzeri porselen kuronu bitirilmektedir. Tüm bu işlemler için ortalama 20 günlük bir süre yeterli olmaktadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş daha önceden çekilmişse..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Günümüzde, daha önceden kaybedilen ve zamanla erimeden dolayı kemik kalınlıkları uygun olmaktan çıkan dişler için de çözüm yolları bulunmaktadır. Eski diş kayıplarının yerine eğer kemik boyutları yani; kemik çapı ve derinliği uygunsa hemen implant uygulanabilir. Ancak kullanılmayan bütün organlar atrofiye, yani küçülmeye uğrar. Böyle durumlarda kemik yetersizse önce ilgili bölgede yeni kemik dokusu oluşturup (kemik greftleme yöntemleri ile) sonra implant uygulanır. Üst çenede hastanın maxiller sinüsleri çekim bölgesine sarkmış olabilir. Sinüs lifting dediğimiz yöntemle maxiller sinüsü yukarı alıparada yeni kemik dokusu oluşturup sonra implant uygulamak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası eğer kemiğin kalitesi (yoğunluğu) uygunsa mutlaka implant uygulanabilir. Ancak biz diş hekimleri günümüzde eğer mutlaka bir dişin kaybedilmesi söz konusu ise çekimin yapılacağı seansta implantın yerleştirilmesini önermekteyiz. İmmediat implant denilen bu yöntemle, o bölgede kemik erimesinin meydana gelmesinin önüne geçilmekte ve aylar süren bir beklemeye gerek kalmamaktadır.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5053527950887205188?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5053527950887205188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/cekilen-dis-tekrar-ekiliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5053527950887205188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5053527950887205188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/cekilen-dis-tekrar-ekiliyor.html' title='Çekilen diş tekrar ekiliyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4009125090697877026</id><published>2010-02-28T12:06:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:06:49.310-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='silikon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sarkan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göğüse'/><title type='text'>Sarkan silikonlu göğüse tazminat</title><content type='html'>Göğüs ve burun amaliyatını beğenmeyen hasta doktoruna dava açtı ve 6 bin lira tazminat kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muğla'nın Marmaris İlçesi'ndeki otellerde animatörlük yapan Özden Doyranlı ile Selma Nur Uçar, Estetik Cerrah Prof.Dr. Cenk Demirdöver'e açtıkları tazminat davasını kazandı. Göğüs ve burun amaliyatını beğenmeyen Doyranlı 11 bin, burun ameliyatını beğenmeyen Uçar ise, 6 bin lira tazminat kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaş olan Özden Doyranlı ve Selma Nur Uçar 2004 yılında İzmir'de Prof.Dr. Cenk Demirdöver'e ameliyat oldu. Özden Doyranlı burnunu düzelttirdi, göğüslerine silikon taktırdı. Selma Nur Uçar ise, burnuna cerrahi müdahale yaptırdı. Ancak, bir süre sonra iki kadın da yapılan cerrahi müdahaleyi beğenmeyip İzmir 2'nci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne avukatları aracılığıyla dava açarken uzman doktorun güzelleştirme yerine kendilerini çirkinleştirdiğini öne sürdü. İki kadın toplam 32 bin lira tazminat istedi. Animatör olan Doyranlı, şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mesleğim gereği mayo giyiyorum. Görevim, müşterileri eğlendirmek. Doğum sonrası sarkan göğüslerimi ve burnumu düzeltirmek için doktor ile anlaştım. Bandaj açıldığında burnumun eskisinden kötü, göğüslerimin ise sarktığını gördüm. Eşimle cinsel ilişkim bitti. Silikonlar göğsümde dönüyor. Eşim ile aram bozuldu ve benden soğudu. Başka bir yerde ikinci kez ameliyat olmak zorunda kaldım. Amacım başkalarının zarar görmemesi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selma Nur Uçar da Prof.Dr. Cenk Demirdöver'in ameliyatında kusurlu olduğunu öne sürerken, “Ameliyat sonrası manevi çöküntü içine girdim. Sağlıklı iken ameliyat sonrası sağlıksız bir buruna sahip oldum. Çektiğim acıları bir tek ben biliyorum” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçlanan Prof.Dr. Cenk Demirdöver ise, avukatları aracılığıyla verdiği cevap dilekçesinde “Her iki davacı yönünden de operasyon başarıyla tamamlanmıştır. Ameliyat öncesi ve sonrası çekilen fotoğraflarla da açıkça görülmektedir. Bugüne kadar kimseden şikayet gelmedi. Kendileri ameliyat sonrası görüşmelerinde bana teşekkür etmişlerdir” dedi.&lt;br /&gt;Adli Tıp Kurumu'ndan gelen raporda doktorun ameliyatta kusurlu olduğu belirtildi. Hakim, toplanan kanıtlara göre davanın reddine karar verip 2007 yılında kararı açıkladı. Uçar ve Doyranlı'nın avukatı Yılmaz Yaman, kararı temyiz etti. Yargıtay 15'inci Hukuk Dairesi yerel mahkemenin verdiği kararı esastan bozdu. Yargıtay, mağdurların zararlarının giderilmesi gerektiğini, doktorun, raporlara göre kusuru bulunduğuna dikkat çekip dosyayı mahkemeye gönderdi. Bunun üzerine yeniden görülen davada hakim Muharrem Ünal şikayetçileri haklı buldu. Hakim Ünal kararında, şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnsanların estetik amaçlı olarak doktora başvurmalarının tek nedeni halen bulundukları görünüm ve konumdan daha iyi bir duruma gelme amacıyladır. Dolayısıyla günümüzde her kişinin estetik amaçlı operasyon yaptırmadığı belinmektedir. Bu operasyonu yaptıranların bu konuda hassas oldukları ve buna çok önem verdiklerinin kabulü gerekir. Bu bağlamda davalı tarafından yapılan işlem yeterli olmadığına göre her iki davacının da bununla ilgili olarak önemli üzüntü ve sıkıntılar çektiğinin kabulü gerekir. Dosyadaki belgelerde davacıların eski konumlarına bile gelmekte zorlandıklarına göre davalının yaptığı işlemden manevi zarar gördükleri anlaşılmıştır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakim, Özden Doyuranlı'ya burun ve göğüs operasyonu ile ilgili yasal faizi hariç 10 bin TL manevi, 1000 TL maddi, Selma Nur Uçar için 5 bin TL manevi, 1000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verdi. Mağdurların avukatı Yılmaz Yaman, daha önce verilen kararın yanlış olduğunu, müvekillerin bu olaydan dolayı psikolojilerinin bozulduğunu, sürekli doktorlara gidip eski hallerine dönmek için uğraştıklarını belirtti. Yaman, “Bu karar diğer mağdurlar için de örnek teşkil edecek” dedi. Ameliyatları yapan Cenk Demirdöver'in avukatları kararın temyizi için başvurdu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4009125090697877026?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4009125090697877026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/sarkan-silikonlu-goguse-tazminat.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4009125090697877026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4009125090697877026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/sarkan-silikonlu-goguse-tazminat.html' title='Sarkan silikonlu göğüse tazminat'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4131201392596317492</id><published>2010-02-28T12:03:00.003-08:00</published><updated>2010-02-28T12:03:48.627-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dsö'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşı'/><title type='text'>DSÖ'den aşı tavsiyesi geldi</title><content type='html'>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), önümüzdeki grip mevsiminde grip aşılarına domuz gribi (H1N1) virüsü eklenmesi tavsiyesinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSÖ'den yapılan açıklamada, önümüzdeki grip mevsiminde kullanılacak aşılarda hangi grip türlerinin yer alacağı konusunun ele alındığı konusunda yapılan toplantının sonunda, aşı üreticilerine Domuz gribi virüsünün de aşıda yer almasının önerilmesi kararına varıldığı bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararın, “domuz gribi salgınının sona erdiği” anlamına gelmediği vurgulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip aşılarında genellikle, uzmanların karar verdiği üç virüs tipi yer alıyor. Kuzey yarımkürede yeni grip mevsimi önümüzdeki sonbaharda başlayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4131201392596317492?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4131201392596317492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/dsoden-as-tavsiyesi-geldi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4131201392596317492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4131201392596317492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/dsoden-as-tavsiyesi-geldi.html' title='DSÖ&apos;den aşı tavsiyesi geldi'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5800978732477899844</id><published>2010-02-28T12:03:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T12:03:26.932-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saatler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ucuz'/><title type='text'>Ucuz saatlerdeki büyük tehlike</title><content type='html'>İşportada 5 ile 30 lira arasında satılan, atık metal kullanılarak yapılan saatlerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı, kısa sürede bozulduğu için aslında daha pahalıya mal olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon Kuyumcu ve Saatçiler Odası Başkanı Musa Başak, ülke genelinde olduğu gibi Trabzon'da da saatçilerin ekonomik olarak büyük sıkıntı çektiğini, neredeyse saatçilik mesleğinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa Başak, saatçilerin yaşadığı sorunların başında piyasada satılan menşei belli olmayan ürünlerin geldiğini belirterek, “En büyük sorunumuz işportada saat satılması. Bu durum bizi ekonomik yönden olumsuz etkiliyor. Şimdiye kadar işportacılarla mücadele ettik. Günümüzde ise maalesef saatler sadece işportada değil aklınıza gelebilecek her yerde satışa sunuluyor. Takı, toka gibi eşyaların satıldığı iş yerlerinde, marketlerde, büyük mağazalardaki stantlarda bile saat satılıyor” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetki belgesi bulunmayan, ustasının olmadığı yerde saat satılmasının yasak olduğunu ancak ilgili yönetmeliğin yetersiz olması nedeniyle bu durumun önüne geçilemediğini ifade eden Başak, “Vatandaşa markette saati manav reyonuna bakan kişi satıyor. Bu kişi ne saatten ne özelliğinden ne de tamirinden anlar. Ancak oraya saat konulmuş o da satmak durumunda kalıyor. Bu gibi durumların önüne geçilmediği, ciddi tedbirler alınmadığı müddetçe saatçilik de maalesef kaybolan diğer meslekler arasına girecek” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başak, vatandaşların yetki belgesi bulunmayan, ustası olmayan yerden saat almaması gerektiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:&lt;br /&gt;“Vatandaşlarımız özellikle ucuz ürün almayı tercih ediyor. Bu tür ürünleri de ucuz olduğu için işportadan, takı ve toka satılan yerlerden daha çok satın alıyor. Halbuki bu gibi yerlerde satılan ürünün garantisi olmaz. Bozulduğu zaman tamirini yaptıramazsın. Zaten bu tür ürünlerin birçoğunun yedek parçası olmadığı için başka yerde de tamir edilmez ve çöpe gider. Dikkat edin, farklı iş yerlerinde saat reyonunun hemen yanında veya üzerinde 'Satılan saat değiştirilemez' gibi uyarı yazıları görürsünüz. Bu da tüketicinin aleyhine bir durum. Halbuki saatçiler garanti dahilinde bütün sorunları gidermek durumundadır. Hem zaman kaybı hem de masrafı olmaz. Yeri geliyor 5 yıl önce alınan saati ücretsiz tamir edip müşterimize teslim ediyoruz. Bu, Ahilik kültürünün de bir gereğidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“SAĞLIK SORUNUNA DA NEDEN OLUYOR”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başak, saatçilik yetkisi bulunmayan iş yerlerinden satın alınan saatlerin ekonomik kaybın yanı sıra sağlık sorunlarına da yol açabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'ye özellikle Uzak Doğu ülkelerinden gelen metal saatlerin alerjilere yol açtığını belirten Başak, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;“Bu tür saatleri kullanan kişilerin çoğunun bileğinde alerji meydana geliyor. Tabii bu durum karşısında kişi saatini bir daha kullanmak istemiyor, o öylece ekonomik kayba dönüşüyor. Kökeni belli olmayan saatlerin tamamına yakını, kansere neden olduğu bilinen asbest maddesi kullanılarak sökümü gerçekleştirilen gemi metalinden üretiliyor. Bu, bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış. Ülkemizde de bu yönde yapılan çalışmalarda saatlerde kanserojen maddeye rastlandı. Bu madde, insan sağlığına şiddetli şekilde zarar veriyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başak, sağlığın değerinin parayla ölçülemeyeceğini ifade ederek, “Vatandaşlarımız menşei belli olmayan saatlerin yol açabileceği sağlık sorunlarına karşı duyarlı olmalı. Saatlerini emin oldukları ve yetkili satıcılardan alarak bu riski ortadan kaldırabilirler” dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5800978732477899844?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5800978732477899844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ucuz-saatlerdeki-buyuk-tehlike.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5800978732477899844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5800978732477899844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ucuz-saatlerdeki-buyuk-tehlike.html' title='Ucuz saatlerdeki büyük tehlike'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8320326422227269075</id><published>2010-02-28T12:02:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T12:02:55.658-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='grinex'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sir hunter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zirool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='romeo -juliet'/><title type='text'>Cinsel Gücü Arttırıcı Bazı İlaçlar Toplatılıyor</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yasa gereği incelemeden ruhsat verdiği bitkisel içerikli cinsel güç artırıcı beş ilacın piyasadan çekilmesine karar verdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;İl sağlık müdürlüklerine gönderilen yazıda, ilaçların içinde beyan dışı sentetik madde bulunduğu, ürünlerin ölümlere bile neden olabileceği bildirildi. Piyasadan toplanacak ilaçlar şöyle: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;b&gt;Sir Hunter, Romeo-Juliet, Zirool, Grinex ve EFR-X&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8320326422227269075?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8320326422227269075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/cinsel-gucu-arttrc-baz-ilaclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8320326422227269075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8320326422227269075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/cinsel-gucu-arttrc-baz-ilaclar.html' title='Cinsel Gücü Arttırıcı Bazı İlaçlar Toplatılıyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5173602100173959752</id><published>2010-02-28T11:53:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T11:53:47.050-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nasıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olsaieçer'/><title type='text'>'Nasıl olsa geçer' demeyin</title><content type='html'>&lt;b&gt;Bel fıtığı ameliyatlarına karşı halkta "sakat kalma" veya "işlerin aksaması" korkusu bulunduğu, bu korkunun hastaların ameliyattan kaçmasına yol açtığı söylendi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahi Uzmanı Dr. Gökhan Serbes, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki bel fıtığı oranının batıya göre daha fazla olduğunu belirterek, bunun da erkeklerin ağır işlerde çalışmasından, kadınların doğurganlık oranının fazla olmasından kaynaklandığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge insanının herhangi bir ağrı durumunda "nasıl olsa geçer" mantığıyla &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;hareket&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; ettiğini belirten Serbes, bu ve bunun gibi düşüncelerden dolayı bel ağrısı şikayetiyle gelen hastaların çoğunda ileri derecede bel fıtığına rastlandığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;AMELİYATTAN KAÇMAYIN &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken teşhis konulmayan ve ağrıları had safhada olan hastaların ameliyat edilmesi gerektiğini belirten Serbes, şöyle konuştu: "Bel fıtığı ameliyatlarına karşı halkımızda sakat kalma veya işlerin aksaması korkusu bulunmakta, bu da hastaların ameliyattan kaçmasına neden olmaktadır. Oysa ki ileri derecede bel fıtığı rahatsızlığı bulunan hastalar ameliyat olmadıkça hastalığın daha kötü sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Rahatsızlığı ameliyat gerektiren hastaların ameliyattan kaçmaması ve ağrılarından kurtulmak için vakit kaybetmeden ameliyat olması gerekiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahatsızlığı ciddi boyutta olmayan hastaların bel fıtığından korunmak için doğru teknikler kullanması gerektiğini ifade eden Serbes, "Her gün 10 dakika egzersiz yaparak bel fıtığı riskini azaltabiliriz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serbes, beyin cerrahi servisinde tedavi gören hastaların yüzde 80’inde bel fıtığı rahatsızlığı bulunduğuna dikkati çekerek, bel fıtığının bölgede en fazla görülen hastalık türü olduğunu, hastanelerinde geçen yıl 750 bel fıtığı ameliyatı yapıldığını sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;AA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5173602100173959752?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5173602100173959752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/nasl-olsa-gecer-demeyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5173602100173959752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5173602100173959752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/nasl-olsa-gecer-demeyin.html' title='&apos;Nasıl olsa geçer&apos; demeyin'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1758727627662130626</id><published>2010-02-28T11:52:00.001-08:00</published><updated>2010-02-28T11:52:35.972-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='organik gıda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek'/><title type='text'>Bebeğinizi organik gıdalarla büyütün</title><content type='html'>&lt;b&gt;Anne babalara önemli uyarı...&lt;/b&gt;                     &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Bebeklerin  zihinsel ve bedensel gelişiminin en hızlı olduğu dönem, iki yaşına  kadar geçirdikleri zamanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süre içerisinde ona ne yedirdiğinize özen göstermezseniz ileride ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Özellikle organik olmayan gıdalara çok dikkat edin.&lt;br /&gt;Bebeğin büyüme ve gelişmesinde yaşamın ilk 2 yılı büyük öneme sahiptir. Bedensel ve zihinsel gelişim diğer dönemlere göre oldukça hızlıdır. Bebekler ilk 1 yılda doğum kilolarının 3 katına çıkarlar ve boyları % 50 uzar. Bu hızlı gelişim sürecinde sağlıklı ve dengeli beslenme, onları ileride görülebilecek kalp damar hastalıkları, diyabet ve bağışıklık sistemi hastalıkları ve en kötüsü de kimyasal maddelerin birikimine bağlı hastalıklardan korur. İlk 6 ayda tartışmasız en faydalı gıda anne sütüdür.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kimyasal katkılı gıdalar, bebek gelişimini olumsuz etkiliyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;6 aydan sonra bebek beslenmesi hızla zenginleşmekte, anne sütünün yanı sıra meyve sebze, et, peynir, yoğurt gibi gıdalar verilmekte. Günümüzde sanayileşme ile beraber hızla artan nüfusa gıda yetiştirebilmek problem haline gelmiştir. Bunun sonucunda daha az sağlıklı gübreleme sistemleri ve katkı maddeleri ile her mevsim her meyveyi ve sebzeyi yer duruma geldik. Bu gıdalardaki katkı maddeleri ve hormonlar uzun süreli kullanımda vücutta birikerek sağlık problemi oluşturmaktadır. Vücuttan atılamadığı zaman kimyasal maddeler birikir ve ortalama 70 yıl yaşaması öngörülen bir bebek için ileriye yönelik ciddi sağlık sorunları doğabilir. Organik olmayan gıdaları kullanırken dikkatle ve uzun süreli yıkamak, kabuklarını soymak ve mevsimine uygun sebze ve meyve tüketmek gerekir.&lt;br /&gt;Günümüzde organik olmayan tarımın çok hızlı artmasıyla bazı firmalar tarafından alternatif olarak organik sebze ve meyve üretimi başlamıştır. Organik gıdalar, kimyasal ilaç ve hormon gibi sağlığımız için zararlı olan maddeleri içermeyen, doğal şartlarda yetiştirilip doğal koruyucular ile hazırlanmış gıdalardır.&lt;br /&gt;Kısıtlı tüketilmeleri dolayısı ile bu ürünler daha pahalı satılmaktadır. Ama bilinçli ailelerin hızla etraflarını bilgilendirmesi ve organik tüketimin artması, fiyatların düşmesi ve daha çok organik ürün kullanımına neden olacaktır. Çocukluk çağında elimizden geldiği kadar organik gıdaya eğilmek çocuklarımızın hem uzun hem de sağlıklı ömür sürmelerini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Selase KOÇ (Uzm. Dr.)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1758727627662130626?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1758727627662130626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/bebeginizi-organik-gdalarla-buyutun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1758727627662130626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1758727627662130626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/bebeginizi-organik-gdalarla-buyutun.html' title='Bebeğinizi organik gıdalarla büyütün'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6763914973055374450</id><published>2010-02-16T08:41:00.001-08:00</published><updated>2010-02-16T08:41:33.989-08:00</updated><title type='text'>Onkoloji Nedir?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;b&gt;Onkoloji&lt;/b&gt; kanserin oluşumu, nedenleri, kalıtımla ilişkisi, tanısı, tedavisi, kanserle ilgili istatisikler ve kanserden korunmayla ilgilenen tıp dalıdır. Kanser bir tümör türüdür, kötü huylu (kötücül, habis, malin) tümörleri ifade eder.&lt;br /&gt;Onkoloji Türkçede 'kanserbilim' olarak ifade edilebilir.&lt;br /&gt;Tıbbi Onkoloji (Medikal Onkoloji), kanserli hastaların bu açıdan takip ve tedavisini yapar. Cerrahi ve radyoterapiden sonra da bu hastaların bakımlarını üstlenir. Bu bilim dalının uzmanlarına onkolog denir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6763914973055374450?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6763914973055374450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/onkoloji-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6763914973055374450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6763914973055374450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/onkoloji-nedir.html' title='Onkoloji Nedir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7251296657372728812</id><published>2010-02-16T08:37:00.000-08:00</published><updated>2010-02-16T08:37:03.814-08:00</updated><title type='text'>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Nedir ? Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden Nasıl Kurtulunur ?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;b&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşinde(KKKA) etken nedir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi  nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.&lt;br /&gt;İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusunun kimyasal ve  fiziksel etkenlere karşı duyarlılığı nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56ºC’de 30 dakikada inaktive olur, kanda 40 ºC’de 10 gün yaşayabilir, %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite duyarlıdır ve ultravviyole ışınları ile hızla inaktive olur. Ribavirine invitro duyarlıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı ilk nerede  tanımlanmıştır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’ de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsu ile Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi bugüne kadar hangi  ülkelerde tanımlanmıştır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş virüsünün Bulgaristan, Makedonyada, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.&lt;br /&gt;Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), 2002 yılında bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Bulaşmada aracı olan bir etken  var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güney Doğu Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar.&lt;br /&gt;Virüs, sığır ve koyun gibi Hyalomma keneleri için konak olan hayvanlarda belirtisiz enfeksiyon ve bir hafta kadar süren geçici viremi (kanda virüsün bulunması) oluşturmasına rağmen, insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Küçük memeli hayvanlarda da viremi ve hafif enfeksiyon oluşup keneler için kaynak oluşturabilmektedir. Bir bölgede, kenelerin ve keneler kan emdiğinde bulaşmayı sağlayacak kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın için önemli bir faktördür.&lt;br /&gt;Hyalomma soyuna ait keneler en etkin ve yaygın olmakla birlikte, 30 kene türünün KKKA virusunu bulaştırabileceği bildirilmektedir. KKKA virüsunun bazı vektör kene türleri arasında, transovaryal ve venereal olarak bulaştığı belirlenmiştir. Bu da virusun doğada dolaşımla korunmasına katkıda bulunabilecek bir mekanizmadır. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde de muhafaza eder.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl  bulaşmaktadır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar virüsü; Enfekte kenelerin yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, Viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, Viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları)temas ile olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;KKKA virusunun bulaşmasına etken olan kene nedir? yer yüzünde kaç  türü bilinmektedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde halk arasında kene, sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle bilinmektedir. Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer almaktadır. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kene.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kene yaşam  döngüsü nasıldır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;KKKA sebep olan Hyalloma türü keneler çoğunlukla iki konakta gelişim ve yaşam döngülerini tamamlar. Larva ve nimfler küçük omurgalılarda (tavşan, kuş, fare. vb) erginler ise büyük omurgalı hayvanlarda (koyun, keçi, sığır, at, yabani gevişenler, insan, vb) konaklarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table class="ncode_imageresizer_warning" id="ncode_imageresizer_warning_1" style="width: 640px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="td1" width="20"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="td2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt="" border="0" height="492" id="ncode_imageresizer_container_1" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kene2.JPG" width="640" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Keneler KKKA  hastalığı dışında hayvanlarda ve insanlarda hastalık bulaştırmada biyolojik rol  almakta mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Evet rol almaktadır. Bilinen hastalıklar; &lt;br /&gt;– Rikettsia  (Ehrlichia, Coxiella, Anaplasma)&lt;br /&gt;– Virus (Flaviviridae, Bunyaviridae,  Reoviridae, Rhabdoiridae)&lt;br /&gt;– Bakteri (Borrelia, Frncisella, Klebbsiella,  Dermatophilus, Staphylococcus)&lt;br /&gt;– Protozoon (Theileria, Babesia,  Hepatozoon)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi hayvanlarda görülür ve  hastalık belirtileri nelerdir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Virüs, sığır, koyun, keçi, tavşan ve tilki gibi hayvanlardan tespit edilmiştir. KKKA virusu kenelerin konakladığı hayvanlara bulaşmasına rağmen hayvanlarda; bazen hafif ateş çıkabilir, bunun dışında hastalık belirtisi görülmemektedir. Buna karşılık hayvanlar hastalığın yayılmasında aracı rol (portör) oynamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı  ateşi salgınlarını etkileyen doğa şartları nelerdir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Doğu Avrupa ve Asya’daki Kırım-Kongo hemorajik ateş salgınlarının genellikle insanlar tarafından oluşturan çevresel şartlara bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Kırım’daki ilk salgının, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kene ile enfekte olmuş bölgelerin tarıma açılması nedeniyle oluştuğu sanılmaktadır. Daha sonra eski Sovyetler Birliği ve Bulgaristan’ da olan salgınlarda ise ziraatçılık ve hayvancılıktaki değişmelerin rol oynadığı belirtilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi mevsimde görülmektedir?  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hastalık mevsimsel özellik göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine rağmen, değişik aylarda da görülebilir. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, Veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kene  ısırığında ne yapılmalıdır? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yapışan keneler ise kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. Isırılan yere; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir. (şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kirim_1.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır. &lt;br /&gt;Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;Isırılan kişi iki hafta süreyle ateş,yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kene3.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Cilde yapışmış bir  keneye ait resim.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;i&gt;Kan emdikçe zamanla gövdesi kanla dolan kenenin  tutunduğu bölge kızarır ve kaşınır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kene_03.gif" /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kene_01.gif" /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.kkgm.gov.tr/birim/hay_sagl/Hastaliklar/kkka/kene_04.gif" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;Kırım-Kongo  kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra ortaya çıkar?  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kuluçka süresi; virüsün alınma şekline bağlıdır. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo  kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda hastalık belirtiler nelerdir?  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarda; hastalık ateş, üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir. (Detaylı bilgi için Sağlık Bakanlığı) &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Kırım-Kongo kanamalı ateşi  nasıl kontrol edilir ve nasıl korunulur? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Tüm enfeksiyon hastalıklarında  olduğu gibi KKKA’da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve  gereklidir. &lt;br /&gt;a- Hasta ve hastanın sekresyonları ile temas sırasında mutlaka koruyucu önlemler (eldiven, önlük, gözlük, maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde, temaslının iki hafta süreyle ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır. Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir&lt;br /&gt;b- Hayvan kanı, dokusu  veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma  önlemleri alınmalıdır. &lt;br /&gt;c-Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum ederek kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir. &lt;br /&gt;d-Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan bir pensle doğrudan alınmalıdır. (Isırılan yer; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra, iyotlu antiseptik sürülmelidir.) &lt;br /&gt;e- Diğer önemli hususlardan birisi de piknik amaçlı olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir. &lt;br /&gt;f- Özelikle kırsal alanlarda dolaşılırken açık renkli vücudu örten elbise ve çizme giyilmeli veya ayakkabı giyilecekse pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır. &lt;br /&gt;g-Hayvan barınakları kenelerin yaşamasına imkan vermeyecek şekilde yapılmalı, çatlaklar ve yarıklar tamir edilerek badana yapılmalıdır. &lt;br /&gt;h- Hayvan sahipleri ; hayvanların sağım ve kesim zamanını dikkate alarak; hayvanlarını ve hayvan barınaklarını kene ve diğer dış parazitlere karşı uygun ektoparaziter ilaçlarla yılda iki kez ilaçlamalıdır. &lt;br /&gt;i- Gerek insanları gerekse hayvanları kene enfestasyonlarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Repellentler; sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plastik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.) &lt;br /&gt;j- Kenelerin çevrede çok olması halinde; mera, çayır, çalı, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, çok dikkatlice akarisid uygulamalarına başvurulabilir. Genel olarak geniş çevre ilaçlamaları faydalı görülmemektedir. &lt;br /&gt;k-Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir&lt;br /&gt;Bakanlığımız il ve ilçe Müdürlüklerince ilkbahar ve sonbahar döneminde olmak üzere yılda en az iki kez ağıllar ve ahırlarda, hayvan gübrelerinin döküldüğü alanlar, çeşme başları ve hayvan durakları ile parazitlerin bulunabileceği muhtemel alanlarda pülverizatör ile ilaçlama yapılmasının yetiştiricilere iyi bir şekilde anlatılması gerekmektedir. Aynı dönemde büyük ve küçükbaş hayvanların ektoparaziter ilaçlanmanın yapılması, Kene Mücadelesinde; hayvan yetiştiricileri, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimleri desteğinin sağlanması sorunun çözümünde zorunluluk arz etmektedir. &lt;br /&gt;Günümüze kadar kullanılan hiç bir mücadele yöntemi (bir kaç sınırlı alan hariç), tam bir kene eradikasyonu sağlayamamıştır. İnsan ve hayvanlardan kan emen kenelerin sayısını düşük maliyetlerle kabul edilebilir sınırlara indirilmesi hedeflenmelidir. &lt;br /&gt;Akarisid ile kene kontrolünün başlıca 7 zorluğu vardır  &lt;br /&gt;1. Kenelerin yoğun biçimde tarım ve orman alanları içinde yayılmış olması, çevreye zarar verecek düzeyde akarisid kullanımını gerektirmektedir. &lt;br /&gt;2. Akarisidlerin kenelerin konakları üzerinde tutundukları bölgelere ulaşabilmesi ancak konağın tüm vücudunun yıkanmasını gerektirmektedir &lt;br /&gt;3. Konak üzerinde  bulunmadıkları süre içinde keneler akarisid ilaçların ulaşamayacağı yerlerde  saklanmaktadır. &lt;br /&gt;4. Kenelerin yüksek orandaki üreme yeteneği (3000-7000 yumurta) ilaçlamaların düzenli bir sıklıkta yapılmasını gerektirmektedir. &lt;br /&gt;5.  Kenelerin uygun olmayan çevre koşullarında çok uzun süreler boyunca canlı  kalabilmeleri. &lt;br /&gt;6. Kenelerin konak seçiminde çok alternatifinin olması&lt;br /&gt;7.  Akarisid direncinin oluşması&lt;br /&gt;İlk Yayınlama :12.05.2004 Son Günceleme :  21.07.2006&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7251296657372728812?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7251296657372728812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/krm-kongo-kanamal-atesi-nedir-krm-kongo.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7251296657372728812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7251296657372728812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/krm-kongo-kanamal-atesi-nedir-krm-kongo.html' title='Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Nedir ? Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden Nasıl Kurtulunur ?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8181483591979649971</id><published>2010-02-16T08:36:00.001-08:00</published><updated>2010-02-16T08:36:06.789-08:00</updated><title type='text'>Alfa Feto Protein (AFP)</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;Tıp alanındaki gelişmelere paralel olarak gebelik takibi de son zamanlarda büyük değişimler göstermiştir. Gebelik sırasındaki takibin amacı hem annenin hem de bebeğin miada kadar sağlıklı bir şekilde gelebilmeleridir. Ayrıca bebekte bulunan bazı anomalilerin önceden, gebelik esnasında tespit edilmesi ve mümkün ise tedavi edilmesi, eğer yaşama şansı yoksa gebeliğin sonlandırılması bu takiplerin bir diğer amacıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür, gebelik esnasında tespit edilebilen anomalilerin, invazif olmayan yani hem bebeğe hem de anne adayına zarar verme olasılığı bulunmayan testler ile belirlenmesi asıl amaçtır. Ancak bu tür tetkiklerin hemen hiçbiri hastalığın varlığını teyit etmez. Bu nedenle uygulanacak test bize hastalık riskini vermeli eğer bu risk kabul edilebilir sınırların dışında ise invazif yöntemler de uygulayarak hastalığın kesin tanısına gidilmelidir. Bu tür testlere tarama testi adı verilir. Tarama testleri belirli bir hastalık için var ya da yok şeklinde sonuç vermez. Bu tür sonuçlar tanısal testler ile alınır. Örneğin belsoğukluğu düşünülen bir hastada kültür tanısal bir testtir. Hastalık var ya da yok şeklinde sonuç verir. Tıbbi girişimler ve tedaviler tanısal testlerin sonucuna göre yapılır.Jinekolojide en çok kullanılan tarama testi smear iken obstetride özellikle son yıllarda uygulanan tarama testi üçlü test veya bunun daha sınırlanmış versiyonu olan alfa fetoprotein testidir (MS-AFP). AFP ölçümleri 1980'lerin ortalarından beri obstetride kullanılmaktadır.Gerek üçlü test gerekse MS-AFP olsun bu testlerin amacı iki tür hastalık için risk belirlemektir. Bunlardan ilki bir kromozom anomalisi olan Down Sendromudur (mongolizm, trizomi 21). İkincisi ise genel olarak nüral tüp defekti adı verilen sinir sistemi hastalıklarıdır. Bu tip hastalıklarda bebeğin beyin ya da omurgasında defekt vardır. Beyin dokusunun gelişmediği anensefali adı verilen tablodan omurgada açıklığın olduğu spina bifida adı verilen tabloya kadar değişik yelpazedeki anomaliler grubudur. Bu testlerde önemli olan anormal sonuçların hastalığı değil riski belirlediğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;A-feto protein nedir ?&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;AFP anne karnındaki bebeğin karaciğerinden salgılanan bir proteindir.Erişkindeki albumin isimli proteinin fetal yaşamdaki karşılığıdır. Fetusdan amniyon sıvısına geçer. Burdan da bir miktar AFP annenin dolaşımına karışır.AFP düzeyleri gebeliğin sonlarına kadar yavaş bir artış gösterir. AFP ölçümleri anne kanında ya da amniyosentez sonrası amniyon mayiinde ölçülebilir. Maternal AFP ölçümü gebeliğin 16-20 haftaları arasında yapılır. AFP yaşa ve gebelik sayısına bakılmaksızın bütün gebelere yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nasıl Değerlendirilir ?&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;AFP değerinin yüksek ya da düşük olması anomali varlığını göstermez. Sadece artmış riski belirler ve ileri tetkik gerekliliğine işaret eder. Testin yapıldığı gebelerin %10'unda anormal sonuçlar çıkarken bunlarında sadece %10'unda defektli fetus bulunur. AFP düzeyi ile gebelik haftası ilişkili olduğundan gebelik yaşının doğru bilinmesi testin yorumu açısından çok önemlidir. AFP sonucunu etkileyen faktörler şunlardır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;li&gt;Gebelik haftası&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Annenin ağırlığı&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yaş&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Irk&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çoğul gebelik&lt;/li&gt;&lt;li&gt;?eker hastalığı&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Aşikar ya da gizli kanama olması.&lt;/li&gt;&lt;/span&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;Normalden yüksek AFP değerlerine yol açan en önemli anomali nöral tüp defektleridir (NTD). Nöral tüp bebeğin beyin ve omuriliğini oluşturan yapıdır. Döllenmeden sonraki 4. haftada eğer bu tüp her iki yandan uygun şekilde kapanmaz ise NTD söz konusu olur. Her yıl A.B.D'de 2500 yeni bebek bu anomaliler ile dünyaya gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spina bifida omuganın anomalisidir. Çoğu vakada omurilik uygun ve tam olarak teşekkül etmiştir ancak omuriliği çevreleyen ve koruyan omurgada açıklık bulunur. Eğer omurilik bu açıklıktan dışarıya doğru fıtıklaşırsa bacak felcinden idrar ve dışkı tutamamaya kadar değişen problemler görülebilir. Eğer bu açıklık kafada ya da kafaya yakın bölgede olursa bebeğin kafatası gelişemez ve beyin dışarıda olabilir, veya beyin hiç gelişmeyebilir. Bu son grup bebeklerin yaşama şansı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöral tüp defektleri kormozomal bozukluklar değildir. Çevresel faktörlerden kaynaklanıyor olabilirler. Bir bebeğinde NTD olan hastanın diğer bir bebeğinde de aynı problemin görülme olasılığı aynıdır.Gebelikten önce ve gebelik sırasında folik asit kullanımının NTD'lerini %50 oranında azalttığı ileri sürülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AFP değerlerini yükselten bir diğer etken de bebeğin karın duvarında yer alan defektlerdir. Barsakların karın dışında olduğu durumlarda da AFP fazla miktarda amniyon mayiine geçer ve dolayısı ile anne adayının kanında da yüksek olarak bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin ölmek üzere olduğu ya da öldüğü durumlarda da bu proteinin miktarları artar.Çoğul gebeliklerde de AFP yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu gibi bazı kromozomal anomalilerde AFP düzeyleri olması gerekenden düşük bulunur. Ancak bu düşüklüğün hassasiyeti NTD'de olduğu kadar yüksek değildir ve tek başına AFP riski belirlemek için yeterli olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;AFP Yüksek bulunursa&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;AFP yüksekliği saptandığında yapılacak ilk işlem detaylı bir ultrason incelemesi yapmaktır. Bu sayede gebeliğin yaşı ve fetus sayısı saptanır. Eğer AFP yüksekliğini açıklayacak bir anomali saptanır ise ek tetkik gereksizdir. Bazen amniyosentez yapmak gerekli olabilir ancak NTD kromozomal bir anomali olmadığı için amniyosentezden tatmin edici bir sonuç beklenmez. Ultrason ile NTDlerin büyük bir kısmı yakalanır. Anensefali gibi büyük defektler zaten kolaylıkla tespit edilebildiğinden ultrasonun normal olduğu ancak AFP değerlerinin yüksek bulunduğu vakalarda olay, büyük olasılıkla küçük bir spina bifidadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;AFP Testinin avantajları&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;AFP sonucu normal bulunan anne adaylarında endişeler büyük olasılıkla ortadan kalktığı için gebelik çok daha rahat ve sorunsuz geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spina bifida olduğu bilinen bebekler, doğum için yoğun bakım şartlarının olduğu sağlık kurumlarına yönlendirilebilirler.Yapılan çalışmalarda spina bifidalı bebeklerin sezaryen ile dünyaya gelmeleri durumunda felç geçirme olasılıklarının daha azaldığı bulunduğundan bu bebeklerde planlı sezaryen faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu riskinin belirlenmesinde ise üçlü test ya da triple test daha faydalıdır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8181483591979649971?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8181483591979649971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/alfa-feto-protein-afp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8181483591979649971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8181483591979649971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/alfa-feto-protein-afp.html' title='Alfa Feto Protein (AFP)'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-706762941275280635</id><published>2010-02-16T08:35:00.000-08:00</published><updated>2010-02-16T08:35:09.694-08:00</updated><title type='text'>Down Sendromu Nedir ? Down Sendromundan Korunma Yöntemleri</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;span style="color: #990099;"&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt; &lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Down sendromu her ırktan, yaştan ve ekonomik seviyeden insanı etkilemektedir.&lt;/i&gt; Başlıca ortaya çıkış nedeni &lt;b&gt;kromozom anormalitesidir&lt;/b&gt; ve yaklaşık olarak her 800 ila 1000 doğumdan 1 inde görülebilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde 350,000 in üzerinde insan &lt;b&gt;Down Sendromludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; &lt;b&gt;Down Sendromu İlk Ne zaman Adlandırıldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yüzyıllardır Down sendromlu insanlar gerek sanatta gerek edebiyatta tasvir edilmiş ve kullanılmıştır. 19.yüzyılda İngiliz doktor &lt;b&gt;John Langdon Down&lt;/b&gt;, Down Sendromlu insanlar için ayrıntlı bir tanımlamayı yayınlamıştır. Bu akademik çalışma 1866 yılında basılmıştır. Ve Down bu çalışma ile bu sendromun babası olarak tanınmış ve daha sonraları onun adı ile anılmıştır. Down'dan önce de bazı bilim adamları bu sendromun karakteristikleri hakkında çalışmalar yaptılarsada da ilk kez Down bu sendromun kesin tanılarını ve farklılıklarını ortaya koyan kişi olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;20.yy boyunca tıp ve bilimde ilerlemeler araştırmacıları Down sendromlu insanların karaketistikleri üzerinde daha ileri araştırmalar yapmalarını sağlamıştır. 1959 ylında Fransız doktor, Jerome Lejuene, Down Sendromunun kromozom anormalliğinden ileri geldiğini belirlemiştir. Her hücrede olması gereken 46 kromozom yerine Down Sendromlu kişilerde 47 kromozom gözlemiştir. Daha sonraları ise extra bir bölünme vaya tamamlanmış 21.kromozom ile Down karakteristikleri arasında bir ilişki kurulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; &lt;b&gt;Neden  Down sendromu &lt;i&gt;"genetik durum"&lt;/i&gt; olarak tanımlanmaktadır?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; İnsan vücudunun yapı taşı hücrelerdir ve her hücrenin bir merkezi vardır ve bu merkez hücre çekirdeği olarak bilinir ve burada genetik bilgiler depolanmaktadır. Bunlarda genlerdir ki ve kalıtımsal özelliklerimizi içeren bilgileri taşımaktadırlar. Genler birarada grup oluşturarak çubuk şekilli bir yapı oluşturur buna Kromozom denir her hücre çekirdeği 23 çift kromozom içerir bunların her bir yarısı anne ve babadan gelen kalıtımsal özellikleri içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down Sendromunda 46 kromozom yerine 47 kromozom vardır, bu eksta kromozom 21 numaralıdır. Bu fazlalık genetik materyal de Down Sendromu ile sonuçlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;%95 Down Sendromu vakasında 21.ci kromozomun 3 kopyası vardır buna "trisomy 21" denir. Kromozomlar kan ve doku örnekleri üzerinde çalışılarak test edilir. Her bir kromozom belirlenir ve işaretlenerek büyükten küçüğe doğru numaralandırılır. Kromozomların bu görüntüsüne Karyotip denir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Down Sendromuna Ne Sebep Olmaktadır?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Down sendromu genellikle  hücre bölünmesindeki bir hatadan kaynaklanmaktadır.&lt;/i&gt; Bununla beraber, diğer iki tip kromozom anormallikleri olan Mosaisicism ve Translocation da daha az dereceli olmalarına reğmen Down sendromu ile ilişkilendirilmektedir. Hatalı hücre bölünmesi ile embriyoda sayisi 2 olması gerekirken, 3 tane 21 numarali kromozomdan bulunur. Gebe kalmadan önce yada sonrasında 21 nolu kromozom çifti ya spermde yada yumurtada hatalı bölünme oluşturur. Embriyo gelişirken bu extra kromozom vücuttaki her hücrede kopyalanır. İste bu hatalı bölünme olayı Down Sendromu vakalarının %95 inden sorumludur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down Sendromlu doğan çocukların %85 inin 35 yaş altı kadınların çocuklarında görülmüştür bunun nedeni olarak da genç kadınların doğurganlık yüzdelerinin daha yüksek olması olarak gösterilmektedir. Fakat yinede anne yaşının artması ile Down Sendromlu çocuk doğumununda arttığıda diğer bir bilgidir. Bu hatalı kromozomal olayın baba tarafından aktarılma olasılığı olmasına rağmen, kadın yumurtasında daha gebe kalma öncesinde hatalı hücre bölünmesi olabileceğide yada tüm bunların dışında bazı çevresel faktörlerin de konu ile ilişkili olabilecekleri araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bununla beraber yıllardır süren araştırmalar bize sendromun tam nedenini açıklayamamaktadır. Ebeveynlerin hamilelik öncesinde veya sonrasındaki aktiviteleri ile Down Sendromunun hiç bir tipinde bağlantı bulunmamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Mosaicisim de yumurtlama sonrasında başlangıçta bölünen hücrelerden birinde 21. kromozomun hatali olmasindan kaynaklanir. Bu iki tip hücrenin bir mix i şeklindedir, bazıları 46 bazılarıda 47 kromozom taşır. Bu 47 kromozom taşıyan hücrelerde extra bir 21. kromozom vardır. Bu oluşan mozaik desen nedeni ilede mosaicism terminolojisi kulllanılarak tanımlanmıştır. Bu tip Down sendromuna daha az rastlanır ve ve sadece %1 veya %2 lik kısmı oluşturur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Translokasyon ise diğer bir kromozomal problemdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Down Sendromunu Belirlemeye Yardımcı Doğum Öncesinde Yapılacak Bir Test Varmı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Evet, hamile bayanlarda iki tip prosedür vardır: screening (eleme) testleri ve diagnostic (teşhis) testleri. İlk test fetus un Down Sendromlu olma olasılığını tahmin eder. İkincisi ise fetus un gerçekte sendroma sahip olup olmadığını teşhis eder. En çok kullanılan testler Triple Screen ve Alfa-fetoprotein Plus yöntemleridir. Bu testlerde kandaki belli maddelerin (alfa-fetoprotein, human korionik gonadropin, estriol) değerleri ölçülür ve annenin yaşıda göz önüne alınır. Bu testlerin hamileliğin 15 ve 20. haftalarında uygulanması tavsiye edilir. Bu testler ayrtınlı bir sonogram ile birlikte yapılırsa daha hassas olabilir, çünkü bu testlerin hassasiyeti sadece %60 dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt; Yeni Doğanlarda Down S. Nasıl Anlaşılır?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Bu teşhiste öncelikle bebeğin görünüşü ile ilgili bulgular ve Down Sendromunu belirleyen bazı fiziksel karakteristikler vardır. Düz bir yüz profili, basık nasal köprü, küçük burun, kulak şeklinde anormallik, avuç içinde gözlenen tek ve derin bir çizgi, birinci ve ikinci ayak ayakparmağı arasında normal dışı boşluk, dilin ağız büyüklüğüne oranla daha geniş olması gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Down Sendromlu Bebeklerde Ne Tip Medikal Problemler Görülebilir?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Down Sendromlu çocuklarda bazı sağlık problemlerine daha sıklıkla rastlanmaktadır. Doğuştan kalp problemleri, enfeksiyonlara karşı hassasiyet, nefes alma ile ilgili bazı problemler, çocukluk lösemisi de daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bugün artık gelişen tıp dünyası ile burdaki bir çok sağlık problemi tedavi edilebilmektedir. Down Sendromu ile doğan bir insanın tahmini yaşam süresi de yaklaşık 55 yıldır. &lt;b&gt;Down Sendromlu yetişkinlerde&lt;/b&gt; ise Alzheimer hastalığına   yakalanma riski daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt; National Down Syndrome Society USA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-706762941275280635?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/706762941275280635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/down-sendromu-nedir-down-sendromundan.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/706762941275280635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/706762941275280635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/down-sendromu-nedir-down-sendromundan.html' title='Down Sendromu Nedir ? Down Sendromundan Korunma Yöntemleri'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6418537280048818982</id><published>2010-02-16T08:34:00.001-08:00</published><updated>2010-02-16T08:34:07.422-08:00</updated><title type='text'>Wilson Hastalığı Nedir? Wilson Hastalığından Korunma Yöntemleri Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;span style="font-family: Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: navy;"&gt;Karaciğer, beyin ve gözde daha belirgin olmak üzere, vücutta aşırı miktarda bakır birikimiyle seyreden kalıtsal bir hastalıktır. Her ne kadar bakır birikimi doğuştan itibaren başlarsa da hastalık bulguları ileri yaşlarda (6 ve 40 yaşlar) ortaya çıkmaktadır. Tanı konmuş en yaşlı hasta 70 yaş üzerindedir. Dünyada yaklaşık olarak her 30.000 kişide bir görülmektedir. Hastaların %40'ı karaciğere ait bulgularla başvurur. Diğer hastalarda ilk semptomlar ya nörolojik veya psikolojik yada her ikisi ile; dalgınlık, kasılmalar, titremeler, konuşma bozuklukları, ani kişilik değişmeleri uygunsuz davranışlar ve okul performansında bozukluklar, nöroz ve psikoz ile ortaya çıkar. Beyinin her iki yarısında bakır birikimi olmasına rağmen semptomatik bulgular beynin bir yarısıyla ilgili olarak ortaya çıkabilir. Bir çok hastada Keiser- Fleicher halkası adı verilen gözün kornea tabakasında bakır birikimine bağlı bir halka gelişebilir. Bakır metabolizmasındaki bu bozukluklarda ATP7B gen mutasyonu suçlanmaktadır. Bu gen otozomal resesif olarak geçmektedir. İçme sularında 0.1 ppm den fazla bakır bulunuyorsa bu su Wilsonlu hastalarında riskli olabilir. Wilson hastaları hepatit A ve B aşısı olabilirler. Wilsonlu bayanlarda adet düzensizlikleri de gözlenebilir. Bayan hastalarda doğum kontrolü için bakır içeren rahim için araç kullanımı önerilmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt; Tedavisi Nedir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi vücuttan bakırı atan ve yeniden depolanmasını engelleyen ilaçların kullanılması ve bakır içeren besinleri yenmemsi (diyet) ile olur. Bir çok hasta çinko asetat, trientine veya penisilamin ile tedavi edilir. Penisilamin ve trientine bakırın idrarla atılışını arttırır ve yan tesirleri vardır. Trienten bu gün için en çok tercih edilen ve eğer çinko preparatı ile birlikte kullanılırsa çok daha tesirli olan bir ilaçtır. Şiddetli karaciğer ve nörolojik arazlı hastalarda ilk birkaç ayda bu 2 ilacın birlikte kullanımı tercih edilir. Çinko asetat bakırın emilimini bloke eder, dışkı ile atılımını sağlar ve ciddi yan tesirleri yoktur, sıklıkla tercih edilen ilaçtır. Tetrathiomolybdate, ümit verici deneysel bir ilaçtır. Nadir vakalarda karaciğer transplantasyonu gereklidir. Wilson hastalarının %5’inde karaciğer transplantasyonu gerekli olmaktır. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Wilson Hastaları İçin Diyet &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir besin ürünün oluştuğu toprakta ve besin olana kadar geçtiği aşamalarda işlendiği yerlerdeki bakır içeriği ürünün içindeki bakır kapsamını belirler. Bakırsız diyet genellikle bakırdan zengin besinlerin yenmemesi ile olur. Bu besinler genellikle sakadatlar (karaciğer, dalak vs), kabuklu deniz hayvanları (midye, istiridye, yengeç, istakoz, karides vs.), saf buğday, kurutulmuş çekirdekler, bezelye ve çikolatadır. İçilen sudaki bakır miktarı eğer litrede 100 mikrogramdan fazla ise demineralize su (1 mikrogram/lt bakır içermelidir) kullanılmalıdır. Alkol kullanımı kesinlikle yasaktır. Alkol karaciğerdeki zararlanmayı iyice arttırır. Besinlerin üzerindeki etiketleri iyice okuyunuz. Yemekleri pişirmek için bakırlı kapları kesinlikle kullanmayınız. Bakır içeren rahim içi araç kullanımına da ayrıca dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt; Besin grupları olarak:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;A) Et ve Proteinli Besinlerden: &lt;/b&gt;Sığır eti, yumurta, beyaz tavuk ve hindi eti serbestir. Organ etleri (sakadatlar: karaciğer, kalp, beyin, böbrek, dalak, yumurtalık vs), domuz eti, siyah tavuk ve hindi eti, kaz, ördek eti, somon balığı, midye, istiridye, deniztarağı, yengeç, karides, istakoz yasaktır. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;B)     Sebzelerden:&lt;/b&gt; domates dâhil bütün sebzeler serbesttir. Mantar ve sebze suları yasaktır. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;C)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Meyveler:&lt;/b&gt; meyvelerin çoğu [ticari amaçlı kurutulmuş meyveler (fındık, kuru üzüm, hurma, kuru erik) ve avakado hariç] serbesttir. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;D)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Ekmek ve Tahıllar: &lt;/b&gt;rafine undan yapılmış ekmek ve pasta, pirinç, yulaf ezmesi serbestir. Fırınlanmış taneli tahıllar (fasulye, mercimek, soya fasulyesi, darı, arpa, cereal), taze tatlı patates yasaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt; E)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Yağlar: &lt;/b&gt;tereyağı, mayanoz, kaymak, sıvı yağlar ve salata sosları (kapsamını inleyin) serbestir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt; F)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Süt ve süt ürünleri: &lt;/b&gt;Çikolata sütü, soya sütü ve kakao hariç tüm süt ve süt ürünleri serbesttir. (bazı ithal peynirlerin etiketi incelenmelidir) &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;G)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Tatlılar: &lt;/b&gt;Fındık, çikolata ve kakao içerenler hariç genellikle serbesttir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt; H)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;İçki ve meşrubatlar:&lt;/b&gt; kahve, çay, meyva suları, limonata serbestir. Bira, mineral suları, soya katkılı içkiler, bakır eklenmiş içkiler yasaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hastalığın Prognozu  Nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Eğer erken tanı konmaz ve uygun tedaviye başlanmazsa, Wilson hastalığı genellikle 30 yaşlar civarında hayatı tehlikeye sokabilie. Erken yaşlarda başlayan tedavi ile normal yaşam süresi beklenir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6418537280048818982?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6418537280048818982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/wilson-hastalg-nedir-wilson-hastalgndan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6418537280048818982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6418537280048818982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/wilson-hastalg-nedir-wilson-hastalgndan.html' title='Wilson Hastalığı Nedir? Wilson Hastalığından Korunma Yöntemleri Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-573563672258149839</id><published>2010-02-16T08:33:00.003-08:00</published><updated>2010-02-16T08:33:29.515-08:00</updated><title type='text'>Polikistik Over Nedir? Polikistik Over Hastalığı</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;b&gt;Polikistik over sendromu anovulasyon (yumurtlama olmaması) ve buna bağlı olarak ortaya çıkan tüylenme, gecikmeler şeklinde adet düzensizliğiyle ve başka bazı belirtilerle seyreden bir durumdur. Ovulasyon (yumurtlama) çeşitli nedenlerle gerçekleşememekte ve folikülün gelişimi yarıda kalarak her defasında yumurtalıklardan birinde milimetrik boyutlarda bir kist oluşmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polikistik kelime olarak "çok sayıda kist" anlamına gelen ve bu durumu tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Sendrom denmesinin nedeni ise tüylenme, adet düzensizliği ve şişmanlamadan oluşan belirtiler topluluğunun (belirtiler topluluğu=sendrom) beraberce görülmesidir. Polikistik over sendromu, tüm belirtilerin beraberce ve şiddetli olarak görüldüğü bir durumdur ve ender rastlanır. Buna karşın adet düzensizliği, hafif tüylenme ve hafif şişmanlık daha sık görülen belirtilerdir. Yazımızda bu yüzden polikistik over sendromu yerine polikistik over (PKO) deyimini kullanacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKO neden olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtalıklardan birinde ovulasyonu sağlamak amacıyla folikül gelişiminin başladığı aşamanın herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda folikül gelişip çatlayacağı yere milimetrik çapta bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her siklusta tekrarladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar. Ovulasyon her iki overde de (yumurtalıkta da) olan bir olay olduğundan belli bir süre sonra her iki overde de bu milimetrik kistlerin sayısı artar. Folikül gelişimi overlerin yüzeye yakın kısmında olduğundan her siklusta sayısı artan bu "yarım" foliküller yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler. Aşağıdaki ultrasonografi resminde bariz bir PKO gözlenmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Foliküllerin gelişimi neden durur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polikistik over bir kısır döngü hastalığıdır. Herhangi bir nedenle ovulasyon sürecini bozan her olay, sonuçta polikistik over gelişmesine neden olabilir. Bu olay, hipotalamustan pulsatil (dalgalanmalar şeklinde olan) GnRH salgısını veya hipofizden LH ve FSH salgısını bozabilecek bir olay olabileceği gibi (stres, hiperprolaktinemi, tirod hormonları salgı bozuklukları gibi), direkt olarak yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeye etki eden bir olay da olabilir (şişmanlık, diabet veya diabete eğilim, böbreküstü bezlerinden aşırı miktarda androjen hormon (erkeklik hormonu) salgılanması gibi). Ovulasyon durakladıkça overlerdeki kist sayısı artar, kist sayısı arttıkça overlerin içindeki hassas hormonal dengeler daha da bozulur ve ovulasyon duraklaması daha kronik hale gelir. "Yarım folikül" sayısı arttıkça ovulasyon daha da zorlaşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKO"nun belirtileri nelerdir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKO"dan şüphelenilmesini sağlayacak en önemli belirti kadında normaldışı bir tüylenmenin olmasıdır. "Yarım kalan foliküllerden" testosteron ve diğer "erkeklik" hormonlarının fazla miktarlarda üretilmesine bağlıdır. PKO"lu hastalarda tüylenme en sık erkeklerde sakal çıkan bölgelerde olur. Daha ileri durumlarda anormal tüylenme göğüsler arasında, göğüs uçlarında, göbekte olabilir. Tüylenme hiç ortaya çıkmayabileceği gibi (bu oldukça enderdir, tüylenme PKO"nun "olmazsa olmaz" bir belirtisi kabul edilebilir), yüzde çenede, boyunda, göğüs uçlarında, göğüs arasında, bacakların iç kısımlarında estetik problemlere yol açacak kadar aşırı miktarlarda olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Androjen (erkeklik) hormonların etkisiyle ortaya çıkan bu tüylenme dışında, yine androjen hormonların etkisiyle hassas ciltte akne (sivilceler) ortaya çıkabilir. PKO"nun en önemli belirtisinin tüylenme olduğunu söyleyebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKO"nun özelliği anovulasyon (ovulasyon olmaması) olduğundan sendromun diğer bir önemli belirtisi de adet düzensizliğidir. Ovulasyon olmadığından endometrium (rahim iç tabakası) progesteronun etkilerinden yoksun kalır ve bu yüzden yanlızca östrojen etkisiyle kalınlaşır, kalınlaşma belli bir aşamaya geldiğinde dolaşım azaldığından kalınlaşan tabaka kanamayla birlikte dökülmeye başlar. Dolaşımın ne zaman azalacağı kişiden kişiye ve birçok özelliğe bağlı olarak değiştiğinden kanamanın da ne zaman olacağı belli olmaz. Ender durumlarda PKO"lu biri düzenli olarak adet görebilmesine karşın, genellikle 35 günün üzerinde ve düzensiz aralıklarla adet görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polikistik over, doğurganlık çağında olan kadınların yaklaşık %3"ünde görülür. Anovulasyon, adet düzensizliğinin yanısıra gebe kalamama ya da "zor gebe kalma" sorununa da neden olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şişmanlık" PKO"lu kadınların yarısında vardır. Şişmanlığın hastalığın nedeni mi sonucu mu olduğu halen tartışmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl tanı konur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle tüylenme şikayeti olan bir kadında yılda bir ya da iki kez gecikmeli adet görme normal kabul edilirken adetlerin özellikle uzun süreli olarak gecikmesi yumurtlama olmadığının göstergesidir ve PKO mutlaka araştırılması gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muayenede overler irileşmiş bulunabilir. Bu da overlerdeki folikül sayısının çok fazla olduğunu ve olayın uzun zamandır devam ettiğini gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultrasonda tipik bulgularla PKO tanısı konabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid fonksiyonları ve prolaktin seviyesinin olaya katkısı olup olmadığını anlamak için TSH ve prolaktin düzeyi bakılır. %25 olguda prolaktin hormonu yüksek bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüylenmenin aşırı olduğu durumlarda ek olarak testosteron ölçümü, şişmanlamanın aşırı olduğu durumlarda da ek olarak şeker yükleme testi (OGTT) yapılmasında fayda vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbreküstü bezlerinden kaynaklanan hormonal hastalıklar (Konjenital adrenal hiperplazi ve Cushing sendromu) ve hormon salgılayan tümörler için ayırıcı tanı mutlaka yapılmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polikistik over mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Endometriumun progesteron etkisinden mahrum kalması ve sürekli kalınlaşması belli bir süre sonra endometrium dokusunda kanser öncesi değişiklikler oluşmasına (endometrial hiperplazi), hastalık uzun süre devam ettiğinde ise endometrium kanseri gelişmesine neden olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası, PKO kadında androjen ("erkeklik") hormonlarının aşırı salgılandığı bir hastalıktır. Bu nedenle uzun vadede, kadında artmış androjen hormonlar kan lipid (yağ) metabolizmasını olumsuz etkilemekte, kalp-damar sistemi hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırmaktdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi, çocuk arzusu olup olmamasına göre değişir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk arzusu olmayan bir kadında doğum kontrol hapları verilerek ovulasyon en temel aşamasından, yani folikül gelişim aşamasından durdurularak daha fazla sayıda kist gelişimi önlenir. Doğum kontrol hapının içinde bulunan progesteron etkili maddeler de endometriumu kanser öncüsü lezyon gelişimine karşı korurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanamayan ya da kullanmak istemeyen kadınlarda adet düzeninin belirli aralıklarla progesteron verilmesi yoluyla sağlanması gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk isteyen bir kadında ise ovulasyonu sağlamak amacıyla ağızdan klomifen sitrat, ya da injeksiyon yoluyla HMG gibi ilaçlar verilerek ovulasyon induksiyonu yapılır (yumurtlamayı sağlamak için ilaç verilmesi) . PKO"lu hastalar bu ilaçlara çok hassas olduklarından tedaviye çok fazla sayıda folikülün aynı anda gelişmesiyle cevap verebilirler. Bu yüzden PKO"lularda ovulasyon induksiyonunun dikkatlice yapılması ve sıkı takip edilmesi gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç kısır döngüyü kırmak olduğıundan hastanın kilo vermesi tedaviye çok önemli katkılarda bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastalığı saptandığında bu durumun kontrol edilmesi de kısır döngüyü kırmada önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laparoskopiyle overlere ufak delikler açılarak (drilling) foliküllerin sayıca azalması ve kısır döngünün kırılması sağlanabilir, ancak bu yöntem en son kullanılması gereken yöntemlerden biridir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-573563672258149839?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/573563672258149839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/polikistik-over-nedir-polikistik-over.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/573563672258149839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/573563672258149839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/polikistik-over-nedir-polikistik-over.html' title='Polikistik Over Nedir? Polikistik Over Hastalığı'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6366771714401329826</id><published>2010-02-16T08:33:00.001-08:00</published><updated>2010-02-16T08:33:04.045-08:00</updated><title type='text'>Uyku Apnesi Nedir ?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Obstrüktif Uyku Apnesi sendromu uyku boyunca üst solunum yolunun tekrarlayıcı tıkanmaları ile karakterizedir. Buna genellikle kan oksijen düzeyindeki düşmeler eşlik edebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir ifade ile hava yolu çeşitli seviyelerde tıkanır. Tıkayan faktörler üst solunum yolunu çevreleyen dokulardaki şişkinlikler, büyük bademcikler, büyük dil, ve uykuda gevşeyen üst solunum yolu kaslarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir tıkanma noktası burun olabilir. Çenenin küçük olması ve üst solunum yolunun yapısı da tıkanma yapabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca tıkanma olmaksızın solunum tembelliğine bağlı santral apne de vardır. &lt;br /&gt;Tıbben ciddi kabul edilen tıkanmaya bağlı uyku nefessizliğinin (tıbbi: obstrüktif uyku apnesi ) toplum içindeki yaygınlığı yüksektir. Kadınların en az %2'inde ve erkeklerin %4'ünde görülmektedir. Bu rakamlar hastalığın en az astım ve şeker hastalığı kadar yaygın olduğunu göstermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her nekadar erişkinlerde , erkeklerde , horlayanlarda, menopoza girmiş bayanlarda, yaşlılarda, ve kilolularda daha sık görülmekte ise de obstrüktif uyku apnesi çocuklarda,genç bayanlarda ve zayıf insanlarda da tesbit edilmektedir. &lt;br /&gt;Uyku apnesi orta yaşdaki kilolu erkeklerin hastalığıdır şeklindeki izlenim yanlıştır. Ayrıca hastaların 1/4'ü şişman değildir. Hakikat şişman erkeklerin çoğu ve kilolu bayanların çok büyük bir kısmında apne yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Belirtiler &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Gün içinde aşırı uyku hali &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykuda kişinin farkında olmadan saatte 5 defadan daha fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku Apnesinin Sonuçları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültülü horlama &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah baş ağrısı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyon &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı ve hızlı kilo alma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah ağız kuruluğu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konsantrasyon güçlüğü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykuda aşırı terleme &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide yanması &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuzluk &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık idrara çıkma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzursuz uyku &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu Durum Ne Kadar Ciddidir ? &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Acil tedavi gerektiren hayati bir hastalıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalık zamanında tedavi edilemezse kalp krizi, felç, impotans, düzensiz kalp atışlarına yol açar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kazalara, iş verimsizliğine ve sosyal problemlere neden olabilen gün içi aşırı uyku haline sebeb olur. Belirtiler hafif, orta veya ağır düzeyde olabilir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tedavi &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyku Apnesi genellikle CPAP cihazı ile tedavi edilir. CPAP bir maske vasıtasıyla buruna hava vererek üst solunum yolunun uyku boyunca açık kalmasını sağlar.Daha ağır vakalarda Bİ-PAP cihazı kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlarda uyku apnesine sebep olan küçük çene, geniz darlıkları, büyük bademcikler, iri dil, burun kemiği eğrilikleridir ve çeşitli cerrahi tedavilerle düzeltilebilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku apnesi için başka cerrahi tedaviler de vardır. Tedavi seçenekleri arasında karar verirken Tüm Gece Uyku Tetkiki sonuçlarının tecrübeli bir uzman tarafından yorumlanmasının büyük önemi vardır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6366771714401329826?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6366771714401329826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/uyku-apnesi-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6366771714401329826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6366771714401329826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/uyku-apnesi-nedir.html' title='Uyku Apnesi Nedir ?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6849206313884617199</id><published>2010-02-16T08:32:00.001-08:00</published><updated>2010-02-16T08:32:48.863-08:00</updated><title type='text'>Behçet Hastalığı Nedir ? Behçet Hastalığına iyi gelenler</title><content type='html'>&lt;span style="color: #2d644a;"&gt;&lt;b&gt;İlk kez 1937 yılında bir Türk doktoru olan Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. Tıp Dünyasında bir Türk doktoru tarafından tanımlanan nadir hastalıklardan birisidir.&lt;br /&gt;Behçet hastalığının en tipik özelliği, ağızda tekrarlayan aft adı verilen yaralar olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ağız yaraları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır ancak % 1 - 3 gibi az bir kısım hastada ağızda yara şeklinde bir belirti görülmeksizin hastalığın diğer belirtileri görülebilir. Genellikle ağızdaki yaralar hastalığın ilk belirtileridir ve diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca aft yakınması bulunan hastalar az değildir. Behçetteki ağız yaraları, tekrarlayıcı basit aftlardan ayırd edilemez ise de çok sayıda olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçette aftlar genellikle ayda bir veya birkaç kez tekrarlar ve bir kaç gün içersinde iyileşirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Cinsel Bölge Yaraları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Behçet hastalığının diğer bir belirtisi de genital bölgede tekrarlayan yaralardır. bu yaralar küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce halinde başlar ve bunu, çabucak zımba ile delinmiş görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler. Bu yaralar hemen her zaman yerlerinde iz bırakarak iyileşirler. Genital bölge yaraları aftlara göre sayıca daha az ve daha uzun sürede iyileşirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Deri Belirtileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Behçet hastalığında, koltuk altları ve kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde de benzer yaralara zaman zaman rastlanabilir.&lt;br /&gt;1. Kırmızı ve ağrılı yumrular şeklinde oluşumlar.&lt;br /&gt;2. Sivilce benzeri belirtiler.&lt;br /&gt;3. Deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Göz Belirtileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kisilerde göz belirtileri daha sık ve daha ağır seyrederken, kadınlarda ve yaşlılarda daha seyrek ve daha hafiftir seyreder. Göz belirtileri bazan körlüğe kadar gidebilir.&lt;br /&gt;Bu belirtilerin dışında Behçet hastalarının hemen hemen yarısında eklem ağrısı ve eklemlerde şişme gibi şikayetler, beyin hastalıkları, böbrek iltihabı, damar tıkanma ve genişlemeleri de görülebilir.&lt;br /&gt;Behcet hastalığı daha çok 20-30 yaşlarda ve erkeklerde görülür. Türkler, Araplar, Yahudiler, Ermeniler ve Japonlarda daha sık görülür. Behçet hastalığının en karakteristik özelliklerinden birisi ataklar halinde seyretmesidir. Yaşla birlikte hastalığın aktivitesi azalır. Behçet hastalığının nedeni bilinmemektedir. Tedavi hastalığın etkilediği organa göre değişir. Tedavi kesinlikle doktor kontrolünde yapılmalıdır. Genetik biliminde sağlanacak gelişmeler Behçet hastalığının tedavisinde yeni ufuklara yol açacaktır. Behçet hastalığının en tipik özelliğinin ağızda tekrarlayan yaralar olduğu unutulmamalı ve bu yakınmaları olan hastaların mutlaka Behçet hastalığı yönünden araştırılması gereklidir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6849206313884617199?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6849206313884617199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/behcet-hastalg-nedir-behcet-hastalgna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6849206313884617199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6849206313884617199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/behcet-hastalg-nedir-behcet-hastalgna.html' title='Behçet Hastalığı Nedir ? Behçet Hastalığına iyi gelenler'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-3757427144354410422</id><published>2010-02-14T10:11:00.000-08:00</published><updated>2010-02-14T10:15:11.820-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Domuz gribi h1n1'/><title type='text'>Domuz Gribi Var Mı?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Sağlık Bakanı ‘mutlaka aşı olunmalı’ dedi, Başbakan Erdoğan  ‘olmayacağım’ açıklaması yaptı, ölü sayısı dünya genelinde 13 bini  geçti…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Uyuyan gündem ‘Domuz gribi’ bugün yapılan şok bir  açıklamayla tekrar uyandı. Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Başkanı Wolfgang  Wodarg, domuz gribi salgınının dünya çapındaki panikten faydalanmak  isteyen ilaç firmalarının başlattığı “sahte bir salgın” olduğunu  savundu, ortalık karıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;EN BÜYÜK TIP SKANDALI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Domuz  gribini “yüzyılın en büyük tıp skandallarından biri” olarak nitelendiren  Wodarg, “İlaç firmaları, domuz gribine karşı geliştirdikleri patentli  ilaçlarını satmak için, bilim adamlarına ve halk sağlığından sorumlu  resmi kurumlara telkinlerde bulunarak, dünya çapında hükümetlerin alarm  durumuna geçmesini sağladılar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu skandal iddia, Kanal D  Haber stüdyolarında, başından beri aşıyı savunan ve aşıya şiddetle karşı  çıkan iki isim tarafından tartışıldı. Eski Sağlık Bakanlarından MHP  Milletvekili Osman Durmuş ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi  öğretim üyesi Prof. Levent Akın, Mehmet Ali Birand’ın sorularını  yanıtladı…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-3757427144354410422?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/3757427144354410422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/domuz-gribi-var-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3757427144354410422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3757427144354410422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/domuz-gribi-var-m.html' title='Domuz Gribi Var Mı?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6943254759242792961</id><published>2010-02-13T07:52:00.003-08:00</published><updated>2010-02-13T07:52:38.570-08:00</updated><title type='text'>Kadınlarda Bel Arısı</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Acaroğlu, sırtın bittiği yerden kalçalara kadar olan bölgede ortaya çıkan ağrıların "bel ağrısı" olarak isimlendirildiğini söyleyerek, neredeyse tüm insanların hayatları boyunca en az bir kere belinin ağrıdığını belirtti. "Yüksek topuklar bel çukurluğunu derinleştirdiğinden, altta yatan sınırlı bel darlığı olan hastalarda ağrının daha erken ortaya çıkmasına ve artmasına neden olabilir" uyarısında bulunan Prof. Dr. Acaroğlu, ağrıların erkeklere göre kadınlarda görülme oranının daha fazla olduğuna dikkat çekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlarda bel ağrılarının kronik bir hal aldığını kaydeden Prof. Dr. Acaroğlu, "Bel ağrısı tanısı için özel bir teste gerek yok. Belimiz ağrıyor ise öncelikli tanı bel ağrısıdır. Muayenede ciddi bir sorun olduğunu düşündürecek bulgular yok ise ağrıların çoğu, pek ciddi bir girişim gerektirmeden iyileşiyor. Ancak eğer ağrıya eşlik eden başka bulgular varsa ya da ağrı birkaç haftadan fazla ısrar ederse, o zaman görüntüleme gerekir. İmkan var ise birinci öncelik MR incelemesi olabilir" dedi. Bel ağrısının kadınlarda görülme sıklığının erkekler göre biraz daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Emre Acaroğlu, "Kesin sayı veremiyorum. Bu konuda kesin istatistikler yok; ama özellikle orta yaş ve sonrasında çıkan ağrılarda ağırlık daha çok hanımlardan yana. Daha genç yaşlarda ortaya çıkan ağrılar genellikle aktivite kaynaklı olduğundan, erkek nüfusta biraz daha fazla olabilir" diye konuştu. Bel ağrısı çekmemek için yapabilecek bir şey olmadığını ifade eden Prof. Dr. Acaroğlu, şunları dile getirdi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bel ağrısının kronik, sürekli bir hale gelmemesi için yapılabilecek şeyler var. Sürekli bel ağrısıyla ilişkilendirilen faktörler; sigara içmek, kilolu olmak, özellikle karın kaslarımızın gevşemesine ve erimesine izin vermek olarak sayılabilir. Bu durumda, doğal olarak bu faktörleri ortadan kaldırırsak belimizi korumuş oluruz. Bir de bazı mesleklerde, mesela ağır yük taşıyan ya da sürekli oturan kişilerde bel ağrıları ortaya çıkabiliyor, bu durumda mesleki ergonominin iyileştirilmesi ağrı şiddet ve sıklığını ciddi olarak azaltabilir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Acaroğlu, özellikle kadınların vazgeçemediği topuklu ayakkabıların bel ağrısı üzerinde etkili olduğunu belirterek, "İdeal topuk yüksekliği 3 ila 4 santimetre. Hiç topuğu olmayan ayakkabılar da ayaktan bele kadar sorunlar yaratabilir. Ama tabi çok yüksek topuklu ayakkabıların ağrı nedeni olma olasılığı daha yüksek. Buradaki en sık mekanizma bacak arkasındaki kasların gerilerek zaman içinde bele de yayılan ağrılara neden olmasıdır. Bir de, yüksek topuklar bel çukurluğunu derinleştirdiğinden, altta yatan sınırlı bel darlığı olan hastalarda ağrının daha erken ortaya çıkmasına ve artmasına neden olabilir" şeklinde konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelikte bel ağrısının görülme olasılığının yüzde 100 olduğunu belirten Prof. Dr. Acaroğlu, "Öncelikle benim izlenimim gebelik öncesi ya da gebeliğin erken dönemlerinde düzenli egzersiz yaparak karın kaslarını nispeten toplu tutan hanımlar gebeliklerini çok daha ağrısız taşıyorlar. Bir de bu konuda özel fizyoterapi programları var, yararlı olduklarını düşünüyorum" ifadelerini kullandı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6943254759242792961?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6943254759242792961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kadnlarda-bel-ars.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6943254759242792961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6943254759242792961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kadnlarda-bel-ars.html' title='Kadınlarda Bel Arısı'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5178940459399427484</id><published>2010-02-13T07:52:00.001-08:00</published><updated>2010-02-13T07:52:17.698-08:00</updated><title type='text'>Kadınlar daha akıllı hasta</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Doktorunuzla aranızda iyi bir iletişim olmalı. Doğru teşhis ve uygun tedavi için doktorla her şeyi konuşmalı, bilgi alışverişinde bulunmalısınız. Kadınlar bu konuda oldukça başarılıdır ve kadın en iyi hastadır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Mehmet Öz, akıllı bir hastanın cerrah seçiminde nelere dikkat etmesi gerektiği hakkındaki soruları yanıtladı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu kitabı yazmak ne kadar zamanınızı aldı, kitaptaki veriler sizce Türkiye'ye de uyumlu mu? Kitabı yazmak bir yılımızı aldı. Bu kitapla ilgili çalışmalarımıza 'Siz Kullanım Kılavuzu' adlı ilk kitap çıkmadan önce başladık. En önemli hasta güvenlik organizasyonu olan Joint Commission ile birlikte çalıştık. Bu kuruluş Amerika'daki bütün hastaneleri gözden geçirir ve hatta Türkiye'deki hastaneleri bile. Kitapta yer alan istatistikler, Amerika'yı kapsar ve bu sonuçlar tüm batı dünyası ile de uyumludur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sizce bir hastanın yapacağı en önemli hata nedir? Doktorla konuşmamaktır. Konuşmak teşhis açısından çok önemlidir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; doktorlar hastalarının konuşmalarını 23 saniye içinde bölüyor. Doktor hasta arasındaki bu sağlıksız iletişimi değiştirmek gerekli. Bu şekilde devam edilirse gerçek bir bilgi alışverişi olmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sizce kadınlar mı, erkekler mi daha akıllı hastalar? Kesinlikle her yaştaki kadınlar en iyi hastadır. Bu gruba az sayıda bile olsa erkekler de girer. Ayrıca hasta ile ilgilenen kişilerin çoğu da kadındır ve bu kadınlar kocalarına, babalarına, oğullarına bakarlar. Bu kadınları sağlık konusunda daha güvenli bilgi sahibi yapmadan ilaçları da daha güvenli yapamayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sizin çok ünlü hastalarınız da oluyor, sizce onlar açısından her şey daha mı kolay? Para sağlıkta her kapıyı açıyor mu? Bir hastanede VIP hasta olmanın pek bir yararı yoktur. Sizler hastalandığınızda doktorunuzun nasıl normal bir insan olmasını isterseniz, doktorlar da hastasının normal birisi olmasını ister. Hastalar arasında hiçbir fark yoktur. Sen önemli bir insansın diye; bölüm başkanı gelip senin kanını alabilir ama bu bütün sorunları çözmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Türkiye'deki sosyal güvence sistemi hastalara doktor ve hastane seçme şansı çok fazla tanımıyor. Siz Türkiye'deki akıllı hastalara neler önerirsiniz? Bir sürü doktora ulaşılabilir olmanın bir gereği yoktur. Önemli olan; ihtiyacı olan önemli doktorlara ulaşabilmektir. Yılmayın, ta ki doğru doktoru bulana kadar! Ve de doktorunuza bir öğrenci gibi yardımcı olun. Çünkü doktorunuz vücudunuzu size öğreten bir öğretmendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hasta doktorunu seçerken nelere dikkat etmeli? Verebileceğiniz en önemli kararlardan biri doktorunuzu seçmektir. Vücudunuzun sahibi olarak kurallarınız olmalı. Doktorunuzu futbol takımınızın koçu olarak düşünün yani sonuçta en önemli kişidir. Onu dikkatli seçmeliyiz ki; gelecek yıllarımızı da sağlıklı ve rahatlıkla geçirebilelim. Eğer buna dikkat etmezsek kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Çağrıldığımız kurtarma operasyonlarında çok kez böyle kötü sonuçların olduğunu gördük. Akıllı bir kişi doktorunu düşünerek seçmeli ve o an doktorunun iyi olmadığını düşünürse hemen odasını terk etmeli. Ayrıca zaten akıllı doktor da hastasını seçer. Bu nedenle doğru hasta ve doğru doktorun çakışması, tedavinin başarısını büyük oranda artırır. Doktor sizi kabul etmese bile doğru doktor olduğuna inanıyorsanız, vazgeçmeyin. Çocuğunuzun ilk doktoru çok önemlidir. Çocuğunuzun ilk diş doktoru ona kötü bir tecrübe yaşatırsa, çocuk bundan sonraki hayatında randevulardan hep korkacaktır. Çocuğunuz doktora götürme durumunu bir cezalandırma gibi görmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Doktor seçerken ilk kime danışmalı? Eğer sağlık kuruluşunda çalışan bir tanıdık ya da akrabanız varsa kendinizi şanslı hissedin. Ve ilk danışman olarak onu kullanın. Doktor seçiminde başlangıç olarak tanıdıklara sormak çok iyi bir yoldur. Ama bazen de tanıdıkların söylediği kişiler, sizin için en doğru olmayabilir. Burada en önemli şey, sizin kendiniz için en doğru kararı verebilmenizdir. Bunun için araştırma yapmayı öğrenmeniz gerekir. Doğru doktoru bulmak için birtakım basamaklara ihtiyacınız vardır. İnternet, size uygun doktoru bulmak için en hızlı ve en kolay yoldur. Sitelerde ihtiyacınız olan branşla ilgili doktorları ve sorunlarınızı bulabilirsiniz. Ayrıca sağlık haberleri bu konuda size yol gösterebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5178940459399427484?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5178940459399427484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kadnlar-daha-akll-hasta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5178940459399427484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5178940459399427484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kadnlar-daha-akll-hasta.html' title='Kadınlar daha akıllı hasta'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5067207629984492352</id><published>2010-02-13T07:51:00.001-08:00</published><updated>2010-02-13T07:51:56.966-08:00</updated><title type='text'>Hormon varsa selülit vardır</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Görüntüsü "portakal kabuğu"na benzetilen selülit en çok; karın, kalça, bacak içi, diz çevresinde görülür Selülit salt estetik bir mesele değil, zayıf kadınlarda da görülebilen bir çeşit hastalıktır. Sıcak yaz günlerini kabusa çeviren bu hastalıkla baş etmek istiyorsak önce düşmanımızı iyi tanımalıyız. İşte selülitin nedenleri, oluşumu ve çözüm yolları... Hormon tedavilerini bir an için göz ardı edersek; tüm kozmetik selülit tedavilerinin hareket noktası, vücutta sıvı toplanmasını kontrol etmek, kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak, bölgesel yağ hücrelerini rahatlatmak, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını sağlamaktır. Etkili bir selülit tedavisi için; * Hormon dengesinin korunması, * Muhakkak egzersiz yapılması, * Su, proteinler, doymamış yağların alımına ve tuz ve şeker kısıtlamasına önem veren bir beslenme düzeni kurulması, * Ödemleri çözerek yağları parçalayan kombine tekniklerin bir araya getirilmesi gerekir. Önce spor ve hareket: Bütün sporlar vücudumuzdaki büyüme hormonunu doğal yoldan artırır ve kan ile lenf dolaşımını hızlandırır. Aynı zamanda vücuttaki yağ depolarını enerjiye dönüştürerek erimesine katkıda bulunurlar. Özel olarak selülitten kurtulmak için yapılabilecek en yararlı egzersizler, tempolu yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzmek ve bisiklete binmektir. Merdiven çıkmak bacaklarımızdaki kas kütlesini geliştirir Her gün, 1 saat süreyle, yavaş ama tempolu bir yürüyüş yapmak kan dolaşımını düzene sokar ve metabolizmanızı hızlandırır. Yüzmek, kalbe yüklenmeden tüm vücut kaslarını çalıştırır, düzenli nefes almanızı sağlar. Ayrıca suyun hareketleri vücudunuza dışarıdan masaj etkisi yapar. Bisiklete binmek de çok yönlü bir spordur. Kalbinizi yormadan kan dolaşımını düzenler, özellikle karın ve kalça bölgesindeki yağların erimesine yardımcı olur ve bağırsakların hareketlenmesini sağlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5067207629984492352?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5067207629984492352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/hormon-varsa-selulit-vard.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5067207629984492352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5067207629984492352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/hormon-varsa-selulit-vard.html' title='Hormon varsa selülit vardır'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2980816190494989512</id><published>2010-02-13T07:48:00.001-08:00</published><updated>2010-02-13T07:48:19.782-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adele'/><title type='text'>Adale Nedir ?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Kas. Vücudun haraketini sağlayan cizgili kaslar istemli hareketleri sağlarlar. Özellikle sindirim sistemindeki düz kaslar ise otonom sinir sistemi etkisi ile çalışırlar.Kalp kası ise yapı olarak çizgili kas olmakla beraber kendi içinde bir otomatikliğe sahip olup otonom sinir sisteminden de etkilenir. &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2980816190494989512?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2980816190494989512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/adale-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2980816190494989512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2980816190494989512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/adale-nedir.html' title='Adale Nedir ?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6732301058990975803</id><published>2010-02-13T07:47:00.001-08:00</published><updated>2010-02-13T07:47:51.825-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='apse'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='abse'/><title type='text'>Abse Nedir ? Apse Nedir ?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Sürpriz yumurta gibi akşam sadece dişiniz agrıyor ve diyorsunuz ki; "ne olursa olsun yarın bu dişi çektireceğim".. Fakat böyle olmuyor. Sabah kalktığınızda yanağınızda kocaman bi yumurta, konuşmakta zorluk, etraftakilerin sizinle alay etmesi ve sırf bu yüzden baş ağrısı. En az iki gün böyle geçiyor.. Sonrasında doktor size ilaç yazar (tabi hemen başınızın ağrısı geçer nedeni ilaç değil, psikolojik) sonra yanağınızdaki şişlik iner ve siz de hiç birşey olmamış gibi devam edersiniz. O diş de öyle kalır. Asla çektirmezsiniz. İşte abse bu.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6732301058990975803?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6732301058990975803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/abse-nedir-apse-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6732301058990975803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6732301058990975803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/abse-nedir-apse-nedir.html' title='Abse Nedir ? Apse Nedir ?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4250066259582316183</id><published>2010-02-13T07:46:00.002-08:00</published><updated>2010-02-13T07:46:29.827-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aids'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='virüsü'/><title type='text'>AIDS virüsüne karşı molekül bulundu</title><content type='html'>AIDS, grip ve Ebola gibi birçok virüse karşı etkili olabilen molekül bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Los Angeles Üniversitesinden Mike Wolf ve ekibinin, laboratuvarda ve fareler üzerinde yaptığı araştırma, LJ001 kod adı verilen molekülün birçok virüse karşı etkili olabileceğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırmada bilim adamları, LJ001'in Ebola, grip, AIDS, Hepatit C, Rift vadisi humması gibi zarflı tüm virüslere karşı etkili olabileceğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fareler üzerinde yapılan araştırmada, LJ001 ile tedavi edilen, Rift vadisi hummasına yakalanan hayvanların tümü, Ebola'ya yakalananların ise yüzde 80'i hayatta kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma, Fransız "Le Point" dergisinde de yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4250066259582316183?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4250066259582316183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/aids-virusune-kars-molekul-bulundu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4250066259582316183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4250066259582316183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/aids-virusune-kars-molekul-bulundu.html' title='AIDS virüsüne karşı molekül bulundu'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5353447520112868611</id><published>2010-02-13T07:46:00.000-08:00</published><updated>2010-02-13T07:46:00.731-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='steril'/><title type='text'>Steril su doğum sancısını hafifletiyor</title><content type='html'>Avustralya'da Mater Mothers Hastanesi'nde ilk bebeğinin doğumunda ağrılara dayanamayan 17 yaşındaki anne adayına, ebeler steril su enjeksiyonunu önerdiler. Ağrıların çok kötü olduğunu söyleyen anne, iğneden sonra tüm ağrısının tamamen kesildiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Courier Mail gazetesinde yaptıkları açıklamada doğumlarda steril suyun geçtiğimiz yıldan beri hastanelerinde kullanıldığını belirten enstitü yetkilileri, doğumda en etkili tekniği araştırmak için çalışma başlattıklarını söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanenin araştırma merkezinde görevli ebeler, yenilikçi tedaviyi şöyle açıkladı: "Cilt altına uygulanan 1 ml'den daha az steril su, kadınların yüzde 85'inde sırt ağrısında hızlı bir rahatlama sağlıyor. Enjeksiyon, sinir transmitterlerini harekete geçirerek, beyne gönderilen ağrı sinyallerini engelliyor".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5353447520112868611?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5353447520112868611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/steril-su-dogum-sancsn-hafifletiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5353447520112868611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5353447520112868611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/steril-su-dogum-sancsn-hafifletiyor.html' title='Steril su doğum sancısını hafifletiyor'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8123203641282626336</id><published>2010-02-13T07:45:00.001-08:00</published><updated>2010-02-13T07:45:09.200-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çene'/><title type='text'>Yemekleri Tek Taraflı Çiğnemek Çeneye Zarar Veriyor !</title><content type='html'>Çiğnemenin çift taraflı dengeli şekilde yapılmaması ilerleyen dönemde kronikleşerek çene kemiği ekleminde kalıcı hasara neden olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek taraflı çiğnemenin ağız açma, kapama ve çiğnerken eklemlerden ses gelme gibi sağlık sorunlarına yol açtığını ifade eden diş hekimi Ayşegül Marmara, dişlerin kaybedilmesi, çürük, iltihaplı dişler veya kaybedilen dişlerin protezle telafi edilmemesinden dolayı tek taraflı çiğnemenin alışkanlık haline getirildiğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara, "Yemeklerin ağızda tek tarafla çiğnenmesi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Tek taraflı çiğneme yaparak tek çeneye yüklenmek eklemlerde şikayete neden oluyor. Ağız açmada ve kapamada kısıtlılık, konuşmada zorluk, çenede kayma, çiğnerken eklemlerden ses gelmesi gibi eklem hasarlarına neden olabiliyor. Çok ilerleyen vakalarda cerrahi müdahale gerektirebiliyor." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekler gibi kabuklu yiyeceklerin de sürekli tek kırılmasının da çene kemiği eklemine zarar verdiği uyarısında bulunan Marmara, şunları söyledi: "Dişler çiğneme fonksiyonunu yerine getiren organlardır. Fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler kırmak dişlerde ufak mikro çatlaklara neden olur. Bu çatlaklardan dolayı çürüme çok daha kolaylaşıyor. Sürekli bir şey kırılan dişlerde oluşan mikroskobik çatlaklardan sızan mikroplar çürümeyi hızlandırıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek taraflı çiğnemenin önüne geçmek için eksik dişlerin protez dişlerle telafi edilmesi, iltihaplı dişlerin tedavisinin yapılması gerektiğini dile getiren Ayşegül Marmara, " Eksik dişler protez yapılarak tamamlanmalıdır.Gece diş sıkması olan hastalarda çene eklemine çok fazla yük biniyor. Buna bağlı olarak çenelerde ağrı ve ağız açmada kısıtlılık olabiliyor. Bunun da tedavisi mutlaka yapılmalı." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİHAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8123203641282626336?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8123203641282626336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/yemekleri-tek-tarafl-cignemek-ceneye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8123203641282626336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8123203641282626336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/yemekleri-tek-tarafl-cignemek-ceneye.html' title='Yemekleri Tek Taraflı Çiğnemek Çeneye Zarar Veriyor !'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4914898005111649014</id><published>2010-02-13T07:44:00.001-08:00</published><updated>2010-02-13T07:44:31.979-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ani'/><title type='text'>Ani Isı Düşüşü Sonucu Oluşan Hastalıklar.</title><content type='html'>Isı, basınç, rüzgar gibi dış hava şartlarının değişmesi ısı düzenleme mekanizmalarını hazırlıksız yakalayarak hastalık sebebi olabilir. Özellikle mevsim geçişleri ani hava değişiklerinin yaşandığı dönemlerde sağlıklı kalmak için neler yapılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü Uz. Dr. İsmail Yağız'ın uyarıları.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar yerini soğuk havalara bırakıp uzaklaştı bile. Hava sıcaklıklarındaki ani değişimler insanı çok etkiliyor. Boğaz ağrısı, burun akıntısı, öksürük şikayeti ile hastanelere başvuranların sayısı artıyor. Sağlıklı kalmanın yolu mevsime uygun davranmak, dengeli beslenme ve doğru bir yaşam tarzından geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurt genelinde sıcaklık inip çıkması ve havanın değişken olması insan hayatını tehdit eder hale geldi. Ani hava değişimleri insanın adaptasyon mekanizmasını bozduğundan üzerinde durulması gereken bir konu. İnsan vücudunun ısı ayar merkezi "hipotalamus" denen beyinin özel bir bölümüdür. Çeşitli uyarıları algılayan bu yönetim merkezi vücudun ısısını kan damarları, ter bezleri, akciğer, deri, böbrekler, böbrek üstü bezleri, yağ dokusu, kaslar ile dengelemeye çalışır. Bu düzenleme sırasında damarlar genişler, büzülür, ter bezleri salgılarını artırır veya azaltır, solunum derinliği ve sıklığı azalır veya artar, terleme duygusu veya üşüme duygusu ortaya çıkar, böbreklerden su tutulur veya atılır. Bu mekanizmalara uygun davranılmadığı takdirde insan sağlığı tehdit altında kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isı, basınç, rüzgar gibi dış hava şartlarının değişmesi ısı düzenleme mekanizmalarını hazırlıksız yakalayarak hastalık sebebi olabilir. Kar ve soğuk hava da bizi hasta eden en önemli etkenler arasındadır. Bağışıklık sistemi de bu mekanizmalarla beraber çalıştığından vücut direnci düşebilir. Özellikle mevsim geçişleri ani hava değişiklerinin yaşandığı dönemlerdir. Bu dönemde sağlıklı kalmak için neler yapılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güne taze meyve suyu ile başlayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıdalarımız doğal olmalı. Önerimiz C vitamini içeren doğal gıdalar. Güne yeşil ve sarı renki meyvelerin taze sıkılmış sularıyla başlayabilirsiniz. Boğazınızda hassasiyet ya da öksürüğünüz varsa bu içeceklere biraz bal koyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yerinde termosla bitki çayı tüketebilirsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde hazırlayacağınız zencefil, kuşburnu, ıhlamur, papatya karışımını termos ile ofisinize götürürseniz bu kombinasyon hem koruma sağlar hem de sıvı tüketmiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keçiboynuzu pekmezi demir ve enerji kaynağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde karışım maddesi olmayan organik olarak hazırlanmış keçiboynuzu pekmezi sabahları hem enerji verir, hem bağışıklık sisteminizi güçlendirir hem de ekstra demir kaynağınız olur. Balı ise hazırladığınız bitki çaylarının içinde tatlı olarak kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde en az 7-8 saat uyuyun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah dinç kalmak istiyorsanız, uyku süreniz ve kalitesinin çok iyi olması gerekir. Unutmayın ki; vücut uyku sırasında dinlenir, enerji toplar ve yenilenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam duşu rahat bir uykuya, sabah duşu da sizi güne hazırlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuduğunuz ortamın özellikleri de çok önemli. Çok sıcak, çok soğuk, nemli, tozlu, iyi havalandırılmamış ortamlar uyku kalitenizi düşürerek bağışıklık sisteminizi vurur. Her gün en az 1 saat uyku odanızı havalandırın. Akşamları veya sabah kalktıgınızda kan akışınızı hızlandırarak sizi zinde tutacak bir ılık duş alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun ve ani hava değişimi dönemlerinde dışarıdan C vitamini takviyesi alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış mevsiminde özellikle B ve C vitaminleri mutlaka alınması gerekir. En doğru olan bu vitaminlerin doğal yolla alınmasıdır. Sarı, yeşil ve kırmızı renkli meyvelerden bol bol tüketebilirsiniz. Yapılan bilimsel çalışmalar 1000 mg C vitaminini sadece meyvelerden alamayacağınızı göstermektedir. Arı poleni, B- karoten, vitamin kompleksleri, koenzim, gotu kola, yeşil çay, maitake mushroom gibi bağışıklık sistemi güçlendirici takviyeler alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su, vücudunuz için koruyucu bir kalkandır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savuma sistemimizin çalışabilmesi burun ve ağızdan başlayan giriş yollarının sağlam çalışmasına bağlıdır. Bu yollarda bulunan küçük savunma hücrelerinin temizlenmesi ve iyi çalışması bol su tüketilmesinden geçiyor. Ortalama 2-3 litre günlük su tüketimi çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıkı ve çok bol giyinmeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaların aniden ısınıp soğuduğu dönemlerde duruma uygun giyim tarzı hastalıklardan korunmada önemli bir etkendir. Kışları koyu renkli ve hava dolaşımına izin veren giyeceklerin giyilmesi gerekir. Karlı havalarda eldiven, şapka, atkı, içlik kullanılması önemlidir. Kışın terletmeyen, nefes alabilen iç çamaşırları tercih etmek gereklidir. Giysi seçiminiz kat kat olmalı, bulunduğunuz ortamın sıcaklığına bağlı olarak çıkarılıp, giyilebilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle açık havada çalışanlar en uygun kıyafetleri seçerek vücudun soğuk-sıcak dengesini bozmamaya özen göstermelidir. Yoğun tempoda çalışanlar ise sağlıklı beslenmeye ekstra dikkat etmelidir. Gerekli besin takviyelerini kullanmalı ve spor yapmaya özen göstermelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spor yapmayı ihmal etmeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ani ısı değişikliklerinden etkilenen vücudumuzu sporla hastalıklara karşı mücadele edecek konuma getirebiliriz. Haftada 3-4 kez 30- 40 dakika yürümek zahmetsiz ve faydalıdır. Bunun dışında yaşınıza ve fiziksel durumunuza en uygun sporları da yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4914898005111649014?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4914898005111649014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ani-is-dususu-sonucu-olusan-hastalklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4914898005111649014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4914898005111649014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/ani-is-dususu-sonucu-olusan-hastalklar.html' title='Ani Isı Düşüşü Sonucu Oluşan Hastalıklar.'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-9114007592235440694</id><published>2010-02-13T07:43:00.000-08:00</published><updated>2010-02-13T07:43:33.692-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='obezite'/><title type='text'>Obezite Nedir ? Obezite Belirtileri Nelerdir ? Obeziteye karşı alınacak önlemler nelerdir?</title><content type='html'>Ohio Üniversitesi'nden bilim adamları, 6 yaşından küçük 8550 çocuğun beslenme ve diğer bazı alışkanlığına ilişkin verileri inceledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada en az 5 kez akşam yemeğini ailesiyle yiyen, gece en az 10,5 saat uyuyan ve günde 2 saatten az televizyon izleyen çocukların aşırı kilolu olma riski yüzde 14, bunları uygulamayanların ise yüzde 24 olarak belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Pediatrics" dergisinde yayımlanan araştırmada, ailesiyle yemek yiyen çocukların daha fazla meyve ve sebze tükettiği, dolayısıyla daha zengin beslendiği, konuşma sayesinde yemeğin daha az ve ağır yendiğine dikkati çeken bilim adamları, gerektiğinden az uyuyan ve çok televizyon izleyen çocukların daha düzensiz ve dengesiz beslendiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç öneriden hangisinin daha önemli olduğu konusundaysa bilim adamları "tümü" yanıtını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya ilişkin makale, Fransız "Le Figaro" gazetesinin internet sitesinde de yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-9114007592235440694?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/9114007592235440694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/obezite-nedir-obezite-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/9114007592235440694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/9114007592235440694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/obezite-nedir-obezite-belirtileri.html' title='Obezite Nedir ? Obezite Belirtileri Nelerdir ? Obeziteye karşı alınacak önlemler nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2987189005130861094</id><published>2010-02-13T07:42:00.000-08:00</published><updated>2010-02-13T07:42:26.277-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='krizi'/><title type='text'>Kalp Krizi Nedenleri Nelerdir ? Kalp Krizi Nedir ? Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir ? Kalp Krizi</title><content type='html'>Prof. Dr. Sertaç Çiçek, sizin veya sevdiklerinizden birinin kalp krizi geçirmesi halinde hazırlıklı olmanıza yardımcı olacak pratik önerilerde bulunuyor. Kalp krizi birçok insanda kademeli şekilde başlar. Kriz başlangıçta biraz ağrı veya rahatsızlık hissettirir. Gerçekte, kalp krizi belirtisi olup olmadığını dahi fark edemeyeceğiniz kadar hafif ve algılanması güç düzeyde olabilir. Prof. Dr. Çiçek bu nedenle kalp krizini işaret edebilen belirtilere dikkat çekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Birkaç dakikadan daha uzun süren veya başlayıp sona eren ardından yeniden başlayan ve özellikle göğüs kafesinin ortasında oluşan bir rahatsızlık. Bu huzur-suzluk rahatsız edici bir baskı, ağırlık veya sıkışma şeklinde hissedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Tek veya her iki kolda, sırtta, midede ağrı ya da rahatsızlık. Muhtemelen çene ağrısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Nefes darlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Diğer muhtemel kalp krizi belirtileri içerisinde soğuk terleme, bulantı ve baş dönmesi yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LİSTE OLUŞTURUN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp krizi yaşanması halinde, olaya biraz hazırlıklı olmak kalp krizi geçiren kişinin yaşamının kurtarılmasına yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Çiçek'in böyle bir duruma karşı önlem olarak hazırlanmasını önerdiği telefon listesi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Aile hekiminiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•En yakın hastane,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Ambulans hizmetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liste evinizde telefona yakın bir yerde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri meydana gelmeden önce yapılabilecekler ve yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ise kalp krizine karşı alınabilecek önlemlerin en önemli adımıdır. Kalp krizini önlemek için yaşam tarzında yapılacak değişiklikler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Sigara içmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Yağ, kolesterol ve tuz içeriği düşük yemekler yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Kan basıncı ve kolesterol takibi için doktorunuzu düzenli aralıklarla ziyaret edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Orta şiddette ve düzenli aerobik egzersizi yapın. Durağan yaşam tarzı süren, 50 yaşının üzerindeki insanlar egzersiz programına başlamadan önce doktor kontrolünden geçmelilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Aşırı kilolu iseniz kilo verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Doktorunuz düzenli şekilde düşük doz aspirin almanızı önerebilir. Aspirin kanın pıhtılaşma eğilimini azaltarak kalp krizi riskini de azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigorta bilgileriniz hazır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp krizi hiç beklenmedik bir anda gelse de, hastaneye giderken yanınızda götüreceklerinizi bilmek işinizi de kolaylaştıracak. İşte hastaneye giderken götüreceklerinizin listesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Kullandığınız tüm ilaçlar ve dozları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Bilinen tüm allerjileriniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Sigorta bilgileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Acil durumda irtibata geçilecek aile fertleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Acil personelinin faydalı bulacağı diğer her tür bilgi (geçirmiş veya geçirmekte olduğunuz diğer hastalıklar gibi).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2987189005130861094?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2987189005130861094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kalp-krizi-nedenleri-nelerdir-kalp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2987189005130861094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2987189005130861094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kalp-krizi-nedenleri-nelerdir-kalp.html' title='Kalp Krizi Nedenleri Nelerdir ? Kalp Krizi Nedir ? Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir ? Kalp Krizi'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2895583667900732916</id><published>2010-02-13T07:41:00.000-08:00</published><updated>2010-02-13T07:41:03.871-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='grupları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kan grubu'/><title type='text'>Kan Gruplari Hakkinda Bilgi</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://img.blogcu.com/uploads/gurgenburanlar_picture.php.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;Cesitleri karakterimzi belirliyor, ozelliklerinin degismesi hastaliklara yol aciyor. Dikkat kan araniyor! Radyolardan sık sık duydugumuz bir anons bu. Belki, o anda bunun onemini dusunmeyiz ama, en basitinden bir yerimiz kanadiginda damlayan kanin ne derece degerli oldugunu anlariz. Hepimizin de bildigi gibi, kan vucudumuzdaki en onemli yapi taslarindan biri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damarlarimizda dolasan ve bircok hayati fonksiyonu bulunan bu kirmizi renkli sivinin en onemli gorevi hucrelere oksijen tasimasi...Ayrica hayati onemi olan maddeleri hucrelere tasiyor ve zararli olan metabolizma artiklarinin disari atilmasini sagliyor. Kan bedenimize canlilik vermek icin yaratilmis bir yasam sivisidir. Bedenimizde dolastigi surece onu isitir, sogutur, besler, korur, ona enerji verir ve icindeki zehirli maddelerin atilmasini saglar. Bedenimizdeki haberlesmenin neredeyse tamamini ustlenir. Ayrica damarlarda olusan her yırtıgı anında kapatır. Sistem boylelikle kendini surekli olarak yeniler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dunyada kan gruplarinin dagilimi:&lt;br /&gt;O Rh pozitif,  her 100 kisiden 40'i&lt;br /&gt;O Rh negahtif, her 100 kisiden 7'si&lt;br /&gt;A Rh pozitif, her 100 kisiden 34'u&lt;br /&gt;A Rh negatif, her 100 kisiden 6'si&lt;br /&gt;B Rh pozitif, her 100 kisiden 8'i&lt;br /&gt;B Rh negatif, her 100 kisiden 1'i&lt;br /&gt;AB Rh pozitif, her 100 kisiden 3'u&lt;br /&gt;AB Rh negatif, her 100 kisiden 1'i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En eski kan grubu "0" grubu oldugu belirtiliyor, herkes O grubundayken insanlar cok kucuk bir alanda yasiyorlardi, ayni yemegi yiyor, ayni organizmalari doluyorlardi ve bu yuzden degisim gereksizdi.&lt;br /&gt;Ancak nufus arttiginda ve gocler hizlandiginda degisimler ivme kazandi. Sonrasinda gelisen A ve B gruplarinin gecmisi ancak 15 bin - 25 bin yil oncesine uzaniyor. AB grubu ise cok yenidir. O grubu avci, A grubu ciftci, B grubu gocebe ve AB grubu ise modern olarak degerlendiriliyor.&lt;br /&gt;Kan gruplarina gore kisilik tahlili&lt;br /&gt;O grubu      :      Kendine guvenen, cesaret&lt;br /&gt;A grubu      :      Sinirli ve hassas&lt;br /&gt;B grubu      :      Uyumlu &lt;br /&gt;AB grubu    :      En cekici ve ilginc&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En cesur ve guclu "O" grubu:&lt;br /&gt;Bu kan grubu tasiyan herkes gucu, dayanikliligi, kendine guveni, cesareti, sezgiyi ve Allah vergisi bir iyimserligi genetik hafizalarinda tasirlar. Melodik mizac ozelligine sahiptirler. Bunlar yasamin tadini en iyi cikaran, dunya nimetlerinden en genis bicimde yararlanan kisilerdir. Hayati bir melodi gibi yasar ve kavrarlar. Icinde bulunduklari ortama cok iyi uyum gosterirler. Tum insanlarla ve butun varliklarla anlasirlar. Onlara ters dusmeden, olumlu iliskiler kurmayi basararak yasarlar. Bu engin uyum duzeni icinde, onlerine sunulan olanaklardan rahatlikla yararlanirlar. Amacladiklari sonuca, buyuk ugraslara kalkismadan, kolayca ulasirlar. Onlarin bu basarilarindaki en buyuk etken, dis dunyayla sudaki hidrojenle oksijen gibi uyumlu olmalaridir.&lt;br /&gt;Modaya, havaya, zamana hemen uyuverirler. Herhangi birine cok degisik ve ters gelebilecek bir ortam dusunelim. Onlar bu ortam icinde dagilip sasrimaz, urkup sinmez, bir koseye cekilip donup kalmazlar.&lt;br /&gt;Hemen uyum gosterirler. Sivri ve uc dusunceleri, ayri fikirleri ve egilimleri yoktur. Saglikli bir bunye ve iyimserlikle desteklenmis liderlik ozellikleri (guc, etki- guvenilirlik) ve basari icin&lt;br /&gt;gerekli guduler size kalan O grubu mirasidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En paylasimci "A" grubu&lt;br /&gt;Kalabalik insan topluluklari ve yerlesik ama daha kirsal yasam gerilimleri bas edebilmek uzere ortaya cikmistir. Psikolojik ozelliklerin bazilar kalabalik insan topluluklari ve yerlesik ama daha&lt;br /&gt;kirsal yasam gerilimleri bas edebilmek uzere ortaya cikmistir. Psikolojik ozelliklerinin bazilar, kalabalik cevresel kitlelerin ihtiyaclarina katlanabilmekle gelisir. Uyumlu mizac ozelligine&lt;br /&gt;sahiptirler. Bu grup icinde yer alanlar, duyan, hisseden, surekli olarak arastiran, cevrelerindeki kisiler ile baglanti ve uyum saglamaya calisan kisilerdir. Dis dunyadaki tum degisikliklere karsi duyarlidirlar. Ancak asiri duyarliliklari, cevrelerinde buyuk uyum guclugune dustuklerinde onlarin geriye dogru kacmalarina ve iclerine kapanmalarina neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyumlular, icinde bulunduklari toplumun en ilgi cekici ve en renkli varliklaridir. Ancak dayanma ve uyum saglama yeteneklerinin yetersiz kaldigi ortam ve kosullarda cozulurler. Acinacak, zavalli insanlar olurlar. Buyuk bir olasilikla, bu olusumun icindeki bireyde olmasi gereken en onemli ozellik, paylasimci yapidir. Ilk A'lar, karmasik bir hayatin meydan okumalarina karsi duyarlidir, kurnaz, istekli ve akilli olmak zorundaydilar. Ancak butun bu niteliklerin tek bir yapida toplanmasi gerekiyordu. Belki de bu bugun bile A'larin daha gerilimli bir yapiya sahip olmalarinin bir nedenidir.&lt;br /&gt;Sikintilarini iclerine atarlar. Fakat patladiklarinda da dikkatli olmalisiniz. O gruplarinin cok basarili oldugu gerilimli ve sikisik liderlik pozisyonlarina A'lar pek uygun degildir. Bu onlarin lider olmayacaklari anlamina gelmiyor. Ama icgudusel olarak, cikar gozeten liderligi istemezler. A grubunda diger druplardan daha az grip goruldugu bilinmektedir. Ayrica viruslerin etkisi, AB grubunda da diger gruplara gore daha azdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uyumlu "B "grubu&lt;br /&gt;Irkların karışması, yeni topraklar ve yabancı iklimlerle karşı karşıya kalan ilk B gruplarının yaşamlarını sürdürebilmek için uyumlu ve yaratıcı olmaları gerekiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B grupları yerleşik A grupları kadar düzenli ve uyumlu bir konfora gereksinim duymazken O grularından da daha az kararlılık sahibidirler. Bu özellikler B gruplarının her hücresinde mevcuttur. Biyolojik olarak B gruplar diğer gruplardan daha uyumludur. Ritimli mizaç özelliğine sahiptir. Davranışlarında akılcı, sistemli, düzenli ve iradelidir. Başkalarının tepki ve eğilimlerini dikkate almaksızın, kendi düşünce ve kararları doğrultusunda ilerler. Onu bir demiryolu üzerinde giden, önüne çıkan engelleri ezen veya birlikte sürükleyen bir lokamotife benzetebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrelerine egemen olmak ve yönetmek isterler. Gözüpek, inatçı, otoriter ve serttirler. Mantık ve irade, onlarda daima duygulardan daha önce gelir. Bu mizaca sahip bulunanların tipi, asker, uzman ve danışmandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok yönüyle B grupları bütün olası seçeneklerin en iyisine sahiptirler. A gruplarının zihinsel ve duygusal olarak uyarılmış edimlerinin yanı sıra O gruplarının saldırgan ve keskin fiziksel&lt;br /&gt;tepkilerine ait öğeleri de içlerinde barındırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B gruplarının farklı kişiliklerle daha kolay ilişkiye girebilmelerinin nedeni, genetik doğaları gereği daha uyumlu olmalarındandı r. Çünkü kendilerini rekabet ve savaşlara karşı daha az eğilimli hissederler. Onlar diğerlerinin bakış açısından da bakabilirler. Empati yetenekleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çekicisi "AB" grubu Bu grup sinirli ve hassas A´larla dengeli B´lerin birleşmesiyle oluşmuştur. Sonuç ise tinsel, yaşamın özellikle sonuçlarının pek farkında olmadıkları bir takım etkenlerini kucaklayan, biraz parça parça bir karakterdir. Kompleks mizaç özelliği gösterirler. diğer üç mizacın tüm özelliklerini, karmaşık ve karışık bir biçimde bu kümede yer alan kişilerde görülür. Bu üç özellik, farklı yoğunluklarla bir arada bulununca, kişi birbiriyle uyuşmaz eğilimlerin elinde adeta oyuncak olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyleleri, dengeleri için gerekli olan dinamik bir düzenleme, güçlü bir irade ve iyi bir disiplinle karşılaşana değin, çelişen, karmaşık duygu, düşünce ve eğilimlerin elinde bocalayan, kaprisli, kararsız ve tutarsız bir kişi olur çıkarlar. Bununla birlikte çevrelerine önem vermeleri, sosyal tutum ve yargıları önemsemeleri, mantıklı düşünme yetisine sahip olmaları gibi olumlu yönleri onları başarıya ulaştırabilir. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez onlar detaylarla uğraşıp kendilerini yormazlar. AB grubu, kan grupları arasında en çekici ve en ilginç olanıdır. Ama onların doğal karizması ardında hep kırık kalpler bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan grupları arasında AB çok ender görülür.A grubuyla B grubunun karışmasından meydana gelen bu kan grubuna dünya nüfusunun ancak %5 ´i dahildir.Ve de bu grup,kan gruplarının en yenisidir. Bundan 10-12 yüzyıl öncesine kadar böyle bir kan grubu yoktu.Doğudaki istilacı güçlerin batıdaki ülkeleri ele geçirmeleri üzerine farklı uluslar birbirlerine karıştılar. Doğuyla batı uygarlığının karışması sonucunda AB kan grubu ortaya çıktı. M.S. 900 yıllarından itibaren AB kan grubu oluştu. A ve B gruplarındaki Avrupalılar´ın evlilik yoluyla bir araya gelmedikleri kesindi. Ancak doğudan batıya akın başladıktan sonra farklı kan grupları birleşebildi.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;Kan uyuşmazlığı adından da anlaşılacağı üzere anne ve babanın kan grupları arasında uygunsuzluk olmasıdır. İnsan kan grupları A, B, AB, ve O olarak 4 türdür. Bunun yanı sıra D faktörü adı verilen Rh faktörü de pozitif ya da negatif olabilir. Anne karnındaki bebeğin uyuşmazlıktan etkilenebilmesi için bebeğin kan grubu ile anneninkinin uyumsuz olması, bebeğin kanının anne kanı ile temas etmesi, ve annenin bağışıklık sisteminin bu duruma cevap olarak antikor üretmesi gerekir. En sık rastlanılan uygunsuzluk Rh uygunsuzluğudur. Bu durumda baba Rh(+) iken anne Rh(-)dir. Eğer bebek de Rh (+) olursa bebeğin kanındaki bu Rh faktörü anne kanına geçer ve annenin bağışıklık sitemi Rh faktörünü ortadan kaldırmak için antikor adı verilen maddeler üretir. Bu nedenle ilk bebek durumdan etkilenmez. Rh uygunsuzluğundan sadece Baba pozitif anne negatif iken söz edilebilir. Baba negatif anne pozitif ise uyuşmazlık önemli değildir.&lt;br /&gt;Rh uygunsuzluğu varlığında (anne (-) baba (+)) eğer bebek de pozitif ise doğum esnasında anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına Rh faktörü geçer. Anne buna anti Rh üreterek cevap verir. Bir sonraki bebek eğer Rh (+) olur ise anne kanındaki bu anti Rh lar bebeğe geçer ve bebeğin kanında çökelmelere neden olur. Bazı durumlarda anne ve bebek kanı doğumdan önce de temas edebilir. Bu durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Amniyosentez&lt;br /&gt;* Düşük&lt;br /&gt;* Gebelik sırasında fazla miktarda kanamalardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen Rh(-) bir kadına hata ile Rh(+) kan verilebilir. Bu durumda ortada gebelik yokken bile kadının kanında anti-Rh antikorlar bulunabilir ve ilk bebek uygunsuzluktan etkilenebilir.&lt;br /&gt;Belirtiler&lt;br /&gt;Kan uyuşmazığında eğer bebek etkilenmiş işe anneden geçen anti-Rh lar bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına ve çökelmesine neden olur. Bu durumda bebekte kansızlık yani anemi görülür. Buna bağlı olarak ultrasonda bebekte hidrops adı verilen durum tespit edilir. Bebekteki anemi sonucu kalp yetmezliği ve vücut boşuklarında biriken sıvı hidrops tablosunun nedenidir. Hastalığın şiddetine ve yok edilen kan hücrelerinin miktarına bağğlı olarak bebekte anne karnında ölüm de dahil olmak üzere her türlü distres belirtisi görülür.&lt;br /&gt;Teşhis&lt;br /&gt;Kan uyuşmazlığının teşhisi için hem anne hem de baba adayının kan grubunun bilinmesi önemlidir. Eğer anne Rh (+) ise babanın kan grubu önemini yitirir. Gebelik takibi esnasında annenin kanında normalde olmaması gereken anti-Rh aranır. Bu teste indirek coombs adı verilir. Doğum sonrası bebekte anneden geçen antikorların aranmasına ise direk coombs testi adı verilir. Bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmediğini anlamak için ayrıca kordosentez de yapılabilir.&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Kan uyuşmazlığında amaç annenin Rh pozitiflere karşı antikor oluşturmasını engellemektir. Bu nedenle kan grubu Rh(-) eşi Rh (+) olan gebelere 28. haftada anti-D iğnesi yapılmalıdır. Bu ilaçlara halk arasında uyuşmazlık iğnesi adı verilir. Doğumdan sonra bebeğin kan grubu pozitif ise ilk 72 saat içinde yeniden anti-D yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Benzer şekilde düşük, dış gebelik, kürtaj gibi durumlarda da müdahaleden hemen sonra anti-D yapılmalıdır. Tanısal amaçlı girişimler olan amniyosentez, kordosentez, CVS gibi işlemleri takiben anti-D yapılması gebeliğin sağlıklı devamı açısından son derece önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;İnsanlarda kan gruplarının sağlık ve hastalıklarla ilişkileri üzerinde uzun yıllar yapılan çalışmalarda, kişilerin kan gruplarının, beslenmelerinde kilo vermelerine veya almalarına neden olduğu tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, beslenerek de zayıflamanın mümkün olduğunu, bunun için de kan grubuna göre Diyet yapılmasını tavsiye ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, kan gruplarına göre yapılacak diyet hakkında şu bilgileri veriyor:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;0 Grubu Diyeti Nasıl Olmalı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;Diyet 0: 0 grubu diyetin başarılı olabilmesi için yağsız ve kimyasal madde içermeyen (dondurulmamış) kırmızı et, beyaz et ve balık yemelisiniz. 0 grubundakiler süt ve sütlü besinlere, diğer gruplardakiler kadar kolay alışamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahıl ürünleri, ekmek ve taneli sebzeleri mümkün olduğu kadar az tüketirseniz kilo verebilirsiniz. Buğdayda bulunan gluten maddesi, 0 grubuna dahil kişilerin kilo vermelerini engeller. Bu nedenle buğday unundan yapılmış yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 kan grubundaki kişilerin metabolizmaları düşük hızda çalışıyor olabilir. Tiroid hormonu üretmekten başka bir görevi olmayan iyodun yeterli miktarda olmaması, 0 grubundaki kişilerin yediklerini yakmalarını zorlaştırıyor. İşte bu nedenle 0 kan grubuna dahil olanların bol bol deniz ürünleri, iyotlu tuz, karaciğer, kırmızı et, ıspanak ve brokoli ile beslenmeleri öneriliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt ve Yumurta Yok &lt;br /&gt;0 grubuna dahil kişilerin midelerindeki asit miktarı yüksek olduğu için eti kolayca sindirirler . Fakat midenizde fazla asitlenme olmasını önlemek için et proteini tüketimini, sebze ve meyve yiyerek dengelemelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 grubuna dahil olanlar, süt ürünlerinden ve yumurtadan uzak durmalılar. Onların metabolizmaları ağır çalışır ve sütlü besinlerin de metabolizmayı yavaşlattığı biliniyor. Süt ve sütlü besinler, vücudun kalsiyum ihtiyacını giderirler. Vücudunuzda kalsiyum eksikliği olmaması için çeşitli haplarla kalsiyum ihtiyacınızı gidermelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 kan grubuna dahil olanlar için sıvı yağlar tavsiye ediliyor. Sıvı yağlar, özellikle zeytinyağı önemli bir besin kaynağıdır. Mono doymamış yağları, özellikle zeytinyağını tercih ederseniz, kalp ve damar sağlığını da korumuş olursunuz. Bu yağın kandaki kolesterol miktarını da azalttığı biliniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;A Grubu Diyeti Nasıl Olmalı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet A: Günümüzde giderek yaygınlaşan 'ayaküstü atıştırma' uygulamasının A grubuna dahil kişiler için yararlı bir beslenme şekli olmadığı kesin. Aslında bu tür beslenme alışkanlığı herkes için sakıncalı ama özellikle A grubu insanının böyle uygulamalardan kaçınması gerek. Bu alışkanlıktan vazgeçip soya proteinleri ve tahıl ürünleri ve sebzelere ağırlık vermeliler. A grubuna dahil olanlar olanakları elverdiğince doğal besinlerle beslenmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A grubu için hazırlanan diyeti uygulamak kilo vermeyi sağlar. Metabolizma açısından A grubu, 0 grubunun tam tersidir. A grubundaki kişiler kırmızı et yedikleri zaman ağırlık hissederler, enerji kaybına uğrarlar. Ama proteinli besinler ve sebzeler bu kişilere enerji verir, daha canlı olmalarını sağlar. 0 grubundakiler için et, vücuda enerji veren bir yakıttır. A grubundakiler ise eti yağ olarak vücutlarında depolarlar. A grubundakilerde mide asidi miktarı çok azdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A grubundakilerin sütlü besinleri sindirmeleri de zor olur. Bunlar ensülin reaksiyonunu artırdıkları için metabolizmada yavaşlama görülür. Dahası sütlü besinlerde doymuş yağ oranı çok yüksektir. Bu özellik de şişmanlığa ve diyabet hastalığına zemin hazırlar. Bu nedenle A grubundakiler sütlü besinleri yemek listelerine dahil etmemeliler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A grubundakiler, sağlıklı bir şekilde kilo verebilmek için Mümkün olduğu kadar az et tüketsin. Et yerine haftada iki üç kez balık yiyin. Et yediğiniz zaman yağsız olmasına dikkat edin. Balık yerine tavuk eti de yiyebilirsiniz. Et yemekleri haşlama ya da fırında pişirilsin. Salam, sosis ve kavurma gibi türlerden uzak durulmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A grubundakiler aşırıya kaçmamak koşuluyla haftada üç dört kez deniz ürünleriyle beslenebilirler. Fırında pişirilmiş, ızgara ya da haşlanmış deniz ürünleri zarar vermez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Meyve ve Sebze&lt;br /&gt;A grubu için hazırlanan diyetlerde, sebzeler birinci sırada yer alıyor. Vücudun mineral, enzim ve antioksidan ihtiyacının giderilmesi için sebze çeşitlerine ağırlık verilmeli. Sebzelerin mümkün olduğunca doğal durumda olmalarına özen gösterilmeli (çiğ ya da buharda pişirilmiş.) A grubundakilerin sebze ağırlıklı yemek listelerinde biber, domates, patates ve lahana yer almamalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A grubundakiler için çok yararlı olan sebzeler arasında havuç, balkabağı, ve ıspanağı sayabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarmısak sofradan hiç eksik edilmemeli. Doğal bir antibiyotik olan sarmısak, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kan için de yararlıdır. Sarmısak her kan grubu için yararlıdır, fakat en fazla yarar sağlayan kan grubu A'dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde üç öğün meyve yenmeli. Erik ve vişne gibi meyveler yenilmeli. Tropikal bölgelerde yetiştirilen meyvelerin hiçbiri A grubuna dahil olan kişilere tavsiye edilmiyor. Narenciye türü meyveler de A grubu için zararlı olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;B Grubu Diyeti Nasıl Olmalı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet B: B Grubundakiler, kendileri için uygun olan beslenme düzenini eksiksiz uyguladıkları takdirde uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler. B Grubunun diyeti değişik türlerde yiyecekleri kapsar. Hayvansal gıdalarla sebzeler arasında tam bir denge kurulur. B grubu, A ile 0 grupları arasında denge kurar. B grubundakiler için mısır, buğday, mercimek, fındık ve susam kilo aldıran besinlerdir. Bu yiyecekler, kişilerde yorgunluk, vücudun su tutması ve kan şekerinde düşüklük gibi sorunlar yaratır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle yemeklerden sonra kan şekerinin düşmesinden yakınanlar, azar azar ve çok sık beslenmeleri gerektiğine hükmederler. Oysa önemli olan öğünlerin sıklığı değil seçilen yiyeceklerdir. B grubundakilerde kan şekerinin düşmesi sık görülen bir olaydır. Saydığımız yiyeceklerden uzak durulması, bu sorunun B grubundakiler için bir tehlike olmaktan çıkmasını sağlayabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay Kilo Verirler&lt;br /&gt;Kısa aralarla yemek yemeyi alışkanlık haline getirenler, çok kısa bir süre sonra sık sık acıkmaya başlarlar. Kilo vermeye çalışanlar için bu hiç de olumlu bir gelişme değil. edikleri zaman ağırlık hiKan grubu B olanların kilo vermekte pek de zorlanmadıkları biliniyor. 0 grubundakiler tiroid problemleri yüzünden kilo vermekte zorlanırlar. oysa B grubundakilerin böyle bir sorunları yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırıya kaçmamak koşuluyla sütlü besinlerden de yararlanabilirler. B grubundakilerin vücut sistemlerinde stres yorgunluk ve kırmızı et arasında bir bağ olduğu belirtiliyor. B grubundaki atalarınız, kırmızı et yerine değişik et türlerini tercih etmişlerdi. Eğer bağışıklık sisteminizde sorun varsa, kuzu eti ya da tavşan eti yememelisiniz. Dana ve hindi etini tercih etmelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B grubuna dahil olanlar piliç etinden uzak durmalıdırlar. Günümüzde böyle bir uygulamayı kabullenmek gerçekten çok zor. Tavuk eti yerine hindi eti tercih edilmeli. Çünkü piliç etinde bulunan bazı maddeler, B grubuna zarar verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin denizlerde yaşayan balıklar da B grubu için yararlıdır. Fakat ıstakoz, karides, kalamar ve midye gibi deniz ürünlerinden uzak durulmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan grupları arasında sütlü besinlerden yarar sağlayan tek grup B'dir. Sütlü besinlere tepki gösteriyorsanız, soya ürünleriyle sütlü besin ihtiyacınızı giderebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sindirim sisteminizin düzenli çalışabilmesi için zeytinyağını mutfağınızdan eksik etmemelisiniz. Gün aşırı bir yemek kaşığı zeytinyağı tüketmelisiniz. Susam yağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı B grubundakilerin sindirim sistemi için zararlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebzelerin hemen hepsi B grubu için yararlıdır. Günde dört beş öğün haşlanmış sebze yiyebilirsiniz. B grubunun uzak durması gereken sebzelerin sayısı çok azdır. Domatesten uzak durulmalı. Zeytinyağı çok yararlı olduğu halde, tane zeytin sindirim sistemine zarar verebilir. Ama diğer kan gruplarına kıyasla çok daha zengin bir sebze çeşidinden yararlanabilirsiniz. Yeşil yapraklı sebzeler sizin için bire birdir. Ayrıca patates, lahana, ve mantarı da çekinmeden yiyebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;AB Grubu Diyeti Nasıl Olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Diyet AB: AB grubundaysanız, yiyeceklerinizi seçerken çok dikkatli davranmalısınız. A ve B gruplarının beslenme düzenlerini dikkatle incelemek gerekir. A ve B gruplarına uygun olmayan yiyeceklerin çoğu AB grubu için de sakıncalıdır. Ancak diğer kan gruplarına tavsiye edilmeyen domates AB grubundakilere öneriliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo alma konusunda AB grubundakiler A ve B gruplarındaki genlerin özelliklerini taşıyabilirler. Bu da zaman zaman problem yaratır. Örneğin A grubundakiler gibi mide asidinizin miktarı az olabilir. B grubundakiler gibi et yemeye kalkıştığınız zaman sindirim sorunuyla karşılaşırsınız. Yediğiniz et, vücudunuzda yağ olarak depolanabilir. Eğer kilo vermek istiyorsanız, et yemekten &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Century Gothic;"&gt;&lt;b&gt;kaçınmalısınız. Et yerken de yanında mutlaka sebze bulundurmalısınız ve de etin miktarının çok az olmasına dikkat etmelisiniz. Deniz ürünleri, süt ürünleri ve taze sebze kilo vermenize yardımcı olur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla hayvansal protein almanız sindirim sisteminizi zorlar. Tıpkı A grubundakilerde olduğu gibi sizin de mide asidiniz yeterli değildir. İşte bu yüzden azar azar ve sık sık yemek yemelisiniz. Kuzu, koyun, tavşan ve hindi eti yiyebilirsiniz. Dana ve sığır etlerinden uzak durmalısınız. Tavuk ve piliç eti yerine hindi etini tercih etmelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sütlü besinler konusunda, B grubundakilerin alışkanlıklarına ağırlık verebilirsiniz. Yoğurt, kefir ve yağı alınmış krema sizin için uy edikleri zaman ağırlık higundur. Yumurta yerken iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı yerseniz, kolesterolünüzün artmasını önlersiniz buna karşılık vücudunuzun protein ihtiyacını gidermiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2895583667900732916?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2895583667900732916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kan-gruplari-hakkinda-bilgi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2895583667900732916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2895583667900732916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2010/02/kan-gruplari-hakkinda-bilgi.html' title='Kan Gruplari Hakkinda Bilgi'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1568939188631403235</id><published>2009-11-24T11:48:00.001-08:00</published><updated>2009-11-24T11:48:15.244-08:00</updated><title type='text'>Açıkta Satılan Gıdaların Zararları Nelerdir? Açıkta satılan ekmekleri almayın.</title><content type='html'>Türkiye Fırıncılar Federasyonu Genel Başkanı Halil İbrahim Balcı, domuz gribine karşı, ekmeği elleyerek seçme imkanı sunan yerlerden ekmek alınmaması önerisinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;Halil İbrahim Balcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, un ve ekmekte kullanılan katkı maddeleriyle ilgili bazı olumsuz söylentilerin bulunduğunu anımsattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Un ve ekmekteki katkı maddelerinin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın izniyle, belirlenen oranlarda kullanıldığını belirten Balcı, yönetmelikler çerçevesinde üretilen herhangi bir ekmek türü tüketmenin, halk sağlığı açısından tehlikesinin bulunmadığını dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balcı, değişik ekmek türlerinin üretildiğine işaret ederek, ''Vatandaşımız, damak tadı hangisini arzuluyorsa onu yesin. Ekmek türleri arasında besleyicilik açısından bir fark olduğunu söylemek mümkün değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarımız, damak tatlarına göre her türlü ekmeği gönül rahatlığıyla tüketebilirler'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk sağlığı açısından domuz gribine karşı ekmek alırken bazı noktalara dikkat edilmesini öneren Balcı, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Halkımızın, salgın hastalığın kol gezdiği şu günlerde, özellikle dışarıda bulunan ekmek dolaplarındaki ekmekleri tüketmemeleri gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler fırınlarımızda her ne kadar hijyenik ortamda ekmek üretir olursak olalım, dışarıda insanlarımızın kolaylıkla elleyebildiği yerlerdeki ekmekleri alacak olursak, bulaşıcı hastalıklar daha da tehlike arz edecektir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balcı, konuyla ilgili duyarlı olunması çağrısında bulunarak, ''Özelikle marketlerden ekmek alırken vatandaşlarımızın kolaylıkla birçok ekmeği ellediği dolaplardan ekmek almamalarını öneriyoruz'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun, bakkal veya marketlerde satılan ekmeğin tüketilmemesi anlamına gelmediğini belirten Balcı, tüketiciyi mağdur, halk sağlığını tehdit etmeyecek şekilde satış yapan bakkal ve marketlerden ekmek alınabileceğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;Haber7.Com&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1568939188631403235?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1568939188631403235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/ackta-satlan-gdalarn-zararlar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1568939188631403235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1568939188631403235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/ackta-satlan-gdalarn-zararlar-nelerdir.html' title='Açıkta Satılan Gıdaların Zararları Nelerdir? Açıkta satılan ekmekleri almayın.'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6261366425166465443</id><published>2009-11-24T11:47:00.001-08:00</published><updated>2009-11-24T11:47:17.057-08:00</updated><title type='text'>Kurban Pazarlarında Tokalaşmanın Zararları Nelerdir? Kurban Pazarında Tokalaşmayın !</title><content type='html'>Kurban Bayramı'na sayılı günler kala hayvan pazarlarında hareketliliğin arttığı bu dönemde, kurbanlık pazarlıklarının domuz gribi riskine karşı tokalaşmadan yapılması gerektiği konusunda uyarılıyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;Bursa Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Sinan Sağlam, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kurban Bayramı'na birkaç gün kaldığını ve hayvan pazarlarındaki hareketliliğin bu dönemde en üst seviyeye çıktığını söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazarlarda temizliğin istenilen düzeyde sağlanamadığını ifade eden Sağlam, bu nedenle domuz gribi hastalığının yayılma riskinin oldukça yüksek olduğunu anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satıcıların ve vatandaşların bu salgın hastalığa karşı dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Sağlam, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Domuz gribi hızla yayılıyor. Bu hastalığa yol açan virüsün temizlenmeyen yerlerde yayılması daha hızlı oluyor. Hayvan pazarları bu açıdan potansiyel risk durumunda. Satıcı ve alıcıların dikkat etmesi gereken en önemli konu tokalaşmamalarıdır. Bizim kültürümüzde, kurbanlık alırken sadece alıcı ve satıcı değil çevresindeki birkaç kişi daha el ele veriyor ve pazarlık yapılıyor. Bu durumda bir kişinin elindeki virüs aynı anda birkaç kişiye geçebiliyor. Hemen el yıkanamayacağı için virüs hızla yayılabiliyor. Bu yüzden pazarlıkların tokalaşmadan, el ele vermeden yapılmasını öneriyoruz. Sağlık Bakanlığı bile tokalaşma ve sarılmanın kış aylarında yapılmamasını istedi.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''PAZAR GİRİŞ VE ÇIKIŞLARINA TEMİZLİK MALZEMELERİ KONULMALI''-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlam, pazarlarda para alışverişinin de fazla olacağını belirterek, ''Paraların elden ele geçmesi de riskli. Paralar da virüs taşıdığı için alışverişten sonra eller mutlaka yıkanmalı'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satıcıların da kendi alanları içinde sürekli ellerini yıkayabilecekleri bir düzenek kurmalarının önem taşıdığını anlatan Sağlam, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Aslında en kritik halka satıcılar. Birçok kişiyle tokalaşıyorlar, para alıp veriyorlar. Bu yüzden ellerini düzenli olarak yıkamaları gerekiyor. Ayrıca yerel idarelerin pazarlarda tedbir almaları büyük önem taşıyor. Giriş ve çıkışlarda, herkesin ulaşabileceği noktalarda temizlik malzemelerinin vatandaşların kullanımına sunulması gerekiyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6261366425166465443?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6261366425166465443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/kurban-pazarlarnda-tokalasmann-zararlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6261366425166465443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6261366425166465443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/kurban-pazarlarnda-tokalasmann-zararlar.html' title='Kurban Pazarlarında Tokalaşmanın Zararları Nelerdir? Kurban Pazarında Tokalaşmayın !'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1920667645160612591</id><published>2009-11-23T06:10:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T06:10:21.052-08:00</updated><title type='text'>Uzun Yaşamın Sırrı: Merdiven Çıkıp İnmek</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_5208654" style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Uzun Yaşamın Sırrı: Merdiven Çıkıp İnmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Asansör kullanmak yerine merdiven çıkıp inmek hayat kurtarabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LONDRA - İsveçli bilim adamları&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; vücutlarındaki yağ oranı ve kan basıncının da düşük olduğunu belirledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenevre Üniversitesi uzmanlarına göre bu yolla zamansız ölümlerin yüzde 15’inin önüne geçilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz profesör Adam Timmis&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; faydalarının açık şekilde görüldüğüne dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmanın sonuçları&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; Avrupa Kardiyoloji Birliği’nin toplantısında açıklandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69 katılımcının&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; günde 10 kattan fazlasını yürüyerek çıkmadıkları ve genellikle hareketsiz oldukları belirtiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 hafta süren araştırmada&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; işteyken asansör yerine merdiven kullanmaları istenmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süre zarfında deneklerin inip çıktıkları kat sayısı&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; günde ortalama 5’ten 23’e çıkmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ayın sonunda yapılan testlerde&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; kan basınçları ve kolesterol değerlerinin çok daha iyi olduğu anlaşılmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kilolarının&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; vücutlarındaki yağ oranı ve bel çevresi genişliğinin de düştüğü saptanmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümü beraber hesaplandığında&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.sagliksal.net/images/smilies/smilie1.gif" /&gt; bu yöntemin uygulanmasıyla erken yaşta ölüm riskinin yüzde 15 azaldığını ortaya koyuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar bulguların şimdi daha uzun vadeli ve kapsamlı deneylerle doğrulanmasını hedefliyorlar.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1920667645160612591?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1920667645160612591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/uzun-yasamn-srr-merdiven-ckp-inmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1920667645160612591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1920667645160612591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/uzun-yasamn-srr-merdiven-ckp-inmek.html' title='Uzun Yaşamın Sırrı: Merdiven Çıkıp İnmek'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4442134491312102126</id><published>2009-11-23T06:09:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T06:09:24.146-08:00</updated><title type='text'>Sarımsağın Faydaları Nelerdir?</title><content type='html'>FAYDALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Ölümlere sebep olan atardamar kireçlenmesine iyi gelir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Yara ve çıbanları iyileştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3)Krampları yok eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4)Akciğeri,karaciğeri,Safra kesesini ve kalbi kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5)Bağırsak kurtlarını, diğer parazitleri öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6)Mide ve bağırsakları dezenfekte eder. Zararlı bakterileri yok eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7)organizmanın içinde bulunan kireçli ve yağlı birikintileri temizler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8)Nezleyi yok eder, nefes borusu rahatsızlıklarına,bronşite çok iyi gelir. Veremliler bilhassa sarımsak yemeleri tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9)Tansiyonu düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10)Ateşi düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11)Bağırsak gazlarını ortadan kaldırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12)Grip mikrobunu öldürerek vücudu bu hastalığa karşı korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13)İdrar yollarında taş oluşumunu engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14)Kalp adalelerini güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15)Kalbi besleyen kroner damarları genişletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16)Cinsel gücü arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17)İdrar söktürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18)Vücudu sivrisinek ve haşerelerden korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19)Safra salgısının salınımını arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20)Kabızlığı önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21)saç dökülmesini yavaşlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22)Sesi güzelleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23)dişleri sağlamlaştırır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24)karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasına yardımcı olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25)kolestrolü ayarlar. alyuvarları korur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26)tümörlerin oluşmasını engeller&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4442134491312102126?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4442134491312102126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sarmsagn-faydalar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4442134491312102126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4442134491312102126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sarmsagn-faydalar-nelerdir.html' title='Sarımsağın Faydaları Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-3664053063269000117</id><published>2009-11-23T06:08:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T06:08:38.560-08:00</updated><title type='text'>Patatesin Faydaları Nelerdir? Patatesin Faydaları</title><content type='html'>&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.yuksektopuklar.net/images/stories/saglik/potato.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Patatesin Faydaları&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;&lt;i&gt;Türk Mutfağı’na oldukça geç katılan ama kendine sağlam bir yer edinen patatesin faydalarını biliyor musunuz?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;Patatesin yaklaşık yüzde 20'si karbonhidrat ve kalori değeri oldukça düşüktür.&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;&lt;i&gt;Bol B vitaminleri, C vitamini, protein, kalsiyum, demir ve fazla miktarda potasyum içerir.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;&lt;i&gt;Orta boy bir patates,günlükC vitamini miktarının 1/3'ünü temin eder.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;&lt;i&gt;Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsakları, böbrekleri ve kanı temizler, kabızlığı önler.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;&lt;i&gt;Kansere karşı korur ve yorgunluğa karşı birebirdir.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva;"&gt;&lt;i&gt;Ayrıca midenin en yakın dostudur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-3664053063269000117?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/3664053063269000117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/patatesin-faydalar-nelerdir-patatesin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3664053063269000117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3664053063269000117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/patatesin-faydalar-nelerdir-patatesin.html' title='Patatesin Faydaları Nelerdir? Patatesin Faydaları'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-3320325499620410331</id><published>2009-11-23T06:04:00.002-08:00</published><updated>2009-11-23T06:04:53.908-08:00</updated><title type='text'>Bacak damar tıkanıklığına karşı yapılması gerekenler nelerdir?</title><content type='html'>Bacaklara giden damarların ateroskleroza (damar sertliği) bağlı tıkanması sonucunda ortaya çıkan tabloya periferik arter hastalığı adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Periferik arter hastalığının görülme sıklığı % 12 civarında saptanmıştır. Hastalık kadın ve erkekte eşit oranda saptanır. Bu hastalık, kalp krizi ve beyin felci gibi diğer damar tıkanıklığı sonucunda oluşan hastalıklarla daha fazla beraber gözlenmektedir. Özellikle bacak damarlarında tıkanıklığı olanların kalp krizi veya diğer nedenlerden ölüm oranı 3-4 kat daha fazladır. Ağır tıkanıklıklarda yıllık ölüm oranı % 25'e kadar çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk faktörleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yaş: Hastalık 40 yaş ve üstü daha fazla gözlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sigara içimi: Özellikle 10 yılın üstünde ve günde 1 paket sigaradan fazla tüketen kişilerin hastalığa yakalanma oranı çok artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Şeker hastalığı: Şeker hastalığı olan kişilerde damar yapısında daha hızlı bozulma olduğu için tıkanma da daha hızlı gerçekleşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kan yağlarında yükseklik: Hastalardaki kan kolesterol seviyelerindeki yükseklik damar yapısını bozarak tıkanıklığı şeker hastalığı gibi hızlandırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hipertansiyon: Kan basıncı yüksekliği de damar sertliğine gidişi hızlandırarak tıkanıklığın oluşmasında rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık nasıl anlaşılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalarda ilk gözlenen bulgu bacak ağrısıdır. Bu ağrı yürürken artar, dinlenme ile azalır. Özellikle baldır bölgesinde şiddetli hissedilir. Hastaların bir kısmında kan akımındaki azalmaya bağlı olarak bacaklarda yaralar ve kangren gözlenir. Hastalığın şiddeti gittikçe atar ve sonunda 5 yıl içinde % 5 kadarının ayağı kesilmek zorunda kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara bırakılmalıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacak ağrısı ile karşılaşan ve 40 yaş üstü kişilerin özellikle yürümekle ağrıları artıyorsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekmektedir. Bu hastalara bacak damarlarının dopler ultrasonu yapılarak damar yapısında tıkanıklık düzeyleri saptanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacak damarlarında tıkanıklık saptanan bir kişinin en önemli korunma yolu sigaranın bırakılmasıdır. Sigaraya devam edilmesi halinde bacak kangreni kaçınılmazdır. Hastaların daha sonra yüksek olan kan kolesterol ve trigliserid oranları düşürülmelidir. Bu tedavi kişiyi kalp krizinden de koruyarak iki kat yarar sağlayacaktır. Şeker hastalığı olan ve şeker düzeyleri dengede olmayan hastaların derhal şeker takiplerinin yapılarak açlık şeker düzeylerinin indirilmesi sağlanmalıdır. Bu tipte hastalarda kan basıncında yükseklik saptandığı için kan basınçlarını da indirmek çok doğru bir davranış olacaktır. Tuz alımları da bu nedenle kısıtlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl tedavi edilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç, tıkanık damarın açılmasıdır. Hastada ani bir damar tıkanıklığı gelişmemişse tıbbi tedavi yöntemleri kullanılmalıdır. Hastalığın tıbbi tedavisinde ilk önce aspirin verilir. Yanında hastalara pıhtılaşmayı önleyici bir takım ilaçlar ve egzersiz tedavisi uygulanır. Son yıllarda damar genişleticiler ve bu bölgedeki oksijenlenmeyi düzenleyici ilaçlar kullanılmaya başlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak :dahiliye Uzmanı Dr. Soner Dileklen&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-3320325499620410331?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/3320325499620410331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bacak-damar-tkanklgna-kars-yaplmas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3320325499620410331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3320325499620410331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bacak-damar-tkanklgna-kars-yaplmas.html' title='Bacak damar tıkanıklığına karşı yapılması gerekenler nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2312474027982081976</id><published>2009-11-23T06:04:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T06:04:10.499-08:00</updated><title type='text'>Sivas'ın Doktor Balıkları</title><content type='html'>&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Türkiye’de (Sivas kenti Kangal ilcesine 15 km. uzaklıkta bir kaplıca) küçük doktor balıklar, insanlara yardım ediyor ve modern tıpta tedavisi olmayan sedef hastalığı ile diğer cilt hastalıklarından kurtarıyor. Balıklar, salgıladığı tükürük ile hastalıklı deriyi yalayarak tedavi ediyor. İşin ilginç tarafı 36 derece sıcaklıkta ve kaynak suyunda yasayabilen bu balıkların beslenmesi de bu şekilde. Aynı zamanda hasta kişi bu havuzlarda ölü derilerini kolayca dökerek kısa sürede iyileşiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2–10 cm arasında değişen bu doktor balıklara Gara Rufa (yağlı balık) deniyor. (Latince)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img193.imageshack.us/img193/3355/image001lc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="186" src="http://img193.imageshack.us/img193/3355/image001lc.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://img229.imageshack.us/img229/4849/image002cp.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://img229.imageshack.us/img229/4849/image002cp.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Doktor balıklar, hastanın ölü deri gevreğini yiyerek tedaviye başlıyor. Bu doğal zengin mineral kaynaklarında yaşayan balık türleri sedef hastalığı ve diğer cilt hastalıkları olan hastaların tedavisi için kullanılıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Michael Lisyak, 26 yaşında, sedef hastalığından tedavi oluyor ve tedavi öncesi ölü deriyi yumuşatmak dökmek için önce kaynak sulu havuzda yüzüyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Balık doktorlar, 62 yaşındaki alman hastası Gangora'nın vücudunu öpercesine bütün vücudu yalayarak ölü deriyi tedaviye başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu balıkların dişleri yoktur ve dudak hareketleri ile hastalıklı deriyi acıtmadan, tahriş etmeden kopartırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #ff8a00;"&gt;&lt;span style="font-family: Franklin Gothic Medium;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://img246.imageshack.us/img246/9440/image006ui.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://img246.imageshack.us/img246/9440/image006ui.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2312474027982081976?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2312474027982081976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sivasn-doktor-balklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2312474027982081976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2312474027982081976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sivasn-doktor-balklar.html' title='Sivas&apos;ın Doktor Balıkları'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6157323833535606838</id><published>2009-11-23T06:01:00.003-08:00</published><updated>2009-11-23T06:01:24.510-08:00</updated><title type='text'>Domuz Gribinden Koruyan Besinler Nelerdir ? Domuz Gribinden Koruyan Kürler Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Domuz gribinden doğal kürlerle korunmanın yollarını biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi yurt genelinde hızla yayılırken koruyucu önlemler de artıyor. temizliğin önemli olduğu kadar sağlığı koruyucu doğal kürler de korunmada büyük önem taşıyor. Doğal besinlerle nasıl korunacağımız konusunda Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu ile görüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribinden korunmanın yolları nelerdir?  &lt;br /&gt;Nilgün Yıldız yazıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip virüsü sürekli mutasyon geçirmektedir. Yani, genetik yapısını değiştirmektedir. Her yıl geliştirilen grip aşısı bir önceki yıla ait grip aşısından farklıdır. Genetik yapısını sürekli değiştiren grip virüsü zaman içerisinde kendine uygun (çoğalabileceği) farklı konaklar bulabilir. Zaman içerisinde değişen genetik yapılarından dolayı hayvanlara konak olarak yerleşebilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gripten korunmak için ne yapılmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların toplu halde bulundukları (otobüs terminalleri, hava alanları gibi ) ortamlarda uzun bekleme yapılmaması, kapalı mekan eğlence yerlerinde mümkün olduğu kadar tercih edilmemeli. El temizliğine özen gösterilmeli. Anti bakteriyel mendillerin grip virüsüne karşı bir koruyucu olmadığının bilinmesi; el temizliğinin mutlaka akar su altında sabunla yapılması gerekir. Yakın temastan kaçınılması (el sıkışmak, öpüşmek) gerekir. Karaciğer metabolizmasının ve bağırsak florasının sağlıklı çalışması gribe karşı savunmada önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribinden korunmak için ne yemeliyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C vitamini bakımından zengin sebze ve meyvelerin tercih edilmesi (narenciye, brokoli, trabzon hurması, turp, kuru soğan) yenilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulanması gereken koruyucu ve önleyici bitki kürleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yatmadan ve sabah evden çıkmadan adaçayı gargarası yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip sonrası hangi bitki türü iyi gelir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada 3-4 kez kabuk tarçın veya kök zencefil çayı tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılması sakıncalı olan şeyler nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemini zayıflatan ağır tatlılardan (baklava, kadayıf, şöbiyet, ekmek tatlısı) ve kızartmalardan (sebze ve et) uzak durulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gribe karşı yardımcı tedavi kürleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Maydanoz-limon kürü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Özellikle de soğan kürü güçlü bir önleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda 2 kür uygulamayınız. En etkili olan soğan kürüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydonoz-limon kürü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-16 adet maydanozu (gövde saplarıyla beraber) blendırın içerisine atınız. Üzerine taze sıkılmış iki yemek kaşığı limon suyu ilave ediniz. Yaklaşık 125 ml (yarım bardaktan biraz fazla) klorsuz su ilave ettikten sonra blendırı bir-iki dakika çalıştırınız. Blendır’daki içeriği bir bardağa boşaltınız ve sabah kahvaltısından 15 dakika önce içiniz. Her defasında taze hazırlanmalıdır. Bu kür, her sabah 15 gün buyunca uygulayınız ve beş gün ara veriniz. Beş gün aradan sonra aynı kür 15 gün boyunca tekrarlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğan kürü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynamakta olan bir buçuk su bardağı klorsuz suyun içerisine ince kabuğu soyulmuş orta boy bir kuru soğanı dörde bölüp atınız. Beş dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız. Ilıyınca içiniz. 15 gün boyunca aç karnına günde iki kez içiniz (öğleden evvel ve öğleden sonra)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her defasında taze hazırlanmalıdır. Kullanılacak olan kuru soğan, pazarlarda satılan açık kahverengi kabuklu yemeklik soğandandır. Özellikle bembeyaz soğan aramaya gerek yoktur. Beyaz, kırmızı ve mor soğan kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaçayı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir su bardağı kaynamakta olan klorsuz suda bir tatlı kaşığı taze adaçayı on dakika ağzı kapalı olarak kısık ateşte demlenir. Demleme süresi tamamlandıktan sonra bitki daha fazla suyunun içinde bekletilmez, mutlaka süzüp ayrılır. Günde iki-üç defa gargarası yapılır. Ayrıca, beraberinde bir ay boyunca her gün bir çay bardağı adaçayı içilir. Hazırlanan gargara 48 saat bozulmadan banyo dolabınızda durabilir.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6157323833535606838?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6157323833535606838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribinden-koruyan-besinler_7789.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6157323833535606838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6157323833535606838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribinden-koruyan-besinler_7789.html' title='Domuz Gribinden Koruyan Besinler Nelerdir ? Domuz Gribinden Koruyan Kürler Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-262710982847490210</id><published>2009-11-23T06:01:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T06:01:23.153-08:00</updated><title type='text'>Domuz Gribinden Koruyan Besinler Nelerdir ? Domuz Gribinden Koruyan Kürler Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Domuz gribinden doğal kürlerle korunmanın yollarını biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi yurt genelinde hızla yayılırken koruyucu önlemler de artıyor. temizliğin önemli olduğu kadar sağlığı koruyucu doğal kürler de korunmada büyük önem taşıyor. Doğal besinlerle nasıl korunacağımız konusunda Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu ile görüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribinden korunmanın yolları nelerdir?  &lt;br /&gt;Nilgün Yıldız yazıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip virüsü sürekli mutasyon geçirmektedir. Yani, genetik yapısını değiştirmektedir. Her yıl geliştirilen grip aşısı bir önceki yıla ait grip aşısından farklıdır. Genetik yapısını sürekli değiştiren grip virüsü zaman içerisinde kendine uygun (çoğalabileceği) farklı konaklar bulabilir. Zaman içerisinde değişen genetik yapılarından dolayı hayvanlara konak olarak yerleşebilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gripten korunmak için ne yapılmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların toplu halde bulundukları (otobüs terminalleri, hava alanları gibi ) ortamlarda uzun bekleme yapılmaması, kapalı mekan eğlence yerlerinde mümkün olduğu kadar tercih edilmemeli. El temizliğine özen gösterilmeli. Anti bakteriyel mendillerin grip virüsüne karşı bir koruyucu olmadığının bilinmesi; el temizliğinin mutlaka akar su altında sabunla yapılması gerekir. Yakın temastan kaçınılması (el sıkışmak, öpüşmek) gerekir. Karaciğer metabolizmasının ve bağırsak florasının sağlıklı çalışması gribe karşı savunmada önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribinden korunmak için ne yemeliyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C vitamini bakımından zengin sebze ve meyvelerin tercih edilmesi (narenciye, brokoli, trabzon hurması, turp, kuru soğan) yenilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulanması gereken koruyucu ve önleyici bitki kürleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yatmadan ve sabah evden çıkmadan adaçayı gargarası yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip sonrası hangi bitki türü iyi gelir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada 3-4 kez kabuk tarçın veya kök zencefil çayı tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılması sakıncalı olan şeyler nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemini zayıflatan ağır tatlılardan (baklava, kadayıf, şöbiyet, ekmek tatlısı) ve kızartmalardan (sebze ve et) uzak durulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gribe karşı yardımcı tedavi kürleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Maydanoz-limon kürü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Özellikle de soğan kürü güçlü bir önleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda 2 kür uygulamayınız. En etkili olan soğan kürüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydonoz-limon kürü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-16 adet maydanozu (gövde saplarıyla beraber) blendırın içerisine atınız. Üzerine taze sıkılmış iki yemek kaşığı limon suyu ilave ediniz. Yaklaşık 125 ml (yarım bardaktan biraz fazla) klorsuz su ilave ettikten sonra blendırı bir-iki dakika çalıştırınız. Blendır’daki içeriği bir bardağa boşaltınız ve sabah kahvaltısından 15 dakika önce içiniz. Her defasında taze hazırlanmalıdır. Bu kür, her sabah 15 gün buyunca uygulayınız ve beş gün ara veriniz. Beş gün aradan sonra aynı kür 15 gün boyunca tekrarlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğan kürü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynamakta olan bir buçuk su bardağı klorsuz suyun içerisine ince kabuğu soyulmuş orta boy bir kuru soğanı dörde bölüp atınız. Beş dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız. Ilıyınca içiniz. 15 gün boyunca aç karnına günde iki kez içiniz (öğleden evvel ve öğleden sonra)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her defasında taze hazırlanmalıdır. Kullanılacak olan kuru soğan, pazarlarda satılan açık kahverengi kabuklu yemeklik soğandandır. Özellikle bembeyaz soğan aramaya gerek yoktur. Beyaz, kırmızı ve mor soğan kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaçayı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir su bardağı kaynamakta olan klorsuz suda bir tatlı kaşığı taze adaçayı on dakika ağzı kapalı olarak kısık ateşte demlenir. Demleme süresi tamamlandıktan sonra bitki daha fazla suyunun içinde bekletilmez, mutlaka süzüp ayrılır. Günde iki-üç defa gargarası yapılır. Ayrıca, beraberinde bir ay boyunca her gün bir çay bardağı adaçayı içilir. Hazırlanan gargara 48 saat bozulmadan banyo dolabınızda durabilir.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-262710982847490210?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/262710982847490210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribinden-koruyan-besinler_23.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/262710982847490210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/262710982847490210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribinden-koruyan-besinler_23.html' title='Domuz Gribinden Koruyan Besinler Nelerdir ? Domuz Gribinden Koruyan Kürler Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-618408205126289425</id><published>2009-11-23T06:00:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T06:00:28.003-08:00</updated><title type='text'>Domuz Gribi aşısı ile İlgili Bilgiler . Domuz Gribi Aşısı Olunmalımıdır ? Domuz Gribi Aşısının Yan Etkileri Nelerdir?</title><content type='html'>İşte aşının yan etkileri&lt;br /&gt;Domuz Gribi aşısı yaptıracaklara, aşılar uygulanmadan önce bazı bilgilendirme formları dağıtılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu formlarda aşı yaptıracak kişilere aşının yan etkileriyle ilgili Sağlık Bakanlığı’nın uyarıları da bulunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMUZ GRİBİNDEN 10.ÖLÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİMLER AŞI OLMALI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAĞIŞIKLIK NASIL ARTTIRILIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de, İtalya'da üretilen "fosetria" adlı H1N1 aşısı uygulanmaya başlandı. Aşı olacaklara hastanelerde bilgilendirme formları da dağıtılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formlarda aşının kimlere yapılmayacağına ilişkin uyarılar var. Buna göre, yumurtaya karşı allerjisi olanlar, önceki grip aşılarına allerji gösterenler, çevresel sinir sistemi bozukluğundan kaynaklanan gbs sendromu geçirmiş kişiler ile kauçuğun hammaddesi olan latex'e allerjisi olanların aşı olmamaları isteniyor. 38 derece ve üstü ateşi olanlar da aşı yapılmayacak gruplar arasında yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgilendirme formunda aşının yan etkilerine ilişkin uyarılar da var. Buna göre, aşı uygulanan yerde kızarıklık, hassasiyet ve şişlik oluşacak, baş, kas ve eklem ağrısı yaşanabilecek. Ateş, mide bulantısı, terleme, üşüme ve titreme ile lenf bezlerinde şişlik de yan etkiler arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formda, çok nadiren görülebilecek korkutucu yan etkilere dair uyarılara da yer veriliyor. Ciddi allerjik reaksiyonlar, beyin dokusu, sinir, böbrek ve damar iltihabı, bilinç kaybı ve istemli kaslarda şiddetli ritmik kasılmalar, yüz felci ve solunum sistemi rahatsızlıkları bunlar arasında sayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgilendirme formunda bu ağır yan etkilerin, yıllardır kullanılan mevsimsel grip aşılarında zaman zaman görüldüğü hatırlatılıyor. Domuz gribi aşılarında bu tür belirlenmiş yan etkilere şu ana kadar rastlanmadığı, sadece görülebileceği varsayımından yola çıkılarak bu uyarıların yapıldığı vurgulanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-618408205126289425?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/618408205126289425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass-ile-ilgili-bilgiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/618408205126289425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/618408205126289425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass-ile-ilgili-bilgiler.html' title='Domuz Gribi aşısı ile İlgili Bilgiler . Domuz Gribi Aşısı Olunmalımıdır ? Domuz Gribi Aşısının Yan Etkileri Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1904932119502479996</id><published>2009-11-23T05:59:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T05:59:02.935-08:00</updated><title type='text'>Ağız Kokusunu Önlemenin Yolları Nelerdir? Ağız Kokusuna Karşı Yapılması Gerekenler Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;Ağız kokusunun sebebi ölü bakterilerin atık maddesi olan ve 'volatile sülfür' ismi verilen bir gazdır. Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içinden kaynaklanır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı yada sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız kokusuna sebep olan problemler: Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve metabolizma bozukluklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız kokusunda yapılması gereken öncelikle teşhis ve tedavidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız kokularında yapılması gerekenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tüm çürükler tedavi edilmeli.&lt;br /&gt;* Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Cepler ve diş taşları önlenmelidir.&lt;br /&gt;* Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız kokusunu önlemek için bunları uygulayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dk fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanınız.&lt;br /&gt;* Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayınız.                       &lt;br /&gt;* Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur.     &lt;br /&gt;Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemlidir.&lt;br /&gt;* Nane şekeri,ağız spreyleri yada gargaralar ağız kokusunu önlemez sadece kısa bir süre (5-7 dk) önler.&lt;br /&gt;* Ağız kokusunu önlemek için su ve hidrojen peroksit’den hazırlayacağınız bir gargara olumlu etki yaratabilir.&lt;br /&gt;* Gıda kaynaklı (sarımsak ,soğan,alkol vb) kokularda ise ertesi sabah aç karnına içilen bir bardak soğuk süt kokuyu belirgin miktarda azaltır.&lt;/i&gt;      &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1904932119502479996?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1904932119502479996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/agz-kokusunu-onlemenin-yollar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1904932119502479996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1904932119502479996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/agz-kokusunu-onlemenin-yollar-nelerdir.html' title='Ağız Kokusunu Önlemenin Yolları Nelerdir? Ağız Kokusuna Karşı Yapılması Gerekenler Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1004891137349252821</id><published>2009-11-23T05:57:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T05:57:31.193-08:00</updated><title type='text'>Brokolinin Yararları Nelerdir? Brokolinin Faydaları Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.yuksektopuklar.net/images/stories/saglik/broccoli.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;i&gt;Brokoli; yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli vitamin deposudur. Brokoli suyunun havuç veya elma suyuyla karıştırılarak içilmesinin de fayda vardır.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;i&gt;Brokolide, havuçtandan daha fazla beta karoten vardır. Bu yüzden yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden biridir. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısıdir yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azaltır. Brokoli ayrıca, B1 ve C vitamini ile doludur. &lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1004891137349252821?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1004891137349252821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/brokolinin-yararlar-nelerdir-brokolinin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1004891137349252821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1004891137349252821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/brokolinin-yararlar-nelerdir-brokolinin.html' title='Brokolinin Yararları Nelerdir? Brokolinin Faydaları Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2370610901409128923</id><published>2009-11-23T05:56:00.003-08:00</published><updated>2009-11-23T05:56:44.918-08:00</updated><title type='text'>Babet Ayakkabılar Sağlığa Zararlımıdır? Babet Ayakkabıların Ayaklara Zararları Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Uzmanlar, özellikle son yıllarda moda olan ve rahat olduğu için sağlıklı olduğu da düşünülen babetlerin en az yüksek topuklular kadar zararlı olduğu konusunda uyarıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlara göre ideal topuk yüksekliği 5 cm olmalı. RealAge olarak konuyla ilgili bilgi almak için Anadolu Sağlık Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr. Semih Akı'ya başvurduk.Prof.Dr. Akı, yüksek topuklu ve babet ayakkabıların zararlarını anlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabı seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabı seçimindeki en önemli noktalardan biri topuk yüksekliğidir. Topuk yüksekliği 5 cm’den yüksek olmamalıdır. Ayrıca yeterince geniş olmalıdır. Daha yüksek topuk, ağırlığın daha fazla ayak tarafından taşınması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayak deformitelerinin en büyük nedenleri yüksek topuklu ayakkabı kullanımıdır. Topuk ve ayakkabı ön tarafı şok absorbe eden bır materyalden oluşmalı. Parmakların yeterince rahat sığabildiği genişlikte olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek topuklu ayakkabılar ne gibi sonuçlara yol açar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek topuklu ayakkabılar binen yükü ayak topuğunda öne doğru kaydırmakta ve ayak ön bölümünün aşırı stres altında kalmasına neden olmaktadır. Bu tür ayakkabılar aynı zamanda diz kalça ve bel bölgesinde vücut ağırlık merkezinin değişimine neden olarak bu bölgelerdeki bağlarda aşırı gerilmeye, eklemlerde aşırı yüklenmeye ve kaslarda aşırı çalışmaya neden olarak diz kalça ve ozellikle bel ağrılarına neden olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek topuklu ayakkabılar düşme riskini attırıp özellikle ayak bileği çevresındeki bağlarda yaralanmalara neden olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabının modeli ve malzemesi önemli midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet önemlidir. Günlük kullanımda ayak bileğini sıkıca kavrayan ayakkabılar destek vermesi bakımından tercih edilmelidir. Ancak sürekli bu tarz ayakkabıların kullanımı ayak bileği kaslarında zayıflamaya da neden olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca ayakkabı ön ve arka bölümlerinde her iki el arasında çamaşır büker gibi bükülmeye çalışıldığında kolayca deforme olmamalıdır.Topuk arka kısmı, ayağa arkadan destek verecek kadar yüksek ve sert materyalden yapılmış olmalıdır. Malzeme olarak da sentetik materyalden uzak durmalı, dogal deri ayakkabılar tercih edilmelidir. Doğal deri materyaller daima hava sirkülasyonu sağlamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabının büyüklüğü nasıl olmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların ayak ölçüsü yaşla beraber artar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca her iki ayak ölçüsünün birebir aynı olmama ihtimali vardır. Günün sonunda da ayaklar şişer. Bu nedenle en uzun ayak parmağına (Yunan ayak modelinde ikinci parmak birinci parmaktan uzundur) göre ayakkabı seçmek gerekir. Ayrıca ayakkabı alırken eni geniş, dar kalıp ayakkabı ya da yarım numara seçeneklerini sorun. Normalden küçük ayakkabılar ayağınızı sıkar büyükler ise düşmenize neden olabilir. Yeni aldığınız ayakkabıları ayağınıza zarar vermeden uyum göstermesi için giyme süresi aşama aşara arttırın. Birkaç gün sonra ayakkabı ayağınıza daha iyi uyum sağlayacaktır. &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2370610901409128923?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2370610901409128923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/babet-ayakkablar-saglga-zararlmdr-babet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2370610901409128923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2370610901409128923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/babet-ayakkablar-saglga-zararlmdr-babet.html' title='Babet Ayakkabılar Sağlığa Zararlımıdır? Babet Ayakkabıların Ayaklara Zararları Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2214127619078045355</id><published>2009-11-23T05:56:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T05:56:12.845-08:00</updated><title type='text'>Sigarayı Bıraktıran Aşı Bulundu. Sigarayı Bıraktıran Aşı İcat Edildi.</title><content type='html'>&lt;b&gt;NIcVAX adı verilen aşı sigara tiryakilerini bu kötü alışkanlıklardan kurtarmak için üretildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NIcVAX adı verilen aşı, vücuda enjekte edilen antikorların bağımlılık yaratan nikotin moleküllerini engellemesini sağlıyor. Bu sayede nikotin molekülleri kan yoluyla beyne ulaşamıyor ve içici sigaradan istediği keyfi alamıyor. Aynı zamanda bunun bağımlılık yaratıcı etkisi de ortadan kaldırılmış oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar aşının bu yönüyle bugüne kadar sigarayı bırakmaya yardımcı olarak piyasaya sürülen nikotin tabletleri ve sakızlardan farklı olduğuna dikkat çekiyor. Aşının laboratuvardaki ilk insanlı deneylerinde yüzde 50'ye varan başarı sağlandı. Glaxo'nun aşı için 540 milyon dolar yatırım yaptığı ve bu aşıdan milyarlarca dolar gelir elde etmeyi beklediği belirtiliyor. Aşıyı kullanan deneklerin 1 yıl içinde yeniden sigara içmeme oranı aşısız sigara bırakanlara göre 3.5 kat daha başarılı. Aşı 1 yıldan az bir süre içinde piyasaya çıkacak. Sigarayı bırakmak isteyenler aşıyı birkaç ay üst üste olmak zorunda.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2214127619078045355?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2214127619078045355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sigaray-braktran-as-bulundu-sigaray.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2214127619078045355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2214127619078045355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sigaray-braktran-as-bulundu-sigaray.html' title='Sigarayı Bıraktıran Aşı Bulundu. Sigarayı Bıraktıran Aşı İcat Edildi.'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-3435568301705593551</id><published>2009-11-23T05:55:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T05:55:38.263-08:00</updated><title type='text'>Migren,Felç Riskini Arttırıyormu ? Migrenin Felçe Etkisi Nedir?</title><content type='html'>&lt;div align="center" style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;Migren hastalığı olanların felç riskinin 2 kattan daha fazla olduğu ve özellikle kadınlarda riskin daha yüksek olduğu belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;  &lt;b style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;Amerikan Kalp Derneği'nin yıllık toplantısında sunulan araştırmaya göre, iskemik felç, beyne giden kanın plak birikimi yada kan pıhtılaşması tarafından kesilmesiye oluşuyor. Bu çalışmada John Hopkins Üniversitesi Tıp Okulu'ndan araştırmacılar, Avrupa ve Kuzey Amerika'da yaşayan yaşları 18 ile 70 arasında değişen 622 bin 381 kadın ve erkeği kapsayan 21 çalışmanın bulgularını değerlendirdiler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;Migreni olanlarda istemik felç riskinin 2,3 kat daha fazla görüldüğünü söyleyen araştırmacılar, aura migren (baş ağrısının görme bozukluğuyla, duyu, kuvvet ve denge kaybıyla karakterize olan erken dönemi) görülen kişilerde ise riskin 2,5 kat fazla olduğu belirttiler. Migreni olan kadınlarda ise felç riski 2,9 olarak bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dizi migreni önleme ve tedavi seçenekleri bulunduğunu söyleyen araştırmacılar, bunlar arasında sigarayı bırakma, kan basıncını düşürmek için ilaç kullanma ya da aspirin gibi kan seyreltici ilaçlar kullanmanın yer aldığını açıkladılar. Migreni olan kadınlara ise bunların yanında doğum kontrol hapları ile hormon tedavisini bırakmaları öneriliyor.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-3435568301705593551?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/3435568301705593551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/migrenfelc-riskini-arttryormu-migrenin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3435568301705593551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3435568301705593551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/migrenfelc-riskini-arttryormu-migrenin.html' title='Migren,Felç Riskini Arttırıyormu ? Migrenin Felçe Etkisi Nedir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8597357691860615838</id><published>2009-11-23T05:50:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T05:50:59.108-08:00</updated><title type='text'>Balı, süt veya çaya karıştırmayın!!!!</title><content type='html'>&lt;b&gt;Balı, süt veya çaya karıştırmayın / 20:47:04-28/10/09 &lt;br /&gt;Doç. Dr. Ahmet Güler, balın 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalması halinde besin değerini yitirdiğini, bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan balın tatlandırıcıdan öteye geçmeyeceğini söyledi.&lt;br /&gt;Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Güler, balın 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalması halinde besin değerini yitirdiğini, bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan balın tatlandırıcıdan öteye geçmeyeceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Domuz gribi'' ile birlikte birçok hastalık için vücut direncinin artırılması için beslenme uzmanları tarafından tavsiye edilen, yüz yıllardır şifa kaynağı olarak gösterilen balın nasıl tüketileceği de önem taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllardır arıcılık üzerine araştırmalarını sürdüren Doç. Dr. Ahmet Güler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, balın besin değeri korunarak tüketilmesinin son derece önemli olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde yararlı enzimler, proteinler, asitler, vitamin ve mineraller bulunduran balın besin değerinin son derece yüksek olduğunun altını çizen Güler, balın adeta bir enerji ve şifa kaynağı olduğunu hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balın yüksek derece ısıda besin değerini yitirdiğine işaret eden Güler, şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bal 43 derecenin üzerinde sıcaklığa maruz kaldığında besin değerini yitirir, bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan bal tatlandırıcıdan öteye geçmez. Ilık süt, su veya meyve suyuna, çaya konulabilir. Balın kaynatılması ise bütün besin değerini yitirmesine neden olur. Bal yüksek ısıda kaynatıldıktan sonra tüketiciye sunulduğunda buna kesinlikle bal diyemeyiz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''KRİSTALLEŞEN BAL KALİTELİDİR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Ahmet Güler, balın kristalleşmesinin ise halk arasında sanıldığı gibi şekerleşmediğini, bunun ''Bal üretiminde şeker kullanıldığını göstermediğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Kristalleşen bal kalitelidir'' diyen Güler, balın kristalleşmesinin üretilen bitki çeşidine ve üretim yapılan yerin rakımına bağlı olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balın buzdolabına konulmaması uyarısında da bulunan Doç. Dr. Güler, buzdolabında balın yapısının bozulacağını hatırlatarak, en iyi saklama koşulunun oda sıcaklığında güneş almayan bir yer olduğunu sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-8597357691860615838?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/8597357691860615838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bal-sut-veya-caya-karstrmayn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8597357691860615838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/8597357691860615838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bal-sut-veya-caya-karstrmayn.html' title='Balı, süt veya çaya karıştırmayın!!!!'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7130685828925935400</id><published>2009-11-21T07:37:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T07:37:00.098-08:00</updated><title type='text'>Balık Zehirlenmelerine Dikkat ! Balık Zehirlenmesinde Yapılacaklar Nelerdir?</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Balık ve diğer su ürünlerinin zehirlenerek ölüme sebep olduğunu belirten uzmanlar, bu konuda vatandaşları uyardı.&lt;br /&gt;Samsun Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürü Uzman Veteriner Hekim İsmail Aydın, kurumlarında balık ve diğer su ürünleri hastalıklarıyla ilgili kapsamlı araştırma ve teşhis yaptıklarını belirterek, vatandaşların balık zehirlenmelerine karşı dikkatli olmasını istedi. Balık hastalıklarının Türkiye için yeni bir konu olduğunu ve bu konuda bilgi birikimi bulunmadığını kaydeden Aydın, bu alandaki çalışmalara hız verilmesi gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstitü hizmet bölgesinde kültür balıkçılığının diğer bölgelere nazaran daha hızlı geliştiğini ve bölgede yaklaşık 170 işletme bulunduğunu ifade eden Aydın, "Bu işletmeler, enstitü uzmanlarının kontrolünde. Kurum uzmanları, balık hastalıkları konusunda araştırma yapıyor. Balık işletmelerinin sorunlarının çözülmesinde bilimsel verilere göre hareket ediyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalara göre, balık çiftliklerinde özellikle Yersiniozis hastalığı çok yaygın. Bununla birlikte Vibrio, Aeromonas, Pseudomas, Edwardsiella ve Mixobacter infeksiyonları da tespit edildi. Suya karışan sanayi atıkları suyun kalitesini bozarak özellikle bakır, çinko ve civa zehirlenmesine yol açıyor. Yağmur suları, suda kurşun birikimine sebep olduğu için kurşun zehirlenmesi meydana getiriyor. Sağlıklı beslenmek için beyaz et tüketimi önemli. Ancak, özellikle balık ve deniz ürünlerinin bilinçli tüketilmesi, sağlıklı muhafaza edilmiş ve ambalajlanmış, orijini bilinen, kontrolü yapılmış, hijyenik su ürünlerinin tüketilmesi gerekiyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"MİDYE ZEHİRLEMESİ ÖLDÜRÜYOR"&lt;br /&gt;Kirli sularda avlanan balık, midye ve diğer su ürünlerinin insan sağlığına zarar verdiğini ifade eden İsmail Aydın, "Kabuklu deniz hayvanları, insanlarda ishalle birlikte seyreden tehlikeli yiyecek zehirlenmelerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Havaların ısınmasıyla birlikte risk faktörü daha da artmaktadır. Bu durum halk nazarında bu ürünlere karşı güvenin sarsılmasına ve tüketimin azalmasına sebep olmaktadır. Yeterince işlem görmemiş ya da çiğ olarak tüketilen deniz kabuklularının tüketimini takiben zehirlenme belirtileri ortaya çıkabilmektedir. Bu deniz canlılarının besinleri süzerek, ağır ağır yemesi nedeniyle, lağım sularıyla kirlenmiş sulardan yüksek miktarda mikrop ve atık madde (toksinleri) almalarına ve vücutlarında biriktirmelerine yol açar. Kabuklu deniz hayvanları, iyi pişirilmesine rağmen iç organlardaki patojenler yeterli şekilde yok edilemeyebilir. Toksin birikimi de yüksek ısıyla yok edilemez. Çok düşük miktarlarda, mide ve bağırsaklar için zararlı ürünler gıdalarda kalabilir ve bu ürünler tüketimi takiben hastalıklara neden olurlar. Bazı midye türleri de yendikleri zaman toksik etki gösterebilir (Mytilus edulus ve Modiola modiolus cinsi midyeler)" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Midye zehirlenmelerinde, zehirlenme belirtisi olarak aşırı duyarlılık ve felç, parmak uçlarında iğne batması gibi karıncalanma hissi, dudaklarda sızlama ve uyuşukluk hissedildiğini söyleyen veteriner hekim Aydın, "Sersemlik, uyuklama, boğazda sıkışma ve kuruluk, bazı vakalarda konuşmada bozukluk vardır. Ağır vakalarda ölüm solunum yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Toksin ihtiva eden midyelerden 4-5 tanesinin yenmesiyle bile ölüm meydana gelebilir. Bu toksinin çok kuvvetli bir zehir olan potasyum siyanürden 50 kez daha güçlü olduğu bildirilmiştir. Midye yendikten sonra bir rahatsızlık hissedilmesi halinde, gecikmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Midye zehirlenmesi olayları ABD, Fransa, İrlanda, İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde sık meydana geliyor. Ülkemizde midye zehirlenmesinin gelişmiş ülkelere oranla daha az görülmesinin sebebi, dini inanış boyutuna paralel olarak daha az tüketilmesinden kaynaklanmaktadır" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"BOZULAN BALIKTA 12 SAAT İÇİNDE 68 MİLYAR BAKTERİ OLUŞUYOR"&lt;br /&gt;Sahillerde yaşayan birçok deniz hayvanının toksin ihtiva ettiğini ifade eden Aydın, "İnsanlar bazı balıklara temas etmekle de zehirlenebilir. Bu balıkların yüzgeçleri birtakım dikenler ihtiva eder. Dikenin kaidesindeki kesede bulunan zehir, kesenin kanalı vasıtasıyla dikenin açtığı yaraya boşaltılır. Memleketimizde bulunan bu nevi balıklar: tarakonya, çarpan balık, kum tarakonyası, varsan balığı, rina balığı, iğneli vatoz balığı, tırpana balığı, kazık kuyruğu balığı, folya balığı, tatlı su levreği gibi balıklardır. Doğal olarak toksin ihtiva eden bir tek balığın bile yenmesi, ölüme sebep olabilir. Balıkçılık sektöründeki sorunlardan bir tanesi de çiftliklerde bilinçsiz kimyasal madde ve ilaç kullanımı sonucu oluşan ilaç kalıntısı birikimidir. Avrupa Birliği ülkeleri, ithal ettikleri su ürünlerinde ilaç kalıntısı için belli bir standart getirmişlerdir. Balıkların yaşadıkları ortamda yeterli sayıda hastalık etkeni bulunursa, balıklarda yaralanma, organ bozuklukları, zayıflama ve stres gibi faktörlerle birlikte hem balığın kendi sağlığını bozan, hem de kesim sonrası balık etinin değerini düşüren hastalıklar meydana gelir" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;Balık etinin protein yönünden zengin olduğunu vurgulayan, ancak balık çiftliklerinin hijyenik olması gerektiğini vurgulayan Aydın, "Uygun şartlarda balık vücudunda bir bakteri her 20 dakikada bir çoğalmaktadır. Periyodik olarak çoğalan bir bakteri hücresinden 12 saat sonra 68 milyar adet bakteri meydana geldiği dikkate alınırsa, bozulmaya uğramış bir balık etini yiyen kişinin ne kadar risk altında olduğu anlaşılır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz ürünleri pişirilirken ortaya çıkan dumanın solunmasının, astım, rinitis, larenks ödemi veya rinokonjuktivitise sebebiyet verdiğini hatırlatan İsmail Aydın, daha sonra şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Balık alerjileri, sindirimi takiben en erken 2 dakikada ortaya çıkabilir. Deniz ürünleri alerjilerinin belirtileri de genellikle 1 saat içinde ortaya çıkar. İnsanlarda deniz ürünleri anafilaktik şoka sebep olabilir. Bazı bakteriler orkinos, uskumru, palamut gibi balık türlerinde toksin oluşturur. Bu balıkların yenmesiyle balık zehirlenmesi meydana gelir. Bazı deniz kamçılıları da toksin üretebilirler. Balıkların bazı türleri, bu toksik kamçılıları tükettikten sonra insanlar için zehirli hale gelir. Bu toksinler balığın iç organlarında, kafasında ya da merkezi sinir siteminde depolanır. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsun Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü'nün bölge enstitüsü olduğunu kaydeden İsmail Aydın, Samsun, Sinop, Amasya, Tokat, Sivas, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize'den oluşan toplam 9 ile hizmet götürdüklerini, balık hastalıklarıyla ilgili kapsamlı araştırma ve teşhis yapılabilen bir alt yapıya sahip olduklarını sözlerine ekledi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7130685828925935400?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7130685828925935400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/balk-zehirlenmelerine-dikkat-balk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7130685828925935400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7130685828925935400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/balk-zehirlenmelerine-dikkat-balk.html' title='Balık Zehirlenmelerine Dikkat ! Balık Zehirlenmesinde Yapılacaklar Nelerdir?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6904964469910182312</id><published>2009-11-21T07:36:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T07:36:05.223-08:00</updated><title type='text'>Ceninler Parkinsona Umut Oldu.</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Fransa Kretey Ulusal Tıp Araştırmaları Enstitüsü Doktorlarından Anselme Perrier yaptığı araştırmalarda kürtajla alınan ceninlerden elde edilen insan beyin nöronu kök hücrelerinin Parkinson hastalığı için bir tedavi yolu olduğunu ortaya koydu.&lt;br /&gt;Uzun zamandır araştırmalarını sürdüren ve Parkinson hastalığı'na tedavi yöntemi arayışında olan Anselme Perrier, kürtajla alınan ceninlerden elde edilen insan beyin nöronu kök hücreleriyle, Parkinson hastalığı'na yol açan sorunu çözebileceği sonucuna vardı. Perrier, kök hücreden üretilen beyin nöronunun, Parkinson hastalığıyla beynin yitirdiği kimyasalları ayır detme fonksiyonunu yeniden sağlayabildiğine vurguladı. Bilimsel alanda bir kilometre taşı olarak kabul edilen bu yeni bulgu, cenin kaynaklı kök hücrenin Parkinson'lu hastaların beyinlerine aşılanabileceğini de ortaya koyuyor. Ancak yeni olan bu buluş, Parkinson hastalarına kısa vadede bir tedavi olanağı da sağlayamazken, araştırmaların geliştirilmesi ve yasal izinlerin sağlanması için gerekli çalışmaların başlatılacağı vurgulandı.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6904964469910182312?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6904964469910182312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/ceninler-parkinsona-umut-oldu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6904964469910182312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6904964469910182312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/ceninler-parkinsona-umut-oldu.html' title='Ceninler Parkinsona Umut Oldu.'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-5921697107247847188</id><published>2009-11-21T07:35:00.000-08:00</published><updated>2009-11-21T07:35:14.349-08:00</updated><title type='text'>Bursada Okullar 23-26 Kasım Arasında Tatil Edildi ! Domuz Gribi Tatili Bursada.</title><content type='html'>Domuz gribi nedeniyle Bursa'da okullar 23-26 kasım aralığında tatil edildi. Domuz gribi uyarısı yapan Vali Şehabettin Harput Okulların bayram sonrası açılacağını söyledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-5921697107247847188?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/5921697107247847188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bursada-okullar-23-26-kasm-arasnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5921697107247847188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/5921697107247847188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bursada-okullar-23-26-kasm-arasnda.html' title='Bursada Okullar 23-26 Kasım Arasında Tatil Edildi ! Domuz Gribi Tatili Bursada.'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4789708443490175848</id><published>2009-11-21T04:49:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:49:06.338-08:00</updated><title type='text'>Ağız Kanseri Erkekleri Tehdit Ediyor !</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ağız kanserlerinin çoğunluğunun 45 yaşın üzerinde ortaya çıktığı ve erkeklerde oluşma olasılığının kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Dişhekimleri Birliği'nden (TDB) alınan bilgiye göre, ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleri. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TDB, dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesinin ağız kanserlerinin erken dönemde tespit edilmesi açısından çok önemli olduğunun altını çizerek, "Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve besinlerdeki bazı maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı öne sürülüyor. Uzmanlar genetik yatkınlığı da ağız kanserleri için risk faktörleri arasında gösteriyor" değerlendirmesini yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞIZ KANSERİNİN MUHTEMEL BELİRTİLERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çiğneme ve yutma güçlüğü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dil ve çene hareketlerinde zorlanma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız&lt;br /&gt;kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4789708443490175848?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4789708443490175848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/agz-kanseri-erkekleri-tehdit-ediyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4789708443490175848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4789708443490175848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/agz-kanseri-erkekleri-tehdit-ediyor.html' title='Ağız Kanseri Erkekleri Tehdit Ediyor !'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-1349257977809456566</id><published>2009-11-21T04:48:00.005-08:00</published><updated>2009-11-21T04:48:35.765-08:00</updated><title type='text'>AİDS hastalarına Müjde !</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İspanya'da yapılan bir araştırma ile kandaki kolestrolü düşürmek için kullanılan bazı kalp ilaçlarının HIV virüsünün etkilerini yavaşlattığı tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC'de yayınlanan habere göre, İspanyol Bilim Araştırmaları Konseyi laboratuarlarında gerçekleştirilen deneylerde, HIV virüsü taşıyan 6 hastaya, bir ay boyunca, kandaki yüksek kolestrole bağlı kalp krizi riskini düşürmeye yardımcı olan 'statin' türü kalp ilaçları verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deney sonucunda, deneklerdeki HIV virüsü sayısının azaldığı görüldü. Ancak ilaçların alınmaması halinde virüsün yeniden çoğalmaya başladığı da tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgular sonucunda uzmanlar, piyasada bol bulunan 'statin' türü ilaçların AIDS'le mücadele için ucuz bir silah olabileceği kanaatine vardı.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-1349257977809456566?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/1349257977809456566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/aids-hastalarna-mujde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1349257977809456566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/1349257977809456566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/aids-hastalarna-mujde.html' title='AİDS hastalarına Müjde !'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-3035109152363033853</id><published>2009-11-21T04:48:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:48:10.345-08:00</updated><title type='text'>Bakanlıktan Besin Uyarısı</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sağlık Bakanlığı, besinleri satın alma, hazırlama, pişirme, depolama konusunda vatandaşları uyardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgilere göre, alışverişe çıkmadan önce satın alınacak besinler için bir liste hazırlaması gerektiği ve listede seçeneklere yer verilmesi gerektiği ifade edildi. Besinlerin günlük, haftalık ve aylık olarak sınıflandırılması gerektiği belirtilen açıklamada, kısa süre içinde fazla besin alınmaması gerektiği vurgulandı. Beslenmeye ayrılan paranın önceden belirlenmesinin önemli olduğu ifade edildiği açıklamada, besinlerin değişik yerlerdeki fiyatlarının araştırılmasının gerektiği kaydedildi. Düşük gelirli ailelerin, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için ucuz olan tahılların yanında bir miktar kuru baklagil ve yumurta satın alarak enerji ve protein yönünden dengeli bir beslenme yapmaları tavsiye edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla yağlı besinlerin tercih edilmemesinin tavsiye edildiği açıklamada, özellikle yağsız kırmızı etin kullanılması gerektiği vurgulandı. Sağlıklı yaşam için az miktarda tuz kullanılması gerektiği belirtilen açıklamada, doğal sebze ve taze besinlerin tercih edilmesi, fazla miktarda katkı maddesi içeren besinlerden kaçınılmasının önemli olduğu bildirildi. Hazır meyve suları, gazoz, kolalı içecekler yerine besleyici değeri daha yüksek olan taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonun tercih edilmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAZIRLAMA VE PİŞİRMENİN PÜF NOKTALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışveriş sonrası satılan alınan gıda maddelerinin sağlıklı bir şekilde hazırlamasının önemli olduğunun kaydedildiği açıklamada, şu ifadelere yer verildi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ekmek, çörek, kurabiye yapmak için hamurun mayalandırılması besleyici değerini artırır. Beyaz ekmek yapmak için buğday tanesinin, kepek ve özünün iyice ayrılması besleyici değerini azaltır. Tarhana, yoğurt ve unun karışımıyla mayalandırılarak yapıldığından, besleyici değeri yüksektir. Pişirirken içine pişmiş nohut, mercimek, havuç eklenmesi değerini daha da artırır. Tarhana güneşte kurutulursa, süt ve yoğurt aydınlık yerde bekletilirse vitamin B2, vitamin B6 ve folik asit değerleri azalır. Yumurta, süt, yoğurt, peynir ve tahinle yapılan tatlıların besleyici değerleri, sadece un, yağ, şeker kullanılarak yapılanlardan üstündür. Şeker yerine pekmez kullanılması, besleyici değerini daha da artırır. Sütlü tatlı yaparken şeker önceden konulmalıdır. Birlikte yüksek sıcaklıkta pişirilirse, protein değeri azalır. Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi besinler iyi pişirildiğinde sindirimi kolaylaşır ve böylelikle protein değeri artar. Yumurta çiğ yenirse ya da sarısının etrafı yeşillenecek kadar hızlı ateşte, uzun süre pişirilirse, besleyici değeri azalır. Yeşil ve sarı sebzelerden yapılan salatalara limon veya sirke eklenir, bekletilirse A ve C vitamini değeri azalır. Sebzeler doğrandıktan sonra bekletilirse ve haşlama, pişme suları atılırsa, vitamin ve mineralleri azalır. Meyveler kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilirse C vitamini değeri azalır. Hatta sıkılmış meyve suları buzdolabında bekletilirse vitamin değeri azalır. Süt yarım saat gibi uzun süre kaynatılırsa vitaminleri azalır. Pastörize ve sterilize edilmemiş süt kabarınca ateşten alınırsa, mikropları ölmez. Süt kabardıktan sonra karıştırılarak 4-5 dakika kaynatılıp hemen soğutulur. Cam kavanozda buzdolabında 1-2 gün saklanır. Yağ yakıldıktan sonra yemeğe konursa, sağlığa zararlı duruma gelir. Yoğurdun yeşilimsi suyu atılırsa vitamin değeri azalır. Ayrıca yoğurt torbaya konup süzülür ve süzülen suyu atılırsa vitamin kaybı olur. Kapakları-hafif de olsa- içe veya dışa doğru bombaj yapmış konserveler sağlık için son derece zararlıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESİNLERİ SAKLAMA KURALLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı besinlerin kısa zamanda kullanılmasının olanaksız olduğunun bildirildiği açıklamada, bazı besinlerin çeşitli işlemlere tabi tutarak uzun süre değerinden ve lezzetinden kaybettirmeden saklamanın zorunlu olduğu kaydedildi. Taze besinlerin, hasat edilmelerinden itibaren mikroorganizma ve enzimlerin etkisine maruz kaldığının ifade edildiği açıklamada, şu bilgilere yer verildi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Besini mikroorganizmaların etkisinden koruyabilmek ve enzim faaliyetlerini durdurabilecek bir ortam oluşturmak zorunluluğu vardır. Mikroorganizma ve enzimler belirli bir sıcaklık derecesinde faaliyet gösterdiklerine göre besinler soğuk yerde saklanırsa, tazeliklerini koruyabilirler. Besinlerin saklanabileceği buzdolapları, soğuk hava depoları ve dondurma araçları veya yerleri yapılmıştır. Bu gibi yerlerde besinlerin bozulmadan saklanma süresi dolabın veya deponun ısı derecesine bağlıdır. Taze sebzeler bekletilmez, tereyağı ve benzeri kahvaltılık margarinlerde nem miktarı fazla olduğundan kolay bozulurlar. Bu bakımdan buzdolabında saklanması gereklidir. Patates, karanlık, serin, kuru ve hava akımı olmayan yerlerde saklanır. Işık, patatesin renginin yeşile dönmesine neden olabilir. Soğan için en iyi saklama ortamı kuru, hava akımı olan serin yerdir. Kuru besinler serin, karanlık, kuru ve havalandırılabilen yerlerde saklanır. Kuru besinlerin saklandığı yerin nemli olması küflerin çoğalmasına neden olur. Besinler mümkünse raflarda, yerden yukarıda, ağzı kapalı kaplarda birbirlerine benzeyenler bir araya konmak suretiyle saklanmalıdır."&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-3035109152363033853?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/3035109152363033853/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bakanlktan-besin-uyars.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3035109152363033853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/3035109152363033853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/bakanlktan-besin-uyars.html' title='Bakanlıktan Besin Uyarısı'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4443509087157151263</id><published>2009-11-21T04:47:00.005-08:00</published><updated>2009-11-21T04:47:43.091-08:00</updated><title type='text'>Tatiliniz Kabus Olmasın</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, uzun süren tatilin ardından iş yaşamına alışmada uyum güçlüğü yaşandığını belirtiyor. Hafta sonu tatili sendromuna benzer özellikler gösteren ruh hali, işini sevmeyen kişilerde daha travmatik olarak kendini gösteriyor. Uzmanlar, tatil dönüşünde uyum güçlüğünü aşmak için, 'kendinize nefes alma zamanları ayırın' önerisinde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun iş temposundan uzaklaşıp uzun yaz tatiline 'merhaba' diyen günümüz insanı, işe dönüşte çeşitli sorunlar yaşıyor. Özellikle şehir dışında geçen tatil, kent yaşamına ve iş yerindeki rutin işlere dönüşte depresif duygu durumuna neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Dairesi Başkanlığı'ndan Uzman Psikolog Elif Yazar, psikolojik olarak kendisini, dinlenmeye ve eğlenmeye yönlendiren kişide tatil dönüşü depresif duygu durumu gözlendiğini belirtti. Yaz tatiline hiç bitmeyecekmiş duygusuyla başlanmamasını önerdiklerini söyleyen Elif Yazar, "Psikolojik olarak kendinizi tatil durumuna kaptırmayın önerisinde bulunuyoruz. Tatile, 'bu benim dinlenmem için bir vesile, yapamadıklarını yapmak için bir fırsat' düşüncesiyle başlamak daha doğru" dedi. İlk iş günü öncesinde, eve ve kent yaşamına alışmanın faydalı olacağını söyleyen Yazar, "Şehir dışından gelerek hemen çalışmaya başlamak, uyumu zorlaştıracaktır. İşe dönüşten önce ev ve kent yaşamına dönüş yapılmalı. İlk mesai gününden bir kaç gün önce yapacağımız işleri programlamalıyız. Ağır iş temposuna gözümüz kapalı girmek yerine önce bize zor gelmeyecek işlerden başlamalı adım adım ilerlemeliyiz" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme alışkanlığının tatil süresinde değiştirilmemesi gerektiğini söyleyen Elif Yazar, "Tatilde yeme-içme abartılıyor. İnsanlar, 'nasıl olsa tatildeyim' düşüncesiyle rutin yaşamındaki beslenme alışkanlığını değiştiriyor. Biz beslenme düzenini bozmama önerisinde bulunuyoruz. Tatil dönüşünde ise bize mutluluk hormonu sağlayacak, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme öneriyoruz. İşe başladıktan sonra öğle ve akşam saatlerinde hoşa giden etkinliklerde bulunulmalı. Açık havada zaman geçirilmeli, kişiler kendilerine nefes almak için zaman ayırmalı" dedi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4443509087157151263?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4443509087157151263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/tatiliniz-kabus-olmasn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4443509087157151263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4443509087157151263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/tatiliniz-kabus-olmasn.html' title='Tatiliniz Kabus Olmasın'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-4942649536472968446</id><published>2009-11-21T04:47:00.003-08:00</published><updated>2009-11-21T04:47:21.158-08:00</updated><title type='text'>Havuzlardaki klor saçlara zararlı</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Uzmanlar, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları ile deniz suyundaki tuz ve havuzdaki klorun, saçın en büyük düşmanı olduğunu belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet'ten derlenen bilgilere göre uzmanlar, bayanların saç rengini açmak için kullandıkları kimyasal madde olan 'oryal'in, tüm kadınlar tarafından endişe duyularak kullanıldığını, oysa havuz suyundaki klorun bundan çok daha tehlikeli olduğu vurgulandı. Havuz suyunda bulunan klorun mayoların bile rengini soldurduğuna, saçlarda da renk değişimine, kuruluğa, kırılmalara ve genel yıpranmaya neden olduğunu belirten uzmanlar, buna rağmen kadınların yüzde 99'unun havuza girerken saçlarını&lt;br /&gt;koruyacak bir bone kullanmadıklarına dikkati çekiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz suyundaki tuz ve güneşteki ultraviyole ışınlarının da tıpkı havuz suyu gibi saça zarar verdiğine işaret eden uzmanlar, tuz ve klorun saça çok çabuk nüfuz ettiği için yıpranmayı da hızlandırdığını belirterek, özellikle uzun süre suda kalınıp, çıktıktan sonra da saçlar duru suyla iyice yıkanmalı yoksa telafisi güç sorunların ortaya çıkabileceği bildiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle havuz ya da denizde saçların mutlaka bone ile korunması, sudan çıktıktan hemen sonra da saçın bol duru suyla yıkanması, ayrıca, fön çekerken ya da çektirirken makinenin sıcaklık derecesinin yükseltilmemesi öneriliyor. Fönün sıcak ayarı ne kadar yüksek olursa saçtaki yıpranmanın da o kadar hızlı olacağına işaret eden uzmanlar, yaz - kış saçların 36 dereceden yüksek ısıdaki su ile yıkanmaması ve yıkandıktan sonra da uzun süre ıslak bırakılmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-4942649536472968446?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/4942649536472968446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/havuzlardaki-klor-saclara-zararl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4942649536472968446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/4942649536472968446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/havuzlardaki-klor-saclara-zararl.html' title='Havuzlardaki klor saçlara zararlı'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-6266479142971420159</id><published>2009-11-21T04:47:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:47:02.870-08:00</updated><title type='text'>Güneş Yanıkları Kansere Sebeb Oluyor !</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Her yıl tedbirsiz güneşlenme sebebiyle birçok ölüm vakaları ile karşılaşılıyor. Güneş yanığı belirtileri kısa vadede kendini göstermese de uzun vadede güneş lekelerine, katarakta, ciltte yaşlanmaya, cilt kanserlerine ve kırışıklıklara sebep olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanların belirttiğine göre, güneş yanığı, çok fazla güneşe maruz kalındığında veya ultraviole ışık kaynağından etkilenildiğinde, vücuda rengini veren ve ışığa karşı cildi koruyucu özellikte olan 'melalin' maddesinin bu koruyucu özelliğini zamanla kaybetmesiyle ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş yanıkları, hassas ciltliler için korkutucu boyutlara ulaşabiliyor. Güneşten çok daha kolay etkilenebiliyorlar ve oluşan yanıkların iyileşme süreci esmer tenlilere göre daha uzun süre alıyor. Çok hassas bir cilde sahip kişiler öğlen güneşinde 15 dakika kalabilirlerken esmer tenliler ise dakikalarca güneşlenebilirler. Ancak korunmak her iki cilt tipi için da şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, güneş yanığı belirtileri kısa vadede kendini göstermese de uzun vadede güneş lekeleri, katarakt, ciltte yaşlanma, cilt kanserleri ve kırışıklıklar meydana gelebildiğine dikkat çekiyor. Güneş yanığının belirtilerinin kızarıklık ile başladığını, daha sonra su toplamalar ve deride soyulmalar oluştuğunu ifade eden uzmanlar, "Ancak, uzun süreli kontrolsüz güneşlenme, kan damarlarına bile zarar verebiliyor" diye uyarıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, işi gereği güneşe çok maruz kalanlara ise şu önerilerde bulunuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Düzenli olarak cilt bakımı yaptırın. Doğum lekelerinizi sık sık kontrol ettirin. Doğum izlerinizde renk ve boyut değişiklikleri tehlikeli bir durumun sinyalleri olabilir. Güneşe çıkarken koruyuculuk özelliği en az 15'in üzerinde olan kremler sürün. Bol bol sıvı alın. Güneşten koruyucu giysiler, ultraviole filtreli gözlükler kullanın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş yanığına karşı soğuk duş almanın ve soğuk kompres uygulamanın yararlı olabileceğini kaydeden uzmanlar, "Eğer cildiniz su topladı ise vücudunuzda açık yara bırakmayın, üzerini steril bandaj yardımı ile kapatın. Hekim önermedikçe Benzokain içeren ilaçlar kullanmayın. Eğer baş dönmesi, yanık bölgesinde çok fazla acı ve yüksek ateş varsa, su dolu kabarcıklar oluşmuşsa mutlaka bir hekime başvurun" diyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-6266479142971420159?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/6266479142971420159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/gunes-yanklar-kansere-sebeb-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6266479142971420159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/6266479142971420159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/gunes-yanklar-kansere-sebeb-oluyor.html' title='Güneş Yanıkları Kansere Sebeb Oluyor !'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-2129929474137880371</id><published>2009-11-21T04:23:00.000-08:00</published><updated>2009-11-21T04:23:07.089-08:00</updated><title type='text'>Şişmanlığın Zararları Neledir? Şişmanlarda Sperm Seviyesi Düşüyor.</title><content type='html'>Aşırı şişman erkeklerde sperm kalitesinin düşük olduğu belirlendi.&lt;br /&gt;Yapılan yeni bir araştırmada, aşırı şişman erkeklerde sperm kalitesinin düşük olduğu belirlendi.&lt;br /&gt;Aberdeen Üniversitesi bilim adamları, kısırlık sorunundan mustarip çiftler arasından 2000 erkeğin sperm kalitesini inceledi.&lt;br /&gt;Araştırmaya katılan ve vücut kütle endeksi yüksek olan erkeklerdeki anormal sperm oranının daha fazla olduğu belirlendi.&lt;br /&gt;Araştırmaya katılan erkekler vücut kütle endekslerine göre 4 gruba ayrıldı.&lt;br /&gt;Araştırmada, sigara, alkol ve yaş gibi kısırlığa sebep olabilecek diğer unsurlar da göz önüne alındı.&lt;br /&gt;Araştırma sonucunda, vücut külte endeksi ideal ölçülerde (20-25 arasında) olanların sperm kalitesinin ve meni hacminin şişmanlara oranla daha yüksek olduğu belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Vücut Endeksi Anormal Sperm Oranında Etkili&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Barcelona'daki Avrupa İnsan Üreme ve Embriyoloji Derneği'nin toplantısında sunulan araştırmada, vücut kütle endeksi yüksek olanlarda ise meni sıvısı hacminin daha düşük olduğu ve anormal sperm oranının yüksek olduğu görüldü.&lt;br /&gt;Araştırmada, sperm yoğunluğu ve hareketliliği açısından ise bu dört grup arasında farlılık bulunamadı.&lt;br /&gt;Araştırmanın başkanı Aberdeen Üniversitesi'nden Dr. Giyat Şayib, "Bulgularımız diğer faktörlerden bağımsızdır ve eşleriyle bebek yapmaya çalışan erkeklerin öncelikle ideal kiloya inmeye çalışmaları gerektiğini göstermektedir" dedi.&lt;br /&gt;Şayib, bundan böyle ideal kilonun getirdiği yararlar arasına meni kalitesinin artmasının da gireceğini söyledi.&lt;br /&gt;Dr. Şayib, aşırı şişman erkeklerde sperm kalitesinin düşük olmasının sebebinin, obezlerdeki hormon seviyelerinin farklılığı, fazla yağ birikmesi yüzünden testislerin aşırı ısınması veya obezliğe yol açan yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığı olabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;Araştırmacılar bundan sonra, meni kalitesinin düşüklüğünün kısırlığa doğrudan etki edip etmediğine bakmak için kısır olan ve olmayan çiftlerde erkeklerin vücut kütle endekslerine bakacaklar.&lt;br /&gt;Aşırı şişmanlığın kadınlarda da gebe kalmayı zorlaştırdığı biliniyor. Başka araştırmalar obezliğin spermde DNA hasarına yol açtığını göstermişti.&lt;br /&gt;TRT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-2129929474137880371?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/2129929474137880371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sismanlgn-zararlar-neledir-sismanlarda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2129929474137880371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/2129929474137880371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/sismanlgn-zararlar-neledir-sismanlarda.html' title='Şişmanlığın Zararları Neledir? Şişmanlarda Sperm Seviyesi Düşüyor.'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7832844552409014550</id><published>2009-11-21T04:15:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:15:44.167-08:00</updated><title type='text'>Migros ve Tansaşa Kötü Haber</title><content type='html'>Perakende mağazacılık büyük balığın küçük balığı yuttuğu bir saha gibi. Son kurban, son yıllarda büyük bir atılım yapan Sütaş gibi gözüküyor. Migros, Şok, Tansaş mağazalarında 6 aydan bu yana Sütaş satışı yasak!&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;Mayıs ayında bu yana Migros, Şok, Tansaş, Macro Center marketlerinde Sütaş ürünleri satılmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 Yılında İngiltere- Londra merkezli BC Partners’a bağlı Moonlight Capital'a (Ayışığı Sermayesi) satılan Migros ve yine bu grubu bağlı Tansaş, Şok, Macro Center Mazağalarında, Mayıs ayından bu yana Sütaş ürünleri satılmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basında yer alan haberlere göre anlamazlık, raf bedellerinden kaynaklanmaktadır. Aşağıda ki alıntı dikkat çekicidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Raf savaşları farklı biçimlerde oluyor. Ya çok çeşidi olan markaların çeşit sayısının azaltılması ve raf için ödenen bedelin daha yukarı çekilmesi bekleniyor ya da ürünün bedelini daha üretimde koyan üreticiden bunu yapmaması isteniyor. Üretici tarafından konulan bedeller perakendecinin kâr marjını sınırlandırdığından daha baştan perakendecilerden o ürüne defans vermelerine sebep oluyor. Perakendeci tarafından geliştirilen bir başka pazarlık yöntemi de üreticiden raf bedeli olarak bedava ürün talep edilmesi. Bedava ürün rakamı da çok değişken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin perakendeci çok büyük, mağaza sayısı yüzlerceyse beklenen bedava ürün miktarı 500 bin lira kadar olabiliyor. Perakendeci bunu sattıktan sonra üreticiden bedelli ürün almaya başlıyor. Sayısı daha küçük perakendecilerde bir tek ürün için yıllık 5 bin lira talep edilebiliyor. Eğer 15 mağazalık bir zincire sahipseniz sözü geçen tek bir ürün için raf kiralama bedeliniz yıllık 60 bin lira oluyor. Peki, bütün bu pazarlıklar kime, nasıl yansıtılıyor? Perakendeci kâr marjını artırmak, üretici riskini azaltmak için pazarlık ede dursun, bütün bu sürecin sonunda tüketici etkileniyor. Fiyat serbest bırakıldığında perakendeci ürünü istediği fiyata satabiliyor. Bedava ürün alarak bir markette satılmaya başlanmış ürün ise daha en baştan üreticinin fiyat artışı yapmasına sebep oluyor. Bu da yine tüketiciye yansıtılıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya ilişkin Süt Platformu şu açıklamayı yaptı: "Sütaş ürünlerinin ülkemizde 1250 mağazası olan Migros grubu marketlerinde satılmaması kabul edilemez. Sütaş ülkemizin önde gelen yerel ve güvenilir markalarından biridir. Sütaş'a süt üreten on binlerce süt üreticisi vardır. Dolayısıyla Sütaş ailesi sadece çalışanları ile değil, tedarikçileri olan süt üreticileri ile büyük bir ailedir. Keza Sütaş milyonlarca tüketicisine de sağlıklı ve güvenilir süt ürünü üretmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette yaptığımız araştırmalarda market raflarının tedarikçileri zorlayan pazarlıklar ile verildiğini, bazen nakit bazen de bedelsiz ürün ile market raflarının tedarikçilere açıldığını okuduk. Bu konuda söz konusu süt ürünleri olunca, olayın boyutu farklı oluyor. Çünkü Sütaş tek başına değerlendirilemez. Sütaş'a süt üreten binlerce süt üreticisi de işin içindedir. Dolayısıyla Migros'un dayattığı bir konu varsa eğer bu sadece kurumsal olarak Sütaş'ı değil, binlerce süt üreticisini de ilgilendirir. Gönül ister ki, market yasası çıksın, marketlerde private label ürünlere sınırlama getirilsin, süt ürünleri gibi her yaştan insanın beslenmesinde kritik rol oynayan ürünlerde pazarlıklar kaldırılsın. Süt ürünlerinde kalite standartlarında olan markalar, raf bedellerine maruz kalmadan raflarda yerlerini alsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu süt ürünleri olunca Sütaş yada başka bir markanın hipermarket dayatmaları ile ürünlerini tüketiciye ulaştıramamasına seyirci kalamayız. Bu konuda Süt Birlikleri'nin de konuyla ilgilenmesi gerekmektedir. Sonuçta Pınar, Ülker, Danone, Sek ve diğer markalarda Sütaş'a destek olmalıdır. Çünkü konu hassastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Migros müşteri hatlarını arayıp sorduk. "Sütaş ürünleri niye yok dedik". Verilen cevap, biraz bekledikten sonra, "sütaş ürünleri satılmamaktadır" Dedik sebep nedir? "pazarlama bölümüyle ilgili " deyip net bir cevap vermiyorlar. Bizde "bu normal birşey değil, sonuçta süt ürünlerinden bahsediyoruz, çoluğumuza çocuğumuza içiyoruz yediriyoruz, bu kararı Migros alamaz. Güvenilir bir markayı Migros tüketicilerine sunmak zorundadır. Bu karar kurumsal bir karar olarak kabul edilemez." Dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;cafesiyaset.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7832844552409014550?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7832844552409014550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/migros-ve-tansasa-kotu-haber.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7832844552409014550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7832844552409014550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/migros-ve-tansasa-kotu-haber.html' title='Migros ve Tansaşa Kötü Haber'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-7799191434012717536</id><published>2009-11-21T04:14:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:14:36.206-08:00</updated><title type='text'>Domuz Gribi Salgını Yayılıyormu ? Domuz Gribi Salgını Nerelerde Var ?</title><content type='html'>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa'da domuz gribi salgınını yakından takip eden kurumların yetkilileri, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede salgının daha da hızlanacağı uyarısını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa'da domuz gribi salgınını yakından takip eden kurumların yetkilileri, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede salgının daha da hızlanacağı uyarısını dile getirdi, özellikle çocuklar, gençler ve diğer risk grubundakilerin aşılanmalarının önemine işaret etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile Türkiye'de domuz gribi salgınına karşı yürütülen çalışmalar konusunda istişarelerde bulunan DSÖ ve Avrupa Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (European Centre for Disease Prevention and Control)(ECDC) yetkilileri, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSÖ Avrupa Bölgesi Danışmanı ve Nottingham Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Jonathan Nguyen Van Tam, 1918'deki İspanyol gribi salgını ile karşılaştırıldığında daha hafif seyreden bu salgının, mevsimsel gripten farklı olarak daha çok genç erişkinlerle küçük çocukların ölümüne yol açtığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'de bu hastalıktan hastaneye daha çok çocuklar, gençler ve genç erişkinlerin yattığını anlatan Van Tam, bu hastaların yüzde 13'ünün de yoğun bakım veya solunum cihazı desteğine ihtiyaç duyduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Tam, ''Bütün bu gerçekleri dikkate alarak konuşmak gerekirse bütün hükümetlerin yapabilecekleri tek şey aşı temin edip uygulayarak ölümlerin önünü almaktır. Dünya genelinde olası bütün riskleri çok dikkatle inceledik. Ciddi riskle yüz yüze olan sağlık çalışanları, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler, genç yetişkinler ve çocuklar mutlaka aşılanmalı'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Kimin hangi öncelik sırasına göre aşılanacağı konusunda Türkiye'nin şu ana kadar her adımı doğru attığını'' vurgulayan Van Tam, sözlerini şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Türkiye aşı konusunda Avrupa bölgesinde çok ciddi saygınlığa sahip firmaların aşılarını aldı. Bunların tabi tutulduğu test düzeyleri, İngiltere dahil diğer Avrupa ülkelerinin aldığı aşılar ile aynı. Türkiye'nin aşı aldığı firmalardan biri, aynı zamanda İngiltere'nin de en fazla miktarda aşı temin ettiği firmalardan birisi. Salgın şu anda Türkiye'de tam hızlanma aşamasında. Henüz daha en kötü durumla karşılaşılmadı. Vaka, hastaneye yatış ve ölümlerde artış bekliyoruz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşıyla ilgili Türkiye'de olduğu gibi diğer ülkelerde de bazı spekülasyonlar yapıldığını kaydeden Van Tam, şu uyarıları dile getirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ama şunu hiç unutmamak gerekir ki aşı bir tedavi değil, önleme aracıdır. Hastalık her yanı sarana kadar bekleme kararında olanlar varsa çok gecikeceklerini bilmeleri lazım. Harekete geçme zamanı tam şu andır. Türkiye'nin hali hazırda bulunduğu durumda, hazırlık seviyesinde bulunabilmek, elindeki aşı imkanlarına sahip olabilmek ve bütün nüfusu aşılayabilmek için sahip oldukları pek çok şeyi feda edecek çok ülke. Türkiye'ye bu konuda gıptayla bakıldığını bilmek lazım.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''YOĞUN BAKIM ÜNİTESİNE YATIRILMASI RİSKİNİ KABUL EDER MİSİNİZ?''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de yakında okullarda başlayacak aşılama konusunda ailelere tavsiyelerde bulunan Van Tam, İngiltere'de domuz gribinden hastaneye yatırılanların büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğunu yineleyerek, şunları dile getirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ailelere şu soruyu yöneltmek isterim: Çocuğunuzun pandemik grip nedeniyle hastaneye ve sonrasında da yoğun bakım ünitesine yatırılması riskini kabul etmek ister misiniz? Eğer bu riski göze almak istemiyorsanız lütfen çocuğunuzu aşılatın. Sizin çocuğunuz bu gribe karşı aşılanan ilk çocuk olmayacak. Dünyanın her yerinde milyonlarca çocuk bu pandemik gribe karşı aynı aşıyla aşılanmış durumda. İngiltere'de pandemi başladığında ilk salgınlar okullarda patlak verdi. Çünkü çocuklar gribi etkili şekilde çevrelerine yayarlar.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Tam, ailelerin aşının içerdiği adjuvan konusunda endişeye kapılmamaları gerektiğini belirterek, bu aşıların güvenilirliği konusunda hiçbir şüpheye düşülmemesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi aşısının deneme grubunda olduğunu, dolayısıyla kendisine ''adjuvanlı mı adjuvansız mı'' aşı yapıldığını bilmediğini anlatan Van Tam, ''Her iki aşının güvenilirliği konusunda şüphem olmadığı için bu önem taşımıyor'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''AVRUPA'DA ÖLÜ SAYISININ ARTMASI BEKLENİYOR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da domuz gribi salgını ile ilgili çalışma yürüten en önemli kuruluşlardan biri olan Avrupa Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (European Centre for Disease Prevention and Control)(ECDC) Grip Koordinatörü, çocuk hastalıkları ve halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Angus Nicoll de ebeveynlerin hem kendilerinin hem de çocuklarının aşılanmasına çok büyük önem vermeleri gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bu hastalıktan Avrupa'da kaç ölüm beklendiği ve aşılamanın bunu ne kadar önleyeceği?'' sorusu üzerine Nicoll, ''Avrupa genelinde ölü sayısının artmasının beklendiğini'' bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aday ülkelerle birlikte AB ülkelerinde bin dolayında kişinin bugüne kadar bu hastalıktan öldüğünü kaydeden Nicoll, ölümlerin devam edeceğini ancak beklenen toplam ölü sayısı hakkında bir öngörüde bulunmalarının mümkün olmadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nicoll, domuz gribi aşısının etkinliğinin çok iyi olduğunu, aşılamanın ölüm oranını azaltacağını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşılamanın devam ettiği Avrupa genelinde Türkiye'deki aşının aynısıyla bağışıklanmış milyonlarca insan bulunduğunu kaydeden Nicoll, yaşadığı İsveç'te 55 bini çocuk olmak üzere 2 milyonun üzerinde insana domuz gribi aşısı yapıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nicoll, aşılama sırasında ortaya çıkan ağrı, şişlik gibi yan etkilerin laboratuvar aşamasında görülen yan etkilerle aynı olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Aşı sonrası ölüm'' iddialarını da değerlendiren Nicoll, bunların çok yakından incelendiğini, şu ana kadar aşıyla ölümler arkasında hiçbir ilişki kurulamadığını, tamamen rastlantısal olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrlanda, Almanya, Norveç, Danimarka, İsveç gibi tüm Avrupa ülkelerini yakından izlediklerini vurgulayan Nicoll, kamuoyunun bu konuda bir çok bilgiyle karşılaştığını ancak bu bilgilerin yetkili kurumların internet sitelerinden takip edilmesinin önem taşıdığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salgının dünyadaki gelişimiyle ilgili DSÖ ile hazırladıkları son raporla ilgili de bilgi veren Nicoll, ''Şu an itibarıyla pandemi eğilimi batıdan doğuya, kuzeyden güneye kaymakta. Güneydoğu Avrupa'da pandemi dalgası kendisini göstermeye başladı ki Türkiye ve çevre ülkeler de dahil. Batıda pik noktasına ulaşıldı'' şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de de salgının artış gösterme eğiliminde olacağını bildiren Nicoll, ''Türkiye'nin çok ciddi bir avantaja sahip olduğunun altını çizmek lazım ki bu da aşıdır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nicoll, sağlık çalışanlarına, ''Lütfen kendinizi aşılatınız. Böylelikle hem kendinizi hem hastalarınızı koruyun. Aşı çok güvenli bir üründür. Bunu kullanınız ve avantajından mahrum kalmayınız'' çağrısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşıdaki adjuvan maddesiyle ilgili tartışmaları da değerlendiren Nicoll, hekimlerin dünyadaki otoritelerin web sayfalarını izleyerek aşının çocuklar üzerinde ne kadar etkili olduğunu takip etmelerini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konudaki her adımın titizlikle izlendiğini bildiren Nicoll, bir çok ülkede aşılamanın daha önce başlaması nedeniyle Türkiye'nin bunların sonuçlarını takip edebileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailelere de seslenen Nicoll, ''Çocuklarını koruma konusunda çok titiz davranan Türk aileleri, lütfen çocuklarınızı aşılatın ve korunmalarına katkıda bulunun. Zira bu aşının diğer yaptırdığınız aşılardan hiçbir farkı yok. Adjuvanlı ve adjuvansız aşılar arasında fark olduğuna dair kanıt yok. Tam aksine adjuvanlı aşıların avantajı var. Virüs değişiklik geçirirse bu aşılar daha geniş yelpazede koruma sağlar. Benim çocuklarım da adjuvanlı aşıyla aşılanacak. Türkiye'nin sahip olduğu aşılar diğer ülkelerdeki adjuvanlı aşılarla aynıdır'' ifadesini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek ateşi bulunan bir çocuğa bu belirti ortadan kalkıncaya kadar aşı yapılmaması gerektiğini belirten Nicoll, ancak sadece burun akıntısı gibi belirtiler olması halinde aşının yapılabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Tam da laboratuvarda A(H1N1) tanısı konmadığı sürece grip geçirenlerin tümünün aşılanması gerektiğini, domuz gribi geçirenlerin bile aşılanmasında sakınca olmadığını, hatta bunun antikor seviyesini yükselteceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''DSÖ AŞIYI DESTEKLİYOR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Merkezi Küresel Grip Programı Pandemi Hazırlık, Eğitim ve Bilgilendirme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hande Harmancı da pandemik grip aşısının, 60 yıldır yapılagelen mevsimsel grip aşısından farklı olmadığını, örgütün bu aşının arkasında olduğunu ve uygulamaları desteklediğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar dünya genelinde 65 milyon kişinin aşılandığını vurgulayan Harmancı, aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrı gibi beklenen yan etkilerin dışında herhangi bir beklenmeyen yan etkiye rastlanmadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşının eylül ayından itibaren ilk olarak Avustralya ve Çin'de uygulanmaya başlandığını anlatan Harmancı, Danimarka, Katar, İngiltere, ABD, Fransa, İsveç gibi pek çok ülkede de aşılama yapıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Aşı sonrası ölüm iddiaları konusunda DSÖ'nün ne gibi çalışmalar yaptığı'' sorusu üzerine Harmancı, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Her aşıda olduğu gibi bu aşı da piyasaya sürülüp insanlar üzerinde uygulanmaya başlandıktan sonra ulusal sağlık otoriteleri izlemler yapıyor. Aşıya bağlanan olaylar, ölümler ortaya çıkabiliyor. Fakat şöyle yaklaşmak lazım, 'Bu olay oldu ve arkasından öldü' demek için, iki olay arasındaki bağlantıyı araştırmak ve net bir şekilde ortaya koymak gerekir. Bu tip olaylar oluyorsa ölümün bu olaya bağlı olup olmadığının araştırılması lazım. Bütün ülkelerde de bu yapılıyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Hastalığın dünyada da Türkiye'de olduğu gibi gençleri mi etkilediği?'' sorusuna karşılık Harmancı, bu gribin her yıl görülen mevsimsel gripten farklı olduğuna işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribinin daha çok genç grupta ortaya çıktığını anlatan Harmancı, ''Küçük çocuklarda çok büyük oranlarda hastaneye yatış görüyoruz. Bu, mevsimsel gripte görmeye alışık olduğumuz bir durum değil. Hamileler de çok büyük risk altında. Özellikle hamileliğin sonlarında hastalık ortaya çıkarsa ölüm riski normal nüfusa göre 4-5 kat daha fazla oluyor. Dolayısıyla bu hastalığa normal grip diye bakmamak lazım'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Belirli ürünler alınarak veya bir beslenme yöntemi benimsenerek bu hastalıktan korunmanın mümkün olup olmadığı?'' sorusu üzerine Harmancı, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı benimsenmesinin bütün hastalıklar için tevsiye edilebileceğini fakat ''şu çayı içerseniz veya şunu yerseniz domuz gribi olmazsınız'' diye bilimsel açıdan kanıtlanan bir şey olmadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harmancı, ''DSÖ'nün tavsiyeleri arasında böyle bir şeyi bulamazsınız. Bağışıklık sistemi açısından beslenme, uyku ve stres düzeyine dikkat etmek bütün hastalıklar için önemli. Fakat şu andaki pandemik grip için aşının dışında, 'şunu yaparsanız hasta olmazsınız' gibi bir korunma sağlayabilecek herhangi bir madde bilimsel olarak kanıtlanmış değil'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El yıkama, maske gibi bireysel korunma yöntemlerinin de hastalığın bulaşmasını önleyebileceğini kaydederek, ''Bunlar da aşı da çok önemli. Niye hepsini kullanmayalım? Elimizde var olan önlem paketinin hepsini kullanalım, ölümler olmasın'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Salgında bundan sonra neler beklendiği'' sorusuna karşılık, havaların soğumasıyla Türkiye'de olduğu gibi beklenenden çok önce hastalık aktivitesinin arttığını belirten Harmancı, bu artışın bir süre daha devam edeceğini ama ne kadar daha devam edeceğinin öngörülemediğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harmancı, virüste bir değişiklik olup olmadığının sürekli izlendiğini ifade ederek, ''Büyük bir salgının yaşandığı Ukrayna'da virüsün değişim gösterdiği'' iddialarıyla ilgili şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''DSÖ'nün dünya genelinde ülkelerde birlikte çalıştığı 100'den fazla ulusal grip laboratuvarı, 5 de referans laboratuvarı var. Ukrayna'dan alınan örnekler İngiltere'deki merkeze gönderildi ve buradan gelen sonuçlara göre virüste anlamlı bir değişiklik olmadığı gösterildi. DSÖ dünya sağlığı için çalışan bir örgüt. Herhangi bir bilgiyi saklamamız söz konusu olamaz. Elbette var olan bilgi paylaşılır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harmancı, vatandaşların güvenilir kaynaklardan bilgi edinmelerini, DSÖ'nün, Avrupa'daki sağlık kurumlarının ve Sağlık Bakanlığının bilgilerine güvenilmesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin'de 11 milyon kişinin aşılandığını, aşıdan sonra 2 ölüm görüldüğünü, otopsiden sonra bu ölümlerin altta yatan hastalıklara bağlı olduğunun gösterildiğini vurgulayan Harmancı, bu aşıdan korkulmaması gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''TÜRKİYE ŞEFFAF DAVRANIYOR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi Başkanı Maria Cristina Profili de 2006'daki kuş gribi salgınından dolayı ciddi bir bilgi birikimine sahip Türkiye'nin domuz gribine karşı ciddi bir hazırlık evresi geçirdiğini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profili, ''Türkiye'nin hazırlık seviyesi, uygulamalar çok iyi, durum kontrol altına alınmış durumda. Tam bir şeffaflık içinde hareket ediliyor'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;Haber7.Com&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-7799191434012717536?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/7799191434012717536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-salgn-yaylyormu-domuz-gribi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7799191434012717536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/7799191434012717536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-salgn-yaylyormu-domuz-gribi.html' title='Domuz Gribi Salgını Yayılıyormu ? Domuz Gribi Salgını Nerelerde Var ?'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-474846895009868543</id><published>2009-11-21T04:13:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:13:33.621-08:00</updated><title type='text'>Yıllarca Yediğimiz Zararlı Yemekler Nelerdir ? Yıllarca Yediğimiz Zararlı Yemeklerin İsimleri ! Yıllarca Yediğimiz Zararlı Yemekler</title><content type='html'>Birçok insan, sağlıklı yaşamak için yemek seçimlerine özen gösterir. Çocuklar için seçilen yemeklerin protein ve mineral açısından zengin olmasına dikkat edilir. Bu titiz davranışlar içinde doğru bildiğimiz yanlışları yapmaktan da geri kalmayız.&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;Hastalandıklarında çeşit çeşit karışımlar hazırlanır ki çabuk ayağa kalkabilsinler. Aynı şekilde eşler birbirine, öğrenciler ev arkadaşlarına hastalandıklarında iyi bakabilmek için ellinden geleni yapar. Ancak sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz yiyecek ve içecekler bazen yanlış beslenmemize neden olabiliyor. Üstelik doğru bildiğimiz bu yanlışlar yalnız hastalık durumlarında yapılmıyor. Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. Et yemeklerinin yanında ayran içmek, yemek arasında su içmemek, balı sıcak su veya sütle karıştırmak bunlardan yalnızca birkaçı. Bu yanlışların neler olduğunu öğrenmek isterseniz uzman diyetisyenler Turgay Köse, Dilara Koçak ve bilim doktoru Haluk Saçaklı'nın tavsiyelerini okuyun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık yanında yoğurt yememek: Bilinenin aksine balık tazeyse yoğurtla birlikte yenilmesinde sakınca yok. Zehirlenmenin sebebi yoğurt değil, balığın içinde bulunan 'histamin' proteini. Bu madde yoğurtta da olduğundan, birlikte yenildiğinde vücuttaki 'histamin' miktarı artabiliyor ve alerjik durumu olan kişilerde kızarıklığa ya da kaşıntıya neden olabiliyor. Balığınızın tazeliğine güveniyorsanız, yoğurtla birlikte tüketmenizin hiçbir sakıncası yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekmeze yoğurt veya süt eklemek: Genellikle anneler faydalı olduğunu düşündüğü için çocuklarına yedirdikleri pekmeze yoğurt veya süt katar ya da tam tersi süte pekmez ekler. Hâlbuki sütün içinde bulunan kalsiyum, pekmezde bulunan demirin emilimini azaltıyor. Demir, C vitamini ile birlikte tüketildiğinde emilim artıyor ve C vitamini demirin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlıyor. Bu sebeple pekmez, süt yerine portakal suyu ile karıştırılırsa çok daha faydalı olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et yemekleri yanında ayran içmek: Et yemeklerinin yanında ayran içmek vazgeçilmez geleneklerimizdendir. Fakat yukarıda anlattığımız nedenden dolayı et ve ayranı ya da yoğurdu bir arada tüketmemek gerekiyor. Etteki demirin emilimini, ayrandaki kalsiyum azaltıyor. Eğer et yemeklerini de C vitamini ile birlikte yerseniz emilim artacaktır. Mesela et yemeğinin yanına, içinde maydanoz ve biber olan bol limonlu bir salata hazırlayabilirsiniz. Böylece C vitamini açısından zengin olan maydanoz, biber ve limon sayesinde etteki demirden maksimum fayda sağlarsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ispanağı yoğurtla birlikte yemek: Ispanakta da demir vitamini olduğundan yoğurtla yememeniz gerekenlerden. Sadece ıspanağı değil, içinde demir olan yiyecekleri kalsiyumla tüketmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yanında su içmemek: Birçoğumuz yemek yerken su içmenin kilo aldıracağını düşünürüz. Ne kadar susasak da su içmeyi yemekten 1-2 saat sonrasına saklarız veya yemeğe başlamadan içeriz. Kulaktan dolma bu inancın tersine yemek sırasında su içmek kilo aldırmaz, tam tersi iştahı yatıştırmaya yardımcı olur. Yalnızca sindirim sorunu olanlar yemek sırasında su içmemeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç karnına limonlu, sirkeli su veya greyfurt suyu içmek: Kilo problemi olan birçok insan, aç karnına sirkeli, limonlu su veya greyfurt suyu içmenin zayıflatacağını düşünür. Suya eklenen limon veya greyfurt, C vitamini içeriği dolayısıyla, güne başlarken kendini iyi hissetmenizi sağlayabilir. Ancak bu uygulamanın ne yazık ki zayıflatıcı hiçbir etkisi yok. Hatta sindirim sisteminizde rahatsızlık varsa sirkenin zararlı etkileri de olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinyağı, katı yağlar gibi kilo aldırmaz: Zeytinyağı kalp ve damar sağlığı için faydalı olsa da kilo yapma bakımından diğer yağlardan farksız. Zeytinyağı da olsa margarin de olsa bütün yağların 1 gramı 9 kalori enerji veriyor. Yani zeytinyağı da gereğinden fazla tüketildiğinde kilo yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balı sıcak sütle karıştırmak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi biraz kötü hissettiğimizde, grip olacağımızı düşündüğümüzde hemen aklımıza gelir sıcak suya bal ve limon karıştırıp içmek. Sıcak sıcak içmeye önem verdiğimiz bu karışımın boğazlarımıza iyi geleceğini düşünürüz. Sıklıkla yaptığımız bu yanlış, aslında baldaki protein, mineral ve enzimlerin kaybedilmesine neden oluyor. 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalan bal, tüm besin değerini yitiriyor ve sıcak suyun, sütün ya da çayın içinde yalnızca tatlandırıcı işlevi görüyor. Bu nedenle balı ılık su, süt veya meyve suyu ile tüketmeye özen gösterin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolesterolü artırır diye yumurta yememek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurta anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağı olarak kabul edilir. Bu sebeple hiçbir sağlık problemi olmayanlar günde 1 yumurtayı rahatlıkla yiyebilir. Kolesterol, şeker veya tansiyon gibi problemi olanların haftada 2 yumurta tüketmesi daha uygu. Yumurtayı haşlama olarak yiyebileceğiniz gibi menemen, omlet, çılbır şeklinde 1 tatlı kaşığı yağ ile tüketebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kepek ekmek ve light ürünler, kilo aldırmaz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kepek ekmeğinin kalorisi, beyaz ekmeğe göre biraz daha az olduğundan, kadınlar genellikle kepek ekmek yemeyi tercih ediyor. Ancak kepek ekmek ile beyaz ekmek arasında çok büyük bir kalori farkı yok. 'Nasılsa kalorisi az' diye kepek ekmeğini fazla tüketenler ise zayıflamak yerine kilo alıyor. Aynı şekilde üzerinde light yazan yiyecek ve içeceklerin tüketimlerine de dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bu ürünlerin içinde şeker olmamasına rağmen yağ, un, tuz gibi lezzet veren öğeler var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten hemen sonra meyve yememek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra meyve yenilmesinin yağlanmaya sebep olacağı düşünülür. İkinci tabak yemek yerine, bir porsiyon meyve (1 elma, 1 portakal, 2 mandalina veya 1 armut ) yemek daha az enerji alımını yani daha az yemeyi sağlar. O nedenle yemek sonrası doygunluk sağlanamıyorsa, aşırıya kaçmayarak meyve yenilebilir. Ancak her besinin aşırı tüketilmesi yağ olarak depolanmasını artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2499215859663717123-474846895009868543?l=a-gribi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://a-gribi.blogspot.com/feeds/474846895009868543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/yllarca-yedigimiz-zararl-yemekler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/474846895009868543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2499215859663717123/posts/default/474846895009868543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://a-gribi.blogspot.com/2009/11/yllarca-yedigimiz-zararl-yemekler.html' title='Yıllarca Yediğimiz Zararlı Yemekler Nelerdir ? Yıllarca Yediğimiz Zararlı Yemeklerin İsimleri ! Yıllarca Yediğimiz Zararlı Yemekler'/><author><name>CLasSH0T3R</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18033694281196255179</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2499215859663717123.post-8052090893502495268</id><published>2009-11-21T04:12:00.001-08:00</published><updated>2009-11-21T04:12:33.099-08:00</updated><title type='text'>Kanseri Önleyen Gıdalar Nelerdir? Kanseri Önleyen Gıdaların isimleri Nelerdir?</title><content type='html'>Prof. Dr. Tufan Koray, İzmir Körfezi'nde yetişmiş kefal türleri, dipten beslenen ve iç körfeze kadar giren pisi balığı gibi türlerin, insan sağlığı için zararlı ağır metaller içerdiğini, bu maddeler arasında kanser yapıcıların da bulunduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;Ege Üniversitesi (EÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Koray, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile üniversitenin 5 yıl süren bir çalışma yaptığını, proje kapsamında iç körfezden alınan balıklardaki toksin ve zehirli organizmaların incelendiğini belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir'in kanalizasyonunun körfeze akmasını engelleyen Büyük Kanal Projesi'nin iyi sonuç verdiğini, proje öncesinde körfezin çok daha kirli ve kötü kokulu olduğunu anlatan Koray, projen
